Şam Hocası´na selâm söyleyiniz. Üç gün misafiri olarak kalacaksınız. Esmahan´ı bulmadan gelirseniz kafanız cellat, malınız yağma dedi. Esmahan´ı bulacaksınız.
Arab´ın beyni bir şey kavramadı. Çünkü suç meydana çıkacak.
-Yahu bulunur mu, dedi.
Ahmet Bey:
-Eşeklik yapma, bin altına, dedi.
Bindiler atlara bunlar; dile yakın zamanda yol aldılar. Akşam namazı Şam Hocası´nın kapısına geldiler, günlerin birinde.
-Kim var, kim yok?
Molla çıkıverdi ki, iki tane babayiğit adam. Atlar o biçim.
-Buyrun efendim.
-Ben Bağdat Padişahı´nın oğlu Ahmet Bey´im. Bu da benim kırk atlı başı Reyhan Arap. İstersem bu Şam´ı yakarım, şu anda dedi.
-Buyrun efendim.
Molla´nın arkası dört buçuk atmaya başladı. Hemen girdi içeriye.
-Hocam!. Bağdat Padişahı´nın oğlu geldi.
-Ulan durmayın, hizmet...
Hoca da korkuyor. Bağdat padişahlık. Şam´a da padişahlık ilan eder diye, onda da korku var.
Aldılar bunları içeri. Atları ahıra bağladılar. Yenilip içilmeye başlandı. Sabaha cuma. Şimdi Ali / Keloğlan lokantada yatıyor. Bir rüya gördü ki, Ahmet Bey´le Arap, babasının evinde. Kalktı. Sabahleyin patron geldi. Patrona dedi ki:
-Beyim! Sana bir şey söyleyeceğim. Şimdiye kadar hiç bir şey söyledim mi?
-Yok.
-Bu dediğimi yapacaksın. Ben senede bir sabah namazı kılarım. O da cuma sabahı olur. Bana izin ver, şu Ulu Cami´de sabah namazı kılayım da geleyim, dedi.
-Ulan oğlum, sen çok koyu Müslümanmışsın, dedi. Senede bir sabah namazı, o da cuma günü. Ben onu da kılmıyorum.
-Efendim! Bunu yapmazsam olmaz. Bunu yapmalıyım, dedi.
-Ulan oğlum, seni öldürürler yolda.
-Beni kimse öldüremez.
Keloğlan yürüdü. Beş-altı kişiyi peşinden bıraktı patron. "Ne olur, ne olmaz, adamı öldürürler." diye.
Şimdi efendi, Ali vardı caminin dış avlusunun iç kısmına oturdu. Sabah namazı yaklaştı. Şöyle baktı ki, babası geliyor. Osman Bey, Molla, Ahmet Bey, Arap, beşi birden geliyor. Hoca giriverdi ki, bir keloğlan oturmuş, önünde mendil serili. Şöyle bir düşündü ki, Şam´da görülmemiş bir şey bu. Şam zengin ülke, ayıplarlar. "Tövbe estağfur, böyle insan var mıymış Şam´da buna muhtaç?" Cebinden çıkardı bir altın lira koydu;
-Oğlum, gözünü sevdiğim, benim misafirlerim var, ayıp olur. Çekil bir kenara. Ben namazdan sonra çıkacağım. Derdin ne ise karşılarım, dedi.
Arkadan Osman Bey girdi. Baktı ki bir dilenci, tuhafına gitti, çıkarttı bir lira koydu;