FUTBOL, “PARA” SEVDA!
Hepimizin bildiği gibi futbol, futbolcuya göre “para” ve taraftara göre ise “sevda” demek.
Benim kuşağım bilir, futbolla ilgilendiğimiz ilk yaşlara ulaştığımızda henüz endüstrileşmeye başlamamıştı.
Hatta, 1980 yıllarda bazı futbolcuların, geçimlerini sağlamak için akşam ek iş yapmak zorunda kaldıklarını duymayanımız yoktu.
En bilinen örnek ise, Fenerbahçe’nin efsane kaptanı Müjdat Yetkiner’in maçlar gündüz oynandığı için gece taksicilik yaptığıydı.
Şimdi ne oldu derseniz?
Evet, 1990’ların ilk yıllarından itibaren futbol endüstrileşmeye başladı.
O yıllarda futbolda dönen para yavaş, yavaş yükselmeye başladı.
Para işin içine daha çok girmeye başlayınca, futbol artık bir “Sevda” olmaktan çıktı ve insanların geçim kaynağı haline gelmeye başlamıştı.
Futbolcular için renklerin ve oynadıkları takımların bir anlamı kalmamıştı. Kim daha çok parayı verirse o takımın formasını giymekten, çekinmez oldular.
Taraftar için ise şartlar ne olursa olsun, bu “sevda” hiçbir zaman parayla satın alınamayacak bir duygu yoğunluğu...
Günümüzde de bu durum halen böyle devam ediyor. Taraftarların futbol takımlarının renklerine olan “sevda”ları..
Futbolu yönetenler, endüstriyel futbol içinde taraftarları çok iyi kullanmaya başladılar.
Taraftarları maça çağırmak için bir slogan atıyor, yöneticiler ve teknik heyet “Sen yoksan bir eksiğiz”...
Taraftarında takım ve forma “sevda”sı var ya. Takılıyor hemen bu çağrının peşine…
Tribüne geliyor, tertemiz bir duygu ile takımının maçını izlemek için ve bütçesine göre en uzak yerden bile olsa 50-60 tl verip biletini alıyor.
Sen taraftar olarak, sıcak hava da ve “soğukta donma pahasına” tribünde yerini alıp maçlarını izliyorsun.
Karşılaşma boyunca sesin kısılıncaya kadar ve ellerinin içi şişene kadar takımını destekliyorsun!
Hiçbir maddi karşılık beklemeden, sadece ve sadece takımına olan “sevda” duygun nedeniyle…
Maç boyunca “sesin kısılana kadar” desteklediğin, o sahada seni hiç tanımayan ve adını bile bilmeyen futbolcular, biten maçın ardından hepsi lüx arabasına binip evine gidiyor.
Kulaklarında kulaklıkları ve ağızlarında çikletleriyle!
Sen, “vefakar ve cefakar” taraftar, sen otobüsle dönüyorsun evine ve gecenin bilmem saat kaçında!
Bir de sabah erken kalkıp işe gideceksin, bir sonraki maçın bilet parasını kazanmak için…
Dedim ya ''endüstriyel futbol'', bu günümüzdeki futbol…
Futbolcular, artık trilyonlar kazanıyorlar!
Sen, evinin her tarafını takımının renkleriyle ve futbolcuların resimleriyle donatıyorsun, oysa futbolcularla beraber çekilmiş belki de bir resmin bile yok.
Sen taraftarsın, takımına “tutku-aşk-sevgi” ile bağlısın ve hiç satmıyorsun!
Ama, futbolcular öyle mi? üç kuruş fazla para veren takıma gitmekte tereddüt bile etmiyorlar.
Hatta yetmiyor, senin rakibin olan takıma transfer olup, dönüp sana birde gol atıyor ve tribüne gelip önünde seviniyorlar.
Futbolcular, buna profesyonellik deyip, işin içinden sıyrılıyorlar.
Sen ise taraftar olarak, sevdan için yağmur çamur demen stadyumlara koşuyorsun ve avazın çıktığınca GOOOL diye bağırışında bile hiçbir kazancın olmuyor.
Ya onlar, yani futbolcuların için golün anlamı ne mi?
Her gol olduğunda futbolcuların hesaplarına primler yatıyor. Yani gol demek futbolcular için para demek.
İşte bu nedenle diyorum ki; Futbol, futbolcular için “para” ve taraftarlar için “sevda”...
Kalın sağlıcakla...