04 Şubat 2026
weather
-2°
Ara

TÜRK-İSLAM HARİKASI-3

YAYINLAMA:

Türk ve İslam sentezindeki mükemmellik ne kadar inkâr edilirse edilsin dün de bugün de “Türk ve Müslüman” kelimeleri her daim eş değer kavramlar olarak tanımlanır. Avrupa’da İslam denilince akla Osmanlı geldiğinden, tabiatıyla Türk milleti anılırdı. Yine Boşnaklar, Türk olmadıkları halde Müslüman oldukları için Türk olarak nitelendirilirler. Hatta 90’lı yıllarda Boşnaklar’a yönelik sürdürülen sistemli soykırımlarda katliamcılar, “Türklerden öç alma vakti gelmiştir” demekte ve “Türklerin son kalıntılarını Avrupa’dan çıkaracağız” düşünceleriyle hareket ederlerken asıl kendileri insanlıklarından çıkmaktaydı. Türk ve İslam kavramları o denli birbiriyle hemhal olmuş durumda ki; Türk ve İslam düşmanı dahi bu sentezi istemediği halde kendisini bu gafletten alı koyamayarak, bilinçaltı ona bu düşünceleri düşündürtmekte ve söyletmektedir. Neden mi? Çünkü Müslüman âleminde kilit millet, Türk Milletidir. Tarih bu gerçekliği her fırsatta Dünya’ya ispat etmiştir. Türk Milletinin şahlandığı ve yüceldiği dönemlerde İslam’da yücelmiş, büyük medeniyetler kurulmuştur. Türk’ün zayıfladığı, bite yazdığı dönemlerde Müslüman âlemi de zayıflayarak harap olmuştur. Bundan dolayıdır ki Türk’ün bekleyeni de düşmanı da oldukça fazladır ve bu durum dünya durana dek devam edecektir.

            İslam dinini, Türklüğü asimile eden bir araç gibi görmek veya göstermeye çalışmak kesinlikle saçma, temelsiz ve kasıtlı bir düşüncedir. Çünkü İslam, milletleri ne zayıflatır, ne yok eder, ne de milli şahsiyet ve kültürlerinin asimile olmasına göz yumar. Bilakis onları gelecek adına güçlü kılar. İslam, milletlerde var olan kendine özgü hususiyetleri güçlendirmek adına onlara imkân sağlar. Tarihte Türk olup da İslamiyet’ten ayrı din ve inanç sistemlerini tercih eden boyların hem kimliklerini, hem de kültürlerini kaybederek asimile olduklarına şahidiz. Örneğin birer Türk boyu olan Bulgarlar, Hazarlar, Peçenekler, Kumanlar, Uzlar, Hazarlar; bunlar Hristiyanlık dinini seçerek Türklük özelliklerini zamanla kaybetmişlerdir. Yine Hun Türklerinin bir boyu olan Tabgaçlar, Budizm’in etkisiyle Türklük hassasiyetlerini koruyamayarak Çinlileşmişlerdir. Bu durumun aksine İslamiyet’i tercih eden Türk boyları hem kimliklerini korumayı başarmışlar, hem de güçlü devletler kurmuşlardır.

            Orta Asya’dan Karadeniz’in kuzeyine oradan Avrupa’ya akın eden binlerce Türk, zamanla yerel kültürler içerisinde eriyip Hristiyanlığı seçerken, kimliklerini kaybetmişler ve değişmişlerdir. Bu duruma mukabil İslam dinini tercih eden Türklerin milli kültür ve şahsiyetlerini nesiller boyu muhafaza edebildiklerini görmekteyiz. Burada akla şu önemli soru gelmektedir? Başta Hristiyanlığı ve diğer dinleri tercih eden Türk boylarının tamamına yakını -istisnailer hariç- milli kültür ve Türklüklerini kaybederken, İslam dinini tercih eden Türkler, nasıl olmuş da şahsiyetlerini muhafaza edebilmişlerdir? Türk Dünyası Araştırmaları kapsamında yapılan çalışmada bu durumla ilgili bilimsel veriler sıralanmaktadır. İlk ve en önemli sebep olarak; İslam dininin evrensel karakterde bir din olması yatmaktadır. İslam dini âlemşümul özelliğinden dolayı kendisini tercih eden milletleri tahrip etmeden, eritmeden, değiştirmeden; inananları inanç kardeşliğinde bir “ümmet” vasfında sınıflandırarak sadece onlara din sunmuştur. İslam’dan başka diğer bütün dinler, farklı kültürlerden insanlara eşit olmayı sağlayan kültürler üstü olma vasfını yaşatamamıştır.  İnsanlara farklı bir din sunmanın yanı sıra, onları farklı bir kültür içerisine de itmişlerdir. İslam böyle bir uygulamadan uzak olmakla beraber milletleri oldukları gibi kabul etmiştir. İkinci en önemli sebep; Türklerin İslam’la kendi yurtlarında tanışmaları sonucu milli kimlik ve kültürlerinden kopmadan, inançlarını yaşamlarıyla bütünleştirmeleridir. Üçüncü sebep ise; İslamiyet’i kabul eden Türkler, güçlü devletler kurdukları için hem dinlerini yaşamada hem de milli kültürlerini icra etmede uygun ortamı, doğal olarak kendilerine sağlamışlardır. Bu bilimsel veriler ışığında hiç çekinmeden ifade edebiliriz ki; İslam, milletlerin milli şahsiyet ve kültürlerini asimile eden bir araç değil, bilakis bu değerlerin korunup gelişmesine en müsait olan âlemşümul bir dindir.[1]

                                                                                                                       “Devamı Haftaya”


 


[1] Özkan AÇIKGÖZ, “Din Değiştiren Türkler Benliklerini Yitirirlerken İslam’a Girenler Nasıl Türk Olarak Kalabildiler?”, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, sayı:126 (Haziran 2000), 79-88

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *