Doğan Kaya


MAHMUT İLE NİGAR

MAHMUT İLE NİGAR


(32)
-Oğlum! Hepimiz de bunların haline acıyoruz, acımaz değiliz. Fakat, elimizden gelen bir çare yok. Bunların haline acımayan zaten vicdansız saydır. Bunların önünü alacak bir adam var şehirde. Ancak alsa alsa önünü o alır. Başka kimsemiz alamayız.
Kamber, ihtiyar ellerine sarıldı.
-Amca, kurban olayım kimdir o adam? Dedi ki:
-Oğlum, paşanın amcası vardır. İsmine Hasan Ağa derler. Ancak o adam alır bunun önünü.
O zaman Kamber’in tınnn kafası yerine geldi, ihtiyara sarıldı.
-Amca kurban olayım. Ben Hasan Ağa’yı çok yakinen tanırım. Fakat, evini bilmiyorum. Etme, şunu bana göster, dedi.
-Gel göstereyim dedi adam. Kamber’in önü sıra, Kamber peşi sıra koştular. Koşa koşa Hasan Ağa’nın kapısının önüne geldiler. Adam dedi ki:
-Oğlum, işte burası. Koca paşanın amcasının evi, biz giremeyiz, sen gir, zaten ölmüşsün ağlayanın yok.
Kamber kapılan takır takır dayadı. Hasan Ağa zaten bunları Nigâr’ın köşküne gönderirken oradaydı, konuşmuştuk. Bunlar gittiler altı saat. Hasan Ağa iki saat kadar oturmuş, evine gelmiş. İhtiyar... Elbisesini çıkartmış, gecelik elbisesiyle kafası yüzü açık, ayağı yalınayak, yatağının üstüne uzanmış dinleniyor. Hiç kimsesi yoktur. Oğul, kız, avrat, hiç bir şeyi yok. Kamber ağlayarak geldi, Hasan Ağa’nın ayaklarına kapandı. Hasan Ağa, ayağa kalktı.
-Oğlum Kamber, ne oldu?
-Sorma amca, dedi. Ne olacak, paşa kardeşim Mahmut’la kızı Nigâr Hanım’ı cellata verdi. Cellatlar dolandırıyorlar ki, götürüp siyaset meydanında kafasını kese, üleşlerini denize ata. Ben sana habere geldim.
Hasan Ağa yatağından fırladı.
-Ben zaten bugün için yaşıyordum, dedi.
Kalktı. Aceleyle ayaklarını giyemedi. Kavuğunu da kafasına örtemedi. Gecelik elbisesiyle... Duvardan bastonunu aldı.
-Ne tarafa gittiler oğlum, dedi.
O yan sokaktan döndüler, önlerine çıktılar ki Mahmut’la Nigâr Hanım önde, iki cellat kılıçlar ellerinde peşlerinde, bütün ahali arkaları sıra... Kimi gülüyor, kimi tan ediyor, kimi zarilenerek dolanıyor. Bunu gören Hasan Ağa. ileriye geldi, bastonunun ince tarafından tutup da gagartlı tarafı ile cellatların birinin kafasına öyle bir çarptı ki, gagart kopup fırlattı, gitti alttan yukarı. Cellat geriye sıçradı.
-Amca, bana neye vuruyorsun, ben emir kuluyum, dedi.
-Bunları alın da gelin bakayım arkam sıra, dedi.
Milleti kovdular. Hasan Ağa, mecburi olarak bunları arkasına alıp doğruca gelip paşanın huzuruna durdu. Paşa bunu görünce, sıçrayıp yerinden kalktı. Kılıcım çekip kınından çıkardı. Cellata;
İleriye zorlayınca. Hasan Ağa önüne geldi.
-Dur paşam gazaplanma, cellatın günahı yoktur, ben getirdim, dedi. Neye getirdin?
-Ben, dedi. Âşığım sana verirken; “Benim âşığım bir kabahat işlerse, cezasını bana bırakırsan âşığımı sana veririm; şayet sen ceza vereceksen, ben acı isem âşığım da aç olsun.” dedim. Sen de  “Amca, âşığın ne kabahat işlerse, cezasını sana vereceğim; sen de ne ceza verirsen, ona razı olacağım.” dedin. Vezirlerin de bütün duydu. Ben de âşığımı sana verdim. Ben gelmeden sen benim âşığıma neden ceza verdin? Kızına ceza verirsen verebilirsin, o senin kızın. Benim âşığımın cezasını benim vermem lâzım. Kat’iyyen senin verdiğin cezaya razı değilim, dedi.
Paşa da dedi ki:
-Amca! Evet, sana söz vermiştim ama senin âşığının böyle kabahat işleyeceğini ben hatırımdan bile geçirmiyordum. Ufak tefek kabahati olursa, amcam cezalar, ben de razı olurum, demiştim. Senin âşığın öyle bir kabahat işledi ki, ancak gebermesi paklar. Başka kimse elimden alamaz.
-Öyleyse, önce benîm ölmem lâzım, sonra da âşığın ölmesi lâzım, dedi. Evvelce benim kafamı kestir cellata, sonra âşığımın kafasını kestir. Benim canım bedenimdeyken. kat’iyyen âşığımın kafasını kestirmem, dedi.
-Öyle mi?
-Öyle.
-Peki amca, dedi. Sen âşığına ceza versen, ne gibi ceza verirsin?
-Razı olur musun cezaya, dedi.
-Olurum, iyi ceza verirsen.
-Öyle bir ceza vereyim ki oğlana, dedi Hasan Ağa, bütün âleme ibret olsun.
-Ver bakayım, ne cezası, dedi. Dedi ki:
-Benim yeğenimin zaten satılık çağı gelmiş. Bu iki gönül birbirini sevmiş. Bunlan birbirine akd-i nikâh edelim, şehirden kovalım. Giderler, orada burada sürünürler. Bu onlara ölümden zor. DEVAMI YARIN
 



YAZARLAR