Teknolojinin sınır tanımadığı bir çağda, geleneksel el emeği meslekler bir bir sahneden çekiliyor. Ancak Sivas’ta yıllarını matbaacılığa vermiş olan Hikmet Uzunoğlu, dijitalleşmenin hızına rağmen hâlâ mürekkep kokusuyla, çarkların sesiyle çalışan matbaa makinelerinin başında mesleğini sürdürüyor. O, yalnızca bir matbaacı değil, aynı zamanda geçmişin izlerini bugüne taşıyan bir kültür elçisi.
Günümüzde gazeteler artık dijital ortamda hazırlanıyor, birkaç tuşla yüksek çözünürlüklü baskılar alınabiliyor. Bilgisayar ekranında sayfalar düzenleniyor, dijital baskı makineleri saniyeler içinde yüzlerce nüsha çıkarıyor. Fakat Hikmet Uzunoğlu'na göre, bu kolaylıkların ardında kaybolan çok değerli bir şey var: emek, ruh ve matbaanın kendine has kokusu.
“Gazeteyi o demir yığınlarıyla bastığınızda, her harf yerli yerine elle yerleştirilir, her sayfa gözle kontrol edilir” diyor Uzunoğlu. “O çarklar dönerken çıkan ses bile bir sanat gibi gelir kulağa. Bugünkü dijital baskılar hızlı ama ruhsuz.”
Mesleğin geleceğinden endişeli olan usta, gençlerin matbaacılığa olan ilgisizliğini de üzüntüyle dile getiriyor. “Bu işi öğrenmek isteyen genç yok. Bilgisayarla iş yapmayı tercih ediyorlar ama matbaanın başında çalışmak farklıdır. Terlersin, uğraşırsın, her basım bir mücadeledir. Yaşı geçmiş olanlar da dijital sistemleri öğrenemiyor. Bir boşluk oluşuyor. Bu yüzden matbaa makineleri daha uzun yıllar kullanılacak ama bu işi yapanlar gittikçe azalacak.”
Uzunoğlu için matbaacılık, yalnızca bir meslek değil; geçmişe duyulan saygının, emeğe verilen değerin bir ifadesi. Her gazetenin içinde biraz alın teri, biraz sabır, çokça da sevgi olduğunu söylüyor. “Bu iş sevgi ister, ruh ister. Yoksa sırf para kazanmak için bu makinelerin başında kimse durmaz.”
Matbaa makinesinin başında geçen bir ömrü, dijital çağın hızına karşı dimdik durarak sürdüren Hikmet Uzunoğlu, belki de kaybolmaya yüz tutmuş bir sanatın son temsilcilerinden biri. Onun hikayesi, sadece bir mesleğin değil; bir kültürün, bir dönemin ve emeğin hikayesi.