PARMAK UÇLARIMIZDAKİ KAYGI
Günlük yaşamın vazgeçilmezi haline gelen sosyal medyanın ruh sağlığımız üzerindeki etkilerini, Psikolog/Aile Danışmanı Büşra Kızıltaş ile konuştuk.
Sosyal medya, günlük hayatımızda fark etmeden psikolojimizi nasıl etkiliyor?
Psikolojik sağlığımızı etkileyen sosyal, ekonomik, çevresel, duygusal, tarihsel birçok değişkenden bahsedebiliriz. Özellikle son 20 yıldır teknolojinin gelişmesiyle sosyal medya yaşamımıza entegre olmaya başladı. Bundan 20 yıl önce 1 günde iletişim kurduğumuz insan sayısı 15-20 kişiyi geçmezken şu an yüzlerce insanla etkileşim halindeyiz. Fakat bu etkileşim ne yazık ki yüzeysel, derinliği olmayan ilişkilerden oluşuyor. Fakat insan, bağ kurarak var olan bir canlıdır. Bu bağların kaybedilmesi ne yazık ki yalnızlık duygusunu ortaya çıkartmaktadır. Bunun yanında günlük sosyal medyada geçirilen süreye bağlı olarak dikkat ve algılamada sorunlar kendini göstermektedir. Bu durum tüm ilişkilerimizi, potansiyelimizi etkileyen bir değişkendir. Gün içerisinde yüzlerce içerikle, insanla etkileşim halinde olmak zihnimizin işlemleyemeyeceği bir yüktür. Bunun bedensel ve psikolojik elbette bir karşılığı olmaktadır. Ayrıca bu mecralar insanları olduklarından daha farklı görünmeye, diğer insanlarla kıyaslamaya teşvik etmektedir. Tüm bu sebepler bireylerin oldukları haliyle var olamamalarına, yaşam doyumunun düşmesine, kişinin kendisine ve hayata dair olumsuz inançlarına yol açtığı için psikolojik sağlığımızı olumsuz olarak etkilemektedir.
Bir psikolog olarak son yıllarda sosyal medya kaynaklı hangi sorunlarla daha sık karşılaşıyorsunuz?

Sosyal medya yaşamımızı hem olumlu hem de olumsuz yönleriyle etkiliyor. Bilinçli kullanıldığında faydalı olabileceğine inanıyorum; ancak uzun süreli ve bilinçsiz kullanımda uyku, yeme ve dikkat sorunları ile çeşitli fizyolojik bozukluklar sıkça görülüyor. Zaman algısının bozulması ve hareketsiz yaşam tarzı, bireyleri depresyona daha yatkın hale getiriyor. Özellikle kaza, taciz, istismar ve siber zorbalık gibi olumsuz içeriklerin daha görünür olması, dünyaya dair güvensizlik ve karamsarlık duygularını artırıyor. Bunun yanı sıra soykırım, açlık ve savaş gibi kontrolümüz dışında gelişen olaylara sürekli maruz kalmak, bireylerde yoğun bir çaresizlik hissini tetikleyebiliyor. Sosyal medyada yapılan kıyaslamalar ise yaşam doyumunun azalmasına; ‘başarısızım, sevilmiyorum, görülmüyorum, yalnızım, yetersizim’ gibi olumsuz inançların güçlenmesine ve buna bağlı olarak öfke, kaygı ve üzüntü gibi zorlayıcı duyguların ortaya çıkmasına yol açıyor. Sanal ilişkilerin gerçek sosyal bağların yerini alamaması, görünür olabilmek adına kişinin kendisine yabancı rollere bürünmesi ve artan bedensel memnuniyetsizlik de sık karşılaştığım sorunlar arasında. Tüm bu etkenler, bireylerin bedensel ve psikolojik ihtiyaçlarının yeterince karşılanamamasına neden olarak başta depresyon, kaygı bozuklukları ve bağımlılıklar olmak üzere birçok ruhsal sorunun ortaya çıkmasına zemin hazırlıyor.
Sürekli başkalarının “mutlu ve başarılı” anlarını görmek, insanın kendine bakışını nasıl değiştiriyor?
Eğer sosyal medyada farkındalıksız bir var olma hali varsa insanlar diğerlerinin hayatlarını daha mutlu, başarılı görebiliyor. Bu durum psikolojide tanımladığımız, zihnimizin aşırı genelleme yapma eğiliminden kaynaklanıyor. “Mutlu bir fotoğraf görüyorum o zaman hep mutlular” “başarılı bir mezuniyet görüyorum o zaman hep başarılı bu kişi” vb. Bunun yanında diğerini başarılı olarak tanımlamak kendimizin başarısız olduğumuzu düşünmemize de yol açabiliyor. Bu özellikle kendilerini diğerleriyle kıyaslayan bireylerde sıklıkla karşılaştığımız bir örüntüdür. Sosyal medya aslında bizde varolan olumsuz inançların (başarısızım, değersizim, sevilmiyorum, çirkinim vb.) tetiklenmesine yol açıyor. Bu noktada bireylerin bu tetiklenmeyle nasıl baş ettikleri, duygularını ne şekilde düzenleyebildikleri psikolojik sağlıklarını, bedenleriyle, aile üyeleriyle, arkadaşlarıyla, işiyle ilişkilerini belirliyor.
Sosyal medyaya fazla maruz kalmak kaygı ve depresyonu tetikleyebilir mi?
Bedensel ve psikolojik ihtiyaçlarımız karşılanmadığında birçok ruhsal bozukluk ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla hareketsizlik, yoğun ekran kullanımı, şiddet, kaza haberleri hayata dair umutsuzluk, adaletsizlik inançları kaygı ve depresif bozukluklara zemin hazırlamaktadır.
Çocuklar ve gençler sosyal medyadan yetişkinlere göre neden daha fazla etkileniyor?
Çocukların henüz kendilerini düzenleme, karar verme, sınır çizme becerileri yetişkinler kadar gelişmediği için sosyal medyadan gelebilecek zararlara karşı savunmasız haldedirler. Bu yüzden çocukların sosyal mecralarda olması tehlikelere açık oldukları için önermiyorum. Ergenlik döneminde ise ebeveyn gözetiminde kullanılmalıdır.
Sosyal medya bağımlılığı ne zaman başlar ve hangi belirtilerle kendini gösterir?
Günümüzün çoğunluğunu bu mecralarda geçirmeye başlamak sosyal medyaya girmediğimizde rahatsızlık duymak, daha fazla kullanma ihtiyacı hissetmek, sosyal aktivitelerimize vakit ayıramamak, ekran süresiyle ilgili çevremizdekilere yalan söylemek bağımlılık örüntülerini göstermektedir.
Son olarak, sosyal medyayı daha sağlıklı kullanmak için okurlarımıza ne önerirsiniz?
Çocuklar ve yetişkinler yüz yüze iletişim kuracakları etkinlikler, arkadaş buluşmaları, sporlar, hobiler edinmelerini tavsiye ediyorum. Özellikle spor yapmak bizi hem psikolojik hem fiziksel birçok zarardan korumaktadır. Sosyal medyada geçirilen süreyi sınırlandırmak, her istediğimizde değil belli zaman dilimlerinde kullanmak daha sağlıklı gözükmektedir. Bunun yanında sosyal medya farkındalığı, teknoloji okuryazarlığı hakkında bilgi sahibi olmak da bilinçli kullanımını sağlayacaktır. Eğer olumsuz duygularla baş etmekte zorlandığınız için sosyal medyayı rahatlama aracı olarak kullanıyorsanız bu noktada psikolojik destek almak faydalı olmaktadır.