Sivas'ta yaşayan emekli demiryolu çalışanı ve ressam Arif Sayyar, çocukluk yıllarında başlayan sanat serüvenini, yaşadığı zorlukları, aldığı ödülleri ve gelecek nesillere bırakmak istediği kültürel mirası anlattı. Hiçbir akademik resim eğitimi almadan tamamen kendi çabasıyla sanatını geliştiren Sayyar, bugün hem Türkiye'de hem de uluslararası platformlarda tanınan bir ressam olarak çalışmalarını sürdürüyor.

Demiryollarında 33 yıl görev yaptıktan sonra emekli olan Arif Sayyar, meslek hayatı boyunca resim sanatından hiç kopmadığını belirterek, çocukluk yıllarında yaşadığı bir olayın kendisini sanata daha da bağladığını söyledi.

Arif Sayyar, sanat yolculuğunu şu sözlerle anlattı:

"1952 Sivas doğumluyum. Üç kuşaktır demiryollarında çalışan bir ailenin ferdiyim. Ben de 33 yıl Demiryollarında çalıştıktan sonra emekli oldum. Çalışırken aynı zamanda sanatla da ilgileniyordum. Sanat konusunda hiçbir yerden eğitim almadım. Tamamen alaylıyım. Ressamlık benim için Allah'ın verdiği bir lütuf."

İlkokul yıllarında yaşadığı olumsuz bir anının kendisini hırslandırdığını dile getiren Sayyar, o günü unutamadığını belirterek şunları söyledi:

"İlkokul 5. sınıftaydım. Okulun son dönemlerinde resim dersinde öğretmenim kulağımı çekerek bana 'Sen çok yeteneksizsin.' dedi. Bu söz beni çok incitti. Çok zoruma gitti. O gün kendi kendime hırs yaptım. O sözler beni yıldırmak yerine daha da güçlendirdi."

Ortaokul yıllarında karşılaştığı resim öğretmeninin ise hayatını değiştirdiğini ifade eden Sayyar, şöyle konuştu:

"Ortaokul ikinci sınıfta rahmetli Özdemir Baran hocamız okulumuza geldi. Bir gün kız arkadaşımın portresini çalışıyordum. Dikkatini çekmişim. Ders bitince herkes sınıftan çıkarken bana 'Sen kal oğlum.' dedi. Çok yetenekli olduğumu söyledi. O sözler bende büyük bir heyecan oluşturdu. Resme karşı ilgim daha da arttı ve sürekli resim yapmaya başladım."

Ancak bir yıl sonra yaşadığı başka bir olayın da hafızasında yer ettiğini belirten Sayyar, şu ifadeleri kullandı:

Sivas'taki Çeşmeler Bakımsızlıktan Yosun Tutuyor
Sivas'taki Çeşmeler Bakımsızlıktan Yosun Tutuyor
İçeriği Görüntüle

"Ortaokul üçüncü sınıfta aynı hocamızın eşi öğretmenimiz oldu. Bize bir resim konusu verdi ve 'Bir hafta sonra not vereceğim.' dedi. Bir hafta sonra bana sıfır verdi. Nedenini sorduğumda, 'Ben size resmi kendiniz yapın dedim, başkasına yaptırın demedim.' dedi. Ben de tahtaya aynı resmi yeniden çizebileceğimi söyledim. Kabul etti. Sınıf arkadaşlarım da resmi benim yaptığımı söyleyince tahtaya tekrar çizdim. Bunun üzerine notumu sıfırdan dokuza yükseltti. O gün de kendime olan güvenim daha da arttı."

Hayatının ilerleyen dönemlerinde meslek sahibi olduğunu ancak resimden hiçbir zaman vazgeçmediğini belirten Sayyar, Cumhuriyet Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü eski Başkanı Prof. Dr. Yaşar Serin ile tanışmasının kendisi için önemli bir dönüm noktası olduğunu söyledi.

"Mesleğe başladım ama resimden asla vazgeçmedim. Daha sonra Cumhuriyet Üniversitesi Resim Bölümü Başkanı Yaşar Serin hocamız bir tablomu gördü. Tanışma fırsatımız oldu. Bana söylediği sözler beni çok cesaretlendirdi. O zamana kadar kendimde o cesareti bulamıyordum. Bana, 'Sana bir resim sergisi açtıralım. Sen kendi yeteneğinin farkında değilsin. Birçok resim öğretmeniyim diyen kişi senin eline su dökemez.' dedi. Bu sözler benim resme olan aşkımı daha da artırdı. Ondan sonra daha çok çalışmaya başladım."

Bu süreçten sonra sergiler açmaya başladığını anlatan Sayyar, sanatının kısa sürede farklı şehirlerde ilgi görmeye başladığını belirtti.

"Önce Sivas'ta sergiler açtım. Daha sonra Türkiye'nin birçok ilinde eserlerimi sergileme fırsatı buldum. Ankara'da açtığım sergilerden birinde TRT yetkilileri eserlerimi gördü. Bana Cüneyt Bağdadi belgeselinde rol almam için teklif ettiler. Kabul ettim. Belgeselde oynadım. Ressam olduğumu öğrenince bu kez benim hayatımı anlatan 'İşimi Seviyorum' belgeselini çektiler. Yaklaşık üç ay sonra bu belgesel yayımlandı. Daha sonra 'Ömür Dediğin' adlı belgesel çekildi. Ardından yine farklı belgesellerimiz oldu. İnsan ilgi gördükçe yaptığı sanata daha çok bağlanıyor. Bu ilgi benim sanata olan sevgimi ve tutkumı daha da büyüttü."

Sanatındaki en büyük amacının Anadolu'nun kültürünü gelecek kuşaklara taşımak olduğunu vurgulayan Sayyar, eserlerini neden bu doğrultuda hazırladığını şu sözlerle anlattı:

"Benim hedefim bir kültürü gelecek kuşaklara devretmek. Anadolu köy yaşamını, tarihi eserlerimizi ve geçmişimizi resimlerimle geleceğe taşımaya çalışıyorum. Bugünkü hâllerini resmettiğimiz zaman belki yüz yıl sonra nasıl değiştikleri görülecek. Eskiden kağnılar vardı. Bugün torunlarım kağnıyı bilmiyor. Buharlı trenleri çalışıyorum çünkü gelecekte çocuklarımız onları da tanımayacak. Amacım, sanatımla geçmişimizi gelecek nesillere aktarmak."

Özellikle buharlı tren resimleriyle tanındığını söyleyen Sayyar, sanat çevrelerinden aldığı özel unvanı da paylaştı.

"Bizim sanat gruplarımız var. Çalışmalarımızı bu gruplarda paylaşıyoruz. Ressam Atınç Keserli Bey, bir buharlı tren çalışmamı gördükten sonra bana 'Trenlerin Efendisi' unvanını verdi. O günden sonra birçok kişi beni bu unvanla tanımaya başladı. Sadece Türkiye'de değil, uluslararası platformlarda da bu çalışmalarım ilgi görüyor. Örneğin Güney Afrika'da benim gibi buharlı tren çalışan bir kadın ressam var. Onun çalışmaları daha yüzeysel. Ben ise eserlerimde en küçük ayrıntıya kadar inmeye çalışıyorum. Detay benim için çok önemli."

Klasik tuval yerine telis kumaşı üzerine geliştirdiği tekniğin kendisine özgü olduğunu ifade eden Sayyar, bu yöntemin ortaya çıkış hikâyesini de anlattı.

"Resim sanatı normalde tuval üzerine yapılır. Ben yıllar önce telis üzerine çalışmayı düşündüm. Oğlum Ahmet Sayyar da ressamdır. Birlikte bu tekniği geliştirdik. Normal bir tuvalde bir resmi tamamlamak için bin fırça darbesi gerekiyorsa telis üzerinde aynı resmi bitirmek için yaklaşık dört bin fırça darbesi atmanız gerekiyor. Çok daha zahmetli ama telisin dokusu Anadolu toprağını yansıtıyor. Anadolu kültürüyle çok uyum sağlıyor. Bu nedenle Anadolu konulu resimlerimi özellikle telis üzerine çalışıyorum."

Hayatı boyunca birçok ödül aldığını belirten Sayyar, kendisi için en anlamlı başarının ise Dünya Ressamlar Kitabı'na girmek olduğunu söyledi.

"Aldığım ödüller arasında benim için en anlamlısı Dünya Ressamlar Kitabı'na girmem oldu. Bir hocamız benden bir yarışma için eser istedi. Konu fakirlikti. Ben de 'Fakir ile Şaşkın' isimli tablomu gönderdim. Resimde köyde yaşayan çok yoksul bir çocuk vardı. Ayakkabısını bile ters giymişti. Çocuğun şaşkınlığı ve yoksulluğunu anlatan bir çalışmaydı. Bu eserim Dünya Ressamlar Kitabı'na girmeye hak kazandı ve aynı zamanda ödül aldı. Türkiye'yi ve Sivas'ı temsil etmek benim için büyük bir gururdu."

Emekli olduktan sonra en büyük hayalini de gerçekleştirdiğini söyleyen Sayyar, Sivas'ta ressamları aynı çatı altında topladıklarını belirterek sözlerini şöyle tamamladı:

"Sivas'ta bir ilk olan Sivas Ressamlar Derneği'ni kurdum. Çalışırken bunu yapmam mümkün değildi. Bu yüzden emekliliği bekledim. Bu benim en büyük hayalimdi. Emekli olduktan sonra hayalimi gerçekleştirdim. Bugün birçok ressamı Sivas Ressamlar Derneği çatısı altında bir araya getirdik. Sanatın gelişmesi, ressamların birbirine destek olması ve Sivas'ın sanat alanında daha güçlü bir noktaya gelmesi için çalışmalarımıza devam ediyoruz."

Muhabir: Enes Bulut