TÜRK-İSLAM HARİKASI-1
“Türk” sözüne milli kaynaklarda ilk defa Gök Türk yazıtlarında rastlamaktayız. “Türk” kelimesi “Türemekten” gelmektedir. “Türük” kelimesinin –ü harfi zamanla düşerek “Türk” sözcüğü kalmıştır. Tarihte Müslüman Oğuz Türklerine Türkmen denilmiştir. Türkler, İslamiyet’ten önce Gök Tanrı’ya inanırlardı. O dönemde gelişen Arap fetihleri sayesinde İslam’la tanışan Türkler, bu dini araştırıp inceleme fırsatı bularak kendi aralarında yayılmasını sağlamışlardır. Ta ki 751 Talas Savaşı’na kadar. Türklerin kitleler halinde İslamiyet’i kabul etmelerinde Talas Savaşı milad olarak kabul edilir. Buradan Türklerin bu savaş esnasında veya sonrasında bir anda İslam dinini kabul ettikleri anlaşılmamalıdır. Çünkü Türklerin tarihi çok eski yıllara dayanır ve göçebe bir hayat yaşamına tabi oldukları için de birçok bölgeye yayılmışlardır. Bundan dolayı uzun soluklu bir tanışma ve araştırma neticesinde Türkler –Talas Savaşı da bu geçişe öncülük ederekten- İslamiyet’i kabul etmişlerdir. Başlangıçta Araplarla ilişkiler çok sert gelişmektedir. Araplarla Türkler arasında yıllar süren savaşlar olmuştur. Savaşların akabinde kimilerince tabir edildiği gibi Türkler “Kılıç zoruyla” Müslüman olmamışlardır. Türklerle Araplar arasındaki ilişkiler 751 Talas Savaşı’yla iyileşir. Çin ordusundaki Türkler, saf değiştirerek Müslümanlar yanında savaşırlar ve Çinliler savaşı kaybeder. Bu tarihten itibaren Araplar ve Türkler arasındaki ilişkiler iyileşir ve bundan sonra da İslamiyet tanınarak Türkler arasında yayılır. Türklerin Müslüman oluşu yaklaşık 4-5 asırlık bir süreci kapsar. Sonuç itibariyle Türkler ne bir anda 751 Talas Savaşı’yla, ne de kılıç zoruyla zoraki İslamiyet’i kabul etmişlerdir. Genelde kitleler halinde geçişler tarihçilerin de tabiriyle bölgedeki Türk devlet hükümdarları İslamiyet’i tanıyıp kabul edince, tebaası da doğal olarak bu dine tabi olmuştur. Tarihte Türkler birçok dinin mensupluğunda yeryüzünde varlık göstermişlerdir. Örneğin Maniheizm, Budizm, Yahudilik, Hristiyanlık, Şamanizm ve İslamiyet gibi dinlere mensubiyetleri olmuştur. Türklerin yapısına en uygun gelen din İslamiyet olduğu için zamanla Türkler İslamiyet’i benimsemiş ve Anadolu’nun İslamlaşmasında da büyük görevler almışlardır.
Türklerin İslamiyet’i kabulüne baktığımızda birden çok sebep ve benzerliğin göze çarptığını görürüz. Özellikle dini inançlarda büyük oranda bir örtüşme mevcuttur. Her ikisinde de tek tanrıya inanç ve ahiret inancı vardır. Zina, adam öldürme, hırsızlık ve domuz eti yemenin yasak olduğu görülür. Türklerde de çok eşliliğin var olması, tanrıya kurbanlar kesilmesi ve bu kurbanlar arasında domuzun olmaması. Yine Türklerin inancında Müslümanlar gibi putçuluğun var olmaması. Buradan mütevellit; Eski Türklerde görülen “Balbal” taşlarının, tapınılan putlar değil; kişinin anılması için mezarının başına dikilen taşlar olduğunu ifade edelim. Bunun yanı sıra ekonomik olarak Müslüman tüccarlarla ticaret yapılarak onların yakından tanınması ve bu sosyalleşme sürecinde Müslümanların güvenilir ve güzel ahlaklı insanlar olduklarının görülmesi. Müslümanların Türklere karşı hoşgörülü olmaları, bir başka sebep ise Türklerin Arap ordularında askerlik görevi ifa etmeleri sonucu İslamiyet’i yakından tanımaları gibi sebepler Türklerin İslamiyet’i seçmelerinde etkili olmuştur.
Özetle; Türkler, en eski devirlerden beri “Tek Tanrı”ya inanan bir milletti. Kendi özgür iradeleri ile zaman içerisinde İslamiyet’i tanıyarak seçtiler ve kabul ettiler. Türk ve İslam sentezi zamanla o denli bir uyum sağladı ki; artık dünyada İslamiyet, Türk’ün dini olarak algılanıyor ve dilleniyordu.
“Devamı Haftaya”