TAKI VE “SÜNNET DÜĞÜNÜ” MESELESİNE TAKTIM (2)
YAYINLAMA:
Yazımızın ilk bölümünde, kültürümüzde yer tutan takı geleneğinden bahsettik. Düğün takılarının kime ait olduğu ile ilgili olarak hukukun farklı kararlar verdiğini belirttik. Son bölümde de dinimiz İslam’a göre; takıların hediye sayıldığı ve kime takılmışsa onun olduğunu, mehir konusunun ise farklı bir mevzu olduğunu ifade ettik.
Son zamanlarda düğünlerde takı takanlar azaldı. Çünkü bir çeyrek altun on bin lira artık. Bugünün parasıyla 200 dolardan fazla. 2005 yılında 1 çeyrek altun 30 liranın bile altındaydı. O günlerde düğünlere ortalama 20 lira takılırdı. İnsanlar, 20 Lira para takacaklarına bir çeyrek altun takmayı tercih ediyorlardı. Ne de olsa çeyrek altun, her daim geçer akçeydi. 200 dolara 8-9 tane çeyrek altun alınırdı. Yani döviz hesabına göre bile altun artık çok pahalı. Bunu niye söylüyorum. 40 sene önce taktığınız çeyrek altunun peşine düşmeyin diye. Adam, takıların tek tek yazılıp, kamera ile kayıt altına alındığı düğün ortamında, herkesin içinde, kubara kubara gitmiş, dana gözü gibi altunu takmış, havasını atmış. Aradan geçmiş 40 sene, ardından da geri istemiş. Altunu takarken kamera var ama geri isterken kamara kaydı yok nasıl olsa. Şaka bir yana, basından okuduğumuza göre bu “düğün takıları” meselesi, eş-dost akrabayı birbirine düşürüyor. Oysa bunların hediye kabilinden olduğunu ve peşine düşmememiz gerektiğini eğer peşine düşeceksek de takı takmamamızın daha doğru olduğunu unutuyoruz.
Bazı gençler artık, düğünlerinde davetlilerin takı takmasını istemiyor. Düğün davetiyelerine, "Düğünümüz Takısızdır" diye yazanlar bile var. Akıllıca bence. Bir düğün yapıp, otuz sene takı iadesi yapacaklarına böylesi daha iyi.
Hane’i saadetlerini bu topraklarda kuran hemen herkes “takı takma” merasimini yaşadı. Biz de yaşadık, haliyle. Her iki ailenin de ilk evlenen çocukları olduğumuz için, aşiret düğünlerinde olduğu kadar olmasa da çeyrek altun hesabıyla, epey bir takı da bizlere takıldı. İnsanların büyük çoğunluğu ömrü hayatında bir kez evleniyor. Evlenmenin de çokça töresi var. Haliyle, o telaşlı günlerde her töreyi yerine getiremiyorsunuz. Ailen, senden 25-30 sene evvel evlendiği için bazı evlilik ritüelleri de değişmiş oluyor. Bizim düğünüzde; şu şunu, bu bunu taktı şeklinde anons edilince, kayın babam bu ilan işini durdurmuş ve durumdan rahatsızlığını dile getirmişti.
“Takı” konusunda yanlış anlama ve yanlış uygulamalar her şeye rağmen devam ediyor. Takıların, kamera önünde takılması, kayıt altına alınması veya kim ne taktıysa tek tek yazılması, özellikle Doğu ve Güneydoğu düğünlerinde, kilolarca altun takılması, deste deste para takılması uygulamaları devam ediyor. Düğünden hemen sonraki günlerde; gelen takıların daha büyüğü ya da muadili, yeni evlenenlerin düğünlerinde iade ediliyor. Yani gelen takılar, peyderpey gitmeye başlıyor. Düğün telaşıyla birinin takısı yazılmadı ya da kayıt altına alınmadıysa ve bu takı iade edilmediyse, iade etmeyenin bittiğinin resmidir. Takılarına karşılık alamayanlar dedikoduya başlar, bu durum herkese duyurulur hatta iş mahkemeye kadar bile götürebilir. İşte bu korkuyla iki oğluma da “sünnet düğünü” bile yapmadım. Elimden geldiğince, davet edildiğim düğünlere yirmi yıldan fazla bir zamandır giderim. Ama kendi çocuklarıma, özellikle de bu “takı çetelesi” ve “sünnet” ile günümüzün “sünnet düğününü” bağdaştıramadığım için sünnet düğünü yapmadım.
“Sünnet Düğünü” demişken, nedir sünnet? Peygamber Efendimizin yaşamının örnek alınması ve tatbik edilmesi yani. Hz. Peygamber’in söz, fiil ve onaylarının genel ismi. Bu gerekçeyle mi “sünnet düğünleri” yapılıyor. Elbette hayır. Hatta, sünnete mugayir ne varsa hepsi “sünnet düğününde”. Sünnet düğünü ve dans deyim siz anlayın artık. Adı “Sünnet Düğünü” ama diğer yarı çıplak düğün seramonilerinden hiçbir farkı yok. Baba, anne ve “sünnet çocuğu” hep birlikte sahnede arz-ı endam ediyor, hoplayıp zıplıyorlar.
Dinimiz İslam’da sünnet düğünü olmadığı gibi Sünnet Mevlidi diye bir ibadet veya tören çeşidi de yok. Kaynaklarda, Ashab-ı Kiram döneminde ve onlara yakın dönemlerde yapılmadığı, bunun bir tören ve aile içi kaynaşma nedeni ile yapabileceği, bu anlamda bir sakıncası olmayacağı belirtiliyor. Sünnet‘in düğünü olmadığı ancak "sünnet ikramı" olabileceği ifade ediliyor. Çocukların neşelendirilmesinin, akrabaların, yakın dostların yedirilip içirilmesinin, bir muhabbet ortamının oluşmasının yeterli olduğu belirtiliyor.
Es-selam…
Yorumlar
*
Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *