Osmanlı Devleti’nin 1867 yılında kabul ettiği Teşkil-i Vilâyet Nizamnâmesi, Anadolu’nun idari haritasını kökten değiştiren bir dönüm noktası oldu. Bu düzenlemeden önce Sivas, merkezi Tokat olan ve geniş sınırları kapsayan Rum Eyaleti içinde yer alıyordu. Yeni sistemle birlikte Rum Eyaleti lağvedilirken, yerine idari merkezi Sivas şehri olan Sivas Vilayeti kuruldu. Bu değişim, Sivas’ın bölgedeki siyasi ve askeri gücünü pekiştirerek kendi adıyla anılan dev bir yapının kalbi olmasını sağladı.
Sivas’ın Kanatları Altındaki Üç Büyük Sancak
Yeni kurulan Sivas Vilayeti, geniş coğrafyasını kontrol edebilmek için üç ana sancağa bölündü. Vilayetin kalbi sayılan Sivas Sancağı, idari merkez olmanın tüm avantajlarını taşıyordu. Batıda ise bugünkü meyve bahçeleriyle ünlü Amasya Sancağı, 8 kaza ve 28 nahiyesiyle Sivas’a bağlı bir idari birimdi. Doğuda ise günümüzde Şebinkarahisar olarak bildiğimiz Karahisar-ı Şarki Sancağı, 4 kaza ve 12 nahiye ile vilayetin doğu sınırlarını koruyordu. Bu üçlü yapı, Sivas’ı Karadeniz ile İç Anadolu arasında dev bir yönetim köprüsü haline getirdi.
1914 Nüfus Kayıtlarında Milyonluk Şehir

Osmanlı’nın son dönemlerine ait demografik veriler, Sivas’ın o dönemdeki görkemini rakamlarla kanıtlıyor. 1914 yılı nüfus verilerine göre sadece merkez Sivas Sancağı’nın nüfusu 1 milyon 153 bin 443 kişi olarak kayıtlara geçmişti. Aynı dönemde Amasya Sancağı 249 bin 481, Karahisar-ı Şarki Sancağı ise 59 bin 324 kişiye ev sahipliği yapıyordu. Bu devasa nüfus yoğunluğu, Sivas Vilayeti’ni Anadolu coğrafyasının en kalabalık ve ekonomik açıdan en canlı idari birimlerinden biri konumuna taşıdı.
14 Kaza ve 48 Nahiye: Sancak Merkezi Sivas
Vilayetin en güçlü birimi olan Sivas Sancağı, 1909 yılı itibarıyla idari olarak çok parçalı ve düzenli bir yapıya sahipti. Toplamda 14 kaza ve 48 nahiyeden oluşan bu sancak, bölgenin ticaret ve kültür trafiğini yönetiyordu. Geniş bir coğrafyaya yayılan bu kazalar, Sivas’ın köylerinden en uzak uç noktalarına kadar devlet otoritesinin ve sosyal yaşamın hissedilmesini sağlıyordu. Şehir, Selçuklu döneminden devraldığı "merkez olma" vasfını bu sancak yapısıyla Osmanlı’nın sonuna kadar başarıyla sürdürdü.
Tarihten Cumhuriyete Kalan Miras
Sivas’ın Selçuklu’dan Osmanlı’ya uzanan ticaret, kültür ve yönetim merkezi olma özelliği, 1867 Nizamnamesi ile kurumsallaşmış bir vilayet yapısına dönüştü. Bugün Sivas denildiğinde akla gelen o köklü tarihsel ağırlık ve şehirleşme bilinci, işte bu Osmanlı vilayet geleneğinin bir mirasıdır. Cumhuriyet döneminde de bu idari temel üzerine şekillenen Sivas, günümüzdeki sınırlarına ve toplumsal kimliğine bu tarihi süreçlerin sonunda kavuştu. Geçmişin sancaklarından bugünün ilçelerine uzanan bu yolculuk, Sivas’ın Anadolu’daki vazgeçilmez yerini korumaya devam ediyor.