TEMEL DEĞERLER “TARİH”-4
Tarihin kendisi kadar; tarihe değer katan, ona yön veren, yaşadıkları döneme damgalarını vuran hatta o dönemlerle özdeşleşen nice mümtaz şahsiyetler vardır ki; tarih bilimi adına önemli kaynaklardır. Bu alanda tarihsel veri olarak oldukça zengin bir altyapımız olmasına karşın, bu değerlerin tanıtımı ve bilinirliği açısından bir o kadar fakir kalabilmişiz. Günümüz çocukları gerçekte var olmayan hayali karakterleri benimseyip birçok alanda -kıyafet, eşya vs- onlarla özdeşleşmeye çalışırken ne yazık ki geleceğimizin teminatı genç kuşaklar da kendi milli ve manevi değerlerine ve kimliğine tamamen zıt karakterli, sözde “yıldızlara” hayran olabilmektedirler. Bu durumda, tarihe ve insanlığa damga vurmuş gerçek kahramanlar maalesef tanınamamaktadır. Kültür ve tarihimize anlam katan zat-ı şahanelerin, bunların yaşamlarının, kişilik özelliklerinin ve tarih adına yaşatmış oldukları örnek olayların mutlaka genç dimağlarla buluşturulması gereklidir. İşin kötü tarafı ise etkin bir yöntemle bilinilirliği sağlanamayan değerlerimizin git gide unutulması, hatta başka milletlerce sahiplenilmeye çalışılmasıdır. Örneğin en önemli Türk gölge oyunlarından olan Karagöz oyunumuz, Yunanlılar tarafından sahiplenilmekte ve yılın belirli dönemlerinde “Karagiozis (Karagonis)” adı altında gösteriler yapılarak sergilenmektedir.
Bu milletin, bu kültürün, bu vatanın bir ferdi olarak; tarihine ve tarihi değerlerine sahip çıkmak, onu bütün teferruatlarıyla tanıyıp bilmek ve gelecek kuşaklara sağlıklı aktarımlarını yapabilmek herkesin öncelikli vazifesi olmalıdır. Çünkü tarih, bizlere -tabi ki anlayana- misyonunu çok açık göstermektedir. Memleketin her bir köşesi buram buram tarih kokarken, tarihi eserler bütün haşmeti ve gizemiyle karşımızda dururken Türk evladının bunlara kayıtsız kalması söz konusu olamaz. Tarih bilinci ve tarih sevgisi, geçmişe duyulan vefa borcumuzun bir tezahürüdür. Bugünlere kolay gelinmedi ve Türk Milleti olarak manevi birikimlerimiz de bir anda oluşmadı. Şu an sahip olduğumuz büyük kültür hazinelerimizin hangi tarihsel dönemler geçilerek elde edildiğini, hangi büyük medeniyetlerden etkilenildiğini, Türk’ün tarih içerisindeki karakteristik yapısının oluşmasında nelerin etkin olduğunu ve daha birçok önemli konularla ilgili soruların cevabı kesinlikle tarihte yatmaktadır.
Tarihini anlamayan veya tanımayan bir millet, geleceğine doğru bir yön çizemez. Kimilerince tarihimizin öncesi kısaltılmaya hatta yok sayılmaya çalışılmaktadır. Köksüz bir tarih hiç mümkün olabilir mi? Koskoca bir Selçuklu ya da bir Osmanlı nasıl yok sayılabilir veyahut alakamızın olmadığı nasıl öne sürülebilir? Bugün bırakın bizleri; dünyada kırktan fazla devlet Osmanlı’yı anmadan kendi tarihlerini açıklayamazlar. ABD bugün olmuş Osmanlı’yı üniversitelerinde karış karış işliyor. ABD, Osmanlı Devleti gibi kozmopolit bir yapıya ve büyük bir kara parçasına sahip olduğu için hem sahip olduklarını ve dünya hükümranlığını başkalarına kaptırmamak hem de uzun yıllar bu durumu devam ettirebilmek için Osmanlı tarihini didik didik irdeliyor. Bugün ABD kendisi gibi çok uluslu olan Osmanlı’nın yönetim şeklini araştırarak uzun yıllar yıkılmadan tebaası ile uzun soluklu barış dönemini nasıl yaşadığını enine boyuna araştırıyor.
Dün aynı topraklarda kader ve inanç birliği yaptığımız, bugün ise farklı kara parçaları üzerinde yaşamak zorunda kaldığımız, toplum olarak ortak uygarlıklara sahip olduğumuz birçok milletle içi içe yaşamayı başardık. Onlarla birlikte sevindik, birlikte üzüldük, bayramlar kutladık, savaşlara katıldık, birlikte zaferler kazandık, birlikte cenazelerimizi defnettik… Bundan dolayı bu toplumların her birinin meselesi bizim meselemizdir. Çünkü Türk Milleti tarihte de bugün de hep “Beklenen” ve “Umut edilen” olmuştur. “Türkiye Türkiye’den ibaret değildir.” Çünkü biliyoruz ki Türkiye güçlendikçe, Türk-İslam âlemi de güçlenecektir. Tarih bize bu misyonumuzu öğretmekte ve tarih bizden bu misyonumuza sadık kalmamızı istemektedir.