SİVAS'IN UZUN KIŞ GECELERİ BÖYLE GEÇMEZDİ...
Sivas’ın uzun ve çetin kış günlerinde hafızam beni hep aynı yere götürür: sıla-i rahime… Karın sessizce yağıp sokakları beyaza bürüdüğü akşamlarda, evde oturmak neredeyse ayıp sayılırdı. Hemen her akşam ya biz halamlara, amcalara, dayımlara, teyzemlere giderdik ya da onlar bize gelirdi. Kapılar kilitlenmez, gönüller kapanmazdı.
Kış gecelerinin unutulmaz şenlikleri vardı. Tel helvası çekimi mesela… Ama ondan önce mutlaka sofraya hingel gelirdi; bazen de munbar dolması, çorba olarak da mutlaka peskütan… Hele hele erişteler. o doyulmaz pezük turşuları ve lahana turşuları eşliğinde… Yemek sadece karın doyurmak için değildi; aynı zamanda bir bahaneydi. Bir araya gelmenin, paylaşmanın, aynı ekmeği bölüşmenin bahanesi. Sofra toplandıktan sonra sıra kollektif bir işe gelirdi: tel helvası. Herkes bir ucundan tutar, helva uzadıkça sohbet koyulaşırdı. Gülüşler, takılmalar, çocukların sabırsızlığı… Hepsi bir aradaydı.
Yüzlere atılan unlar, sonrasında hoşafla ikram edilen helvalar…
Ve bitmesini istemediğiniz o çay sefası… Sobanın başında, koyu sohbetler eşliğinde…
O anlar farkında olmadan hafızamıza kazındı. Aradan geçen yıllar her şeyi değiştirdi ama bize kalan en kıymetli miras o anılar oldu. Bugün dönüp baktığımda anlıyorum ki, o kış gecelerinde sadece helva çekilmezdi; bağlar güçlenir, hatıralar yoğrulurdu.
Şimdi ise uzun kış geceleri bambaşka… Sıla-i rahim ne yazık ki yok denecek kadar az. Herkes kendi evinde, televizyonun karşısında. Evlerin içini artık televizyonun sesi dolduruyor. Diziler, filmler, yarışmalar insanları eğlendiriyor belki ama bir şeyleri de sessizce eksiltiyor.
Eskiden evlerde çocukların şen kahkahaları vardı. Aile büyüklerinin kendi aralarındaki derin muhabbetleri, geçmişten anlatılan hikâyeleri, nasihatleri… O sesler dünyalara bedeldi. Şimdi ise aynı evlerde sessizlik, ekranlardan gelen yapay bir gürültüyle örtülüyor.
Zaman değişiyor, buna itiraz etmek mümkün değil. Ama bazı değerler vardı ki zamana direnmeliydi. Sıla-i rahim bunların başında gelirdi. Belki tel helvası artık çekilmiyor, hingel her sofrada yapılmıyor ama insan insanla yine de yan yana gelebilirdi.
Uzun kış geceleri hala uzun. Belki bir akşam televizyonu kapatıp bir kapı çalsak, bir çay demlesek, bir hatır sorsak… Kim bilir, belki o eski kış gecelerinden bir parça yeniden içimize düşer.