ABD´nin New York kentinde bir dokuma fabrikası... Çok ağır çalışma koşulları, çok uzun iş günleri ve buna karşın çok düşük ücretler. Koşulların her geçen gün daha da dayanılmaz hale gelmesi, kadın işçilerin artık tahammül sınırını zorlamaya başladı. Greve çıkma kararı alan kadınlar, taleplerini de açıkladılar: Daha iyi koşullarda çalışmak, On saatlik iş günü, Eşit işe, eşit ücret.. Takvimler 8 Mart 1857 gösteriyordu. 8 Mart dünya kadınlar gününün doğuş hikayesi, bazen hak hukuk kavgasına düşeriz. İhlal olduğunu düşünürüz hakkımızın bunun nedeni gerçekten hakkımızı bilmemekten geçer. Bizim kavgamız cinsiyetimizin üstünlüğünü kanıtlamak değil, seçimini yapmadığınız bir durum için üstün olduğunuzu idda etmeye gerek var mı ? Bence yok. Yaratılış gayemizde bu değil insan insana bir ilişki kurmak durumundayız. Eşit olmaya çalışırken, dengeyi bozuyoruz kimi zaman. Neden inşaatlar da erkekler çalışılır ? Çünkü ağırlık kaldırma açısından yapılarımız farklıdır. Beynimizin çalışma sistemi bile farklı. Farklı olmak bize kendimizi kötü hissettirmemeli. Zira bir çoçuğa ebeveyn olmak için, iki kişi lazım : erkek ve kadın. Şimdi soruyorum size, kadın olmadan yada erkek olmadan o çoçuk dünyaya gelebilir mi ? Tabi ki hayır, şimdi ister eşitiz diyin ister kadın üstün, ister erkek üstün diyin ne fark eder ? Kainatta herkesin bir görevi var. Adaletle taksim edilmiş görev. Elbette « kadına şiddete hayır » araştırmalarda şiddet gören insanların şiddete daha meyilli oldukları ortaya çıkıyor. Sizin kolayca hakaret ettiğiniz evladınız bunu kendi içinde normalleştiriyor ve onun için fark etmiyor. Kadın yada erkek önüne gelene futursuzca konuşuyor. Bir insana cinsiyetini hissettirmeden insan olduğunu hissettirmektir aslolan. Bizim kültürümüzde kilim dokuyan kadına, kadının saçının rengine, türküler yazılmıştır. Kadın anadır, kadın yuvayı yapandır. Karşı cinse düşman değiliz. Sadece boşanmayı seçtiğimizde, öldürülmek, sokak ortasında dövülmek istemiyoruz. Sonra namus kavramı da sadece bizimle ilgili bir durum değil. Sizin ki çapkınlık falan da olmuyor ! Namusun cinsiyeti olmaz. Ahlakın cinsiyeti olamaz. Aslında adalet arayışını 1857 de fark etmiş, bir topluluğunun adıdır. Belkide 8 mart, bu tarihe insan olmaları hasabiyle madur olan her kadın için saygı duymakla beraber. Tüm halklarım bazen farklılıklarım bazen eşitliğim teslim edilmiş, ben daha dünyaya gelmeden, kainatın kitabında ... Daha yaşanılır bir dünya için insan insana bir ilişki sürmek temennisiyle.