Tokat’ın Niksar ilçesinde meydana gelen 5.5 büyüklüğündeki deprem sonrası bölgede olası büyük depremler yeniden tartışılmaya başlandı. Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Mühendislik Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Fikret Koçbulut, hem depremin oluştuğu fay hattını hem de bölgedeki deprem riskini değerlendirdi.
Depremin Merkezinde Yaşadı: Bu Fayda Büyük Deprem Beklemiyoruzhttps://t.co/QLNkPMQJKC pic.twitter.com/iTyc4kUpO0
— Bizim Sivas Gazetesi (@bizimsivascomtr) March 13, 2026
Deprem araştırmaları için Niksar’da bulunan Koçbulut, sarsıntıyı merkezinde yaşayan isimlerden biri oldu. Uzman isim, kamuoyunda dile getirilen bazı büyük deprem iddialarının bilimsel verilere dayanmadığını vurguladı.
1942 Depremiyle Bağlantı Yok
Prof. Dr. Fikret Koçbulut, AFAD tarafından 5.5 büyüklüğünde olarak açıklanan depremin Niksar havzasının kuzey kenarını sınırlayan fay hattında meydana geldiğini söyledi. Depremin Pınarbeyli köyü civarında gerçekleştiğini belirten Koçbulut, bu sarsıntının 1942’de meydana gelen büyük depremle bağlantılı olmadığını ifade etti.

Koçbulut’a göre bölgede yer alan fay hatları parçalı bir yapı gösteriyor. Bu fayların bazı bölümlerinde normal bileşenlerin bulunduğunu ve havzaya doğru ilerleyen bir yapı sergilediğini belirten Koçbulut, son depremin de bu parçalı hatlar üzerinde gelişmiş olabileceğini dile getirdi.
Bu nedenle söz konusu sarsıntının, geçmişte meydana gelen büyük kırılmaların devamı niteliğinde değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.
“80 Yılda 7 Büyüklüğünde Deprem Oluşamaz”
Bölgedeki deprem tartışmalarının odağında yer alan “7 büyüklüğünde deprem” iddialarına da değinen Koçbulut, bilimsel verilerin böyle bir ihtimali desteklemediğini ifade etti.
1942 yılında meydana gelen Niksar-Erbaa depreminden bu yana yaklaşık 80 yıl geçtiğini hatırlatan Koçbulut, bir fayın 7 büyüklüğünde deprem üretebilmesi için çok daha uzun bir süre boyunca gerilim biriktirmesi gerektiğini belirtti.

Koçbulut, yapılan araştırmaların bu tür büyük depremlerin oluşum aralığının yaklaşık 200 yıl olduğunu ortaya koyduğunu söyledi. 2006-2009 yılları arasında yürütülen ve devlet kayıtlarında bulunan bir DPT projesinde Erbaa’dan Erzincan’a kadar uzanan hattın detaylı biçimde incelendiğini belirten Koçbulut, yüzey kırıkları ve fayların deprem üretme potansiyelinin bilimsel olarak değerlendirildiğini dile getirdi.
Bu verilere göre mevcut süreçte 7 büyüklüğünde bir deprem oluşmasının mümkün görünmediğini vurguladı.
Kuzey Anadolu Fayı Zaten Büyük Ölçüde Kırıldı
Prof. Dr. Koçbulut, bölgede geçmişte yaşanan büyük depremleri hatırlatarak Kuzey Anadolu Fayı’nın önemli bir bölümünün zaten kırıldığını söyledi.
1939 yılında meydana gelen büyük Erzincan depreminde yaklaşık 360 kilometrelik bir yüzey kırığı oluştuğunu belirten Koçbulut, bu kırığın Erzincan’dan başlayarak Tokat’ın kuzeyinden Amasya Ezinepazarı’na kadar uzandığını ifade etti.
1942 yılında ise Niksar-Erbaa arasında yaklaşık 40 kilometrelik bir alanın kırıldığını hatırlatan Koçbulut, 1943 yılında gerçekleşen Ladik-Tosya ve Kastamonu depremlerinde de yaklaşık 280 kilometrelik bir yüzey kırığının oluştuğunu söyledi.
Bu zincirleme kırılmaların ardından söz konusu hat üzerinde büyük ölçüde enerji boşaldığını belirten Koçbulut, bölgede büyük bir segmentin yeniden kırılacak durumda olmadığını dile getirdi.

“Depremi Bizzat Yaşadım”
Deprem sırasında Niksar’da bulunduğunu anlatan Koçbulut, sarsıntıyı bir otelde konaklarken yaşadığını söyledi. Saat 03.35’te meydana gelen depremle birlikte uyandığını belirten Koçbulut, beklenenden daha büyük bir panik ortamıyla karşılaşmadığını ifade etti.
Depremin 5.5 büyüklüğünde gerçekleştiğini hatırlatan Koçbulut, bu büyüklükteki bir depremin ardından oluşabilecek en büyük artçıların yaklaşık 4.5 civarında olacağını söyledi.
Vatandaşlara da önemli bir uyarıda bulunan Koçbulut, deprem konusunda bilgi kirliliğinin büyük bir endişe oluşturduğunu vurguladı. Bu nedenle vatandaşların sadece AFAD ve yetkili kurumların yaptığı resmi açıklamalara güvenmeleri gerektiğini ifade etti.
Koçbulut, sosyal medyada yayılan doğrulanmamış bilgilerin toplumda gereksiz bir panik yarattığını belirterek, doğru bilginin yalnızca bilimsel çalışmalar ve resmi kurumlar tarafından paylaşılabileceğini söyledi.





