Kahramanmaraş merkezli depremlerde Adıyaman’da enkaz altından 89 saat sonra sağ çıkarılan Gülsüm Yeşilkaya ile ona ilk müdahaleyi yapan Düzce UMKE görevlisi hemşire Merve Beşik arasındaki bağ, aradan geçen üç yıla rağmen hiç kopmadı.
Sivas'ta Devam Eden Asrın Felaketinden Doğan Dostlukhttps://t.co/TGyJGhNhFB pic.twitter.com/GMC7xgdpmr
— Bizim Sivas Gazetesi (@bizimsivascomtr) February 6, 2026
Depremde henüz 17 yaşında olan Gülsüm, Bereket Apartmanı’nın enkazından Türkiye Taşkömürü Kurumu madencileri ve UMKE ekiplerinin çalışmasıyla kurtarıldı. O anlarda yaşananlar ise sadece bir kurtarma hikâyesi değil, yıllar süren bir dostluğun da başlangıcı oldu.

“Çıkacağıma Pek İnanmıyordum”
Şu anda 20 yaşında olan ve Sivas’ta üniversite eğitimi gören Gülsüm Yeşilkaya, kurtarıldığı anları hâlâ net şekilde hatırlıyor. Enkazdan çıkacağını düşünmediğini söyleyen Yeşilkaya, karşısında UMKE ve madencileri gördüğünde büyük bir şaşkınlık yaşadığını dile getiriyor. İlk anda ne olduğunu anlayamadığını belirten Yeşilkaya, kendisiyle sakin ve özenli bir şekilde ilgilenildiğini, bu sayede şok dahi yaşamadığını ifade ediyor.

“Üç Yıl Geçti Ama Hiç Bitmedi”
Düzce UMKE’de görevine devam eden hemşire Merve Beşik ise yaşananların hâlâ tazeliğini koruduğunu söylüyor. Bereket Apartmanı enkazında görevlendirildiklerinde karşılaştıkları manzaranın kolay unutulacak türden olmadığını anlatan Beşik, madencilerin desteği sayesinde Gülsüm’e ulaşabildiklerini belirtiyor. Çekyatın V şeklini alması sayesinde hayatta kalan Gülsüm’ün, dikkatli ve sessiz bir şekilde çıkarıldığını, ışık ve gürültüye karşı hassasiyet gösterildiğini aktarıyor.

Enkaz Başında Verilen Bir Söz
Bu kurtuluş hikâyesinin hafızalara kazınan detayı ise enkaz başında verilen yemek sözü oldu. Madencilerin şefinin kebap ısmarlama teklifine, Gülsüm’ün et yemediğini söylemesi üzerine Merve Beşik ve ekip arkadaşları “zeytinyağlı fasulye” sözü verdi. Beşik, bu anı hâlâ gülümseyerek hatırladığını söylüyor. Aradan geçen yıllara rağmen verilen sözün unutulmadığını vurgulayan Beşik, “Sözümüz söz, bir gün o sofrada buluşacağız” diyerek bu bağın sadece o güne ait olmadığını bir kez daha ortaya koyuyor.