Hayat, geriye doğru anlaşılır ama ileriye doğru yaşanır. Kierkegaard böyle söylüyor. İleriye doğru yaşadığımız, arkamıza dönüp baktığımız zamanda anladığımız ne çok mesele var. Annelik yaşarken telaşlı kargaşalı, çok anlamıyorsunuz ne yaşadığınızı, sonra dönüp arkanıza şöyle bir baktığınızda izliyorsunuz kendi gözümüzle anneliğinizi. Modern hayat bize ilişkilerin değil işin öncelikli olduğunu dikte ediyor. Fakat anneliğin cevabı yok, çocuk her yaşta karşımıza ayrı bir soru(n) ile çıkıyor.
Beni sever misin? Benimle ilgilenir misin? Sanırım sana ihtiyacım var! Bu soruları sorduğu zaman her defasında bizi yanında bulamazsa yazık etmez miyiz? Anneliğimize...
Yine modern hayat belirli bir mesleği olan kadını alkışlarken, sadece Annelik kimliğini alkışlamıyor. İşi esnek olabilecek boyuttaysa, bunu değerlendirmek lazım, diğer taraftan dernekler, vakıflar, vs. fazlasıyla aktif olan hanım efendiler, öncelik sırasını güncellemek lazım kimi zaman.
Kıymetli bir Ebruli ustasıyla program yapma imkânı bulmuştum. Anlattıkları çok manidardı. Not almıştım. Annelik üzerine yazmayı düşününce o notlara bir göz attım, çünkü ben Ebruli sanatını anneliğe çok benzettim. ´´Boyaların su yüzünde kalması için hem teknedeki suyun hem de boyaların değerlerinin ayarlanması gerekir. Teknedeki suyun yoğunluğunun değiştirilmesi için suya kıvam artırıcı olarak salep, keten tohumu, kitre gibi malzemeler karıştırılır. Yine boyaların su yüzeyinde dairesel açılarak dibe batmaması için boyalara sığır özü katılır. Su ve boyanın dengeli bir şekilde ayarlanması zorunludur. Ebruli sanatı dengenin sanatıdır. Sabır ve öz veri ister. Ebruli sanatçısı boyaları yüzeye serper fakat nasıl bir şekil alacağını asla tam olarak bilmez´´.
Sevgimizin içine sabır, hoş görü, fedakârlık katmak lazım, dengeli bir şekilde hayata hazırlarken, ne şekil alacağını asla bilemeyiz. Lakin, biz ebruli ustası edasıyla titizlikle muamele edersek, gül olmasını beklerken belki lale çıkar ama boyamız suyun dibine çökmez, yok olmaz gereken hassasiyeti gösterirsek.
Yok etmeye, harcamaya hazır bir sistem kollarımızı yeterince açamazsak, başka yerlerden o açığı kapatmaya çalışacaklar evlatlarımız.
Hata yapacak, düşecek, doğrulacak her defasında yanında olmak, ?seninleyim? demek, bazen kendi sosyal hayatımızdan bir adım vazgeçmek, hep hazır gıdalar yerine evde bir portakallı kek kokusuyla karşılamak. Unutulmaz anne eli değmiş hiçbir şey, ne olacak bu dünyada tüm hedeflerinizi gerçekleştirseniz mahrum ederek evlatlarınızı.
Vaade edilen bir Cennet var, hakkıyla yaparsan anneliği, kutlu nebi ne buyuruyor, ´´Cennet annelerin ayakların altında´´. Anneliğe bu kadar mana biçilirken, bu kadar mı zor? Sevmek zaman ayırmak, derdimiz makam mevki ise, işte Cennet ayaklarımızın altında var mı? Daha büyük bir makam?
Hadi teknelerin başına tam ayarında olsun her şey, bir gün Ebrumuz, nasıl olsa tamamlanacak elimizde imkân varken hali hazırda teknenin başındayken, aklımızda bir şey kalmasın. Elimizden geleni yapalım.
Sonra ufak bir dengesizlikle boyalarımız suyun dibine çökerse, tüm fırçaların sapları altından olsa ne fayda.