Bu söz, sadece bir slogan değil; milletin kendi kaderine sahip çıktığı tarihi bir duruşun ifadesidir. Bugün, hain darbe girişiminin 10. yıl dönümünde, 15 Temmuz'u yalnızca bir takvim yaprağı olarak değil, milli iradenin büyük bir ruh ve birlik içerisinde yeniden ayağa kalktığı gün olarak hatırlıyoruz.
15 Temmuz gecesi, tankların, silahların ve karanlık hesapların karşısında dimdik duran yalnızca vatandaşlar değildi. O gece hedef alınan kurumlardan biri de basındı. Çünkü darbeciler çok iyi biliyordu ki gerçekleri susturabilmek için önce haberin sesini kısmak gerekiyordu. Televizyon ekranlarını karartmaya, yayınları kesmeye, gazetecileri susturmaya yönelik girişimler, aslında milletin haber alma hakkına yapılmış bir saldırıydı.

Ancak hesap edemedikleri bir gerçek vardı: Özgür basın susturulamazdı. Gazeteciler, yayıncılar ve medya çalışanları, can güvenliklerini ikinci plana bırakarak görevlerinin başında kaldılar. Mikrofonlar susmadı, kameralar kapanmadı, matbaalar durmadı. Çünkü o gece doğru bilgi, milletin en büyük gücüydü.
Aziz Türk Milleti de bu baskılara boyun eğmedi. Meydanlarda gösterdiği kararlılığı, bilgiye ve gerçeğe sahip çıkarak da ortaya koydu. Basına yönelik baskılar milletin iradesiyle boşa çıkarıldı; karanlığın yerine hakikatin sesi yükseldi.
Bugün geriye dönüp baktığımızda görüyoruz ki 15 Temmuz'un unutulmayan ve unutturulmaması gereken yönlerinden biri de basının verdiği demokrasi mücadelesidir. O gece özgür basın, sadece haber aktarmadı; milletin iradesinin dünyaya duyurulmasına da aracılık etti.
Biz basın mensupları olarak 15 Temmuz ruhunun ne anlama geldiğini en iyi bilenlerdeniz. Çünkü özgürlüğün değerini, susturulmak istenen seslerin ne kadar önemli olduğunu yaşayarak öğrendik. Basın özgürlüğü, yalnızca gazetecilerin değil, toplumun tamamının ortak kazanımıdır. Gerçeklerin özgürce konuşulabildiği bir ülkede demokrasi güçlenir, milli irade sağlam temeller üzerinde yükselir.
15 Temmuz, demokrasiye sahip çıkmanın, birlik olmanın ve özgürlüğün bedelini unutmamanın adıdır. Bu ruhu yaşatmak; şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anarken, aynı zamanda özgür basının ve milli iradenin önemini gelecek nesillere aktarmak hepimizin ortak sorumluluğudur.
Çünkü biliyoruz ki milletin iradesine sahip çıktığı yerde, karanlık hiçbir zaman kalıcı olamaz.
İrade bizimdir. Zafer de daima milletin olacaktır.



