Sivas’ta Kış: Soğuğun Öğrettiği Sabır
Sivas’ta kış, sadece bir mevsim değildi; bir terbiyeydi. Bugün eski kış manzaralarına bakıp nostalji yaşayan biz “yaş kuşakları”, o günleri anlatırken gözlerimizde hem gurur hem de tatlı bir yorgunluk belirir. Gençler ise şaşkın. Onlar için kış sanki hiç bitmeyecekmiş gibi; ama bizim anlattıklarımız, onların dünyasında bir masal gibi duruyor. “Sivas’ta bu havada o günlerde durulur muymuş!” diyorlar. Haklılar belki; çünkü biz durmayı, dayanmayı, yetinmeyi öğrenmiştik.
Sıdk ile sevmek derler ya… Biz Sivas’ı öyle sevdik. Soğuğuyla, yazın kuraklığıyla; rüzgârıyla, ayazıyla. Sevgi dediğin kolay zamanların hediyesi değil, zor günlerin imtihanıdır. Bizim sevgimiz, sabahları donmuş su borularının başında beklerken, suyu tekrar akıtmaya çalışırken, sobanın başında ellerimizi ısıtmaya çalışırken, karın tipiye döndüğü akşamlarda şekillendi.
Eskiden sobalar etrafında toplanılırdı. Soba, evin kalbiydi. Isıtır, aydınlatır, birleştirirdi. Tam bir ocaktı, yemeklerin de pitiği, sabırların da kaynaştığı… Ama ne meşakkatti o soba işleri… Boruların temizliği, bacaların kontrolü-temizlenmesi, küllerin taşınması; kömür-odun derdi bitmek bilmezdi. Kış gelmeden yapılan hazırlıklar, aslında hayata yapılan bir hazırlıktı. “Hazır mısın?” diye sorardı Sivas kışı. Hazır değilsen öğretirdi. Batman batman alınan patatesler, çuvallarla kuru soğanlar…
Elektrikler… Kış denince akla ilk gelen şeydi. Sık sık kesilirdi. Ama hayat durmazdı. İdare lambalarıyla aydınlanan evler, bolca alınan mumlar… Mum ışığında çalışılan dersler vardı. O titrek ışıkta okunan kitaplar, yazılan ödevler; belki de bugünkü güçlü ışıklardan daha kalıcı izler bıraktı zihnimizde. Karanlıkta öğrenmeyi, yoklukta üretmeyi öğrendik.
Şimdi kısa süreli bir elektrik kesintisinde herkes donuyor; hayat duruyor. Birkaç dakikalık karanlık, tahammülsüzlüğümüzü ortaya seriyor. Oysa biz karanlıkta da yolumuzu bulmayı öğrenmiştik. Belki de mesele karanlık değil; alışkanlıklarımızın konforu.
Gençlerin umursamaz sandığımız tavrı, aslında bilmedikleri bir geçmişin şaşkınlığı. Onlara kızmak yerine anlatmak gerek. Çünkü bizim kışlarımız sadece soğuk değildi; paylaşım vardı, dayanışma vardı. Komşunun sobası sönmesin diye kapı çalınırdı. Bir tas çorba, bir kova kömür, bir parça odun; kışı biraz daha yumuşatırdı.
Sivas’ta kış, insanı büyütürdü. Sabretmeyi, şükretmeyi, sahip olduklarının kıymetini bilmeyi öğretirdi. Bugün o kışlar belki yok (Bu sene hatırlattı); ama öğrettikleri hala bizimle. Gençler şaşırabilir, inanmayabilir. Olsun. Biz anlatmaya devam edelim. Çünkü bir şehri sevmek, onun zor zamanlarını da hatırlamakla mümkündür. Biz Sivas’ı öyle sevdik. Ve o sevgi, hala içimizi ısıtmaya yetiyor.
Soğuğuna sabır, sıcağına sabır…
Vesselam…