Anadolu’nun her köşesi bir ağıt, her taşı bir hikaye barındırır; ancak Sivas topraklarından yükselen ezgilerin tınısı bir başkadır. Bugün radyolarda, konserlerde ya da bir dost meclisinde kulağımıza çalınan "Aşan Bilir Karlı Dağın Ardını" türküsü, aslında sadece notalardan ibaret bir sanat eseri değil. Bu türkü; zahmetin, acının ve altmış yıl boyunca sönmeyen bir hasret ateşinin ete kemiğe bürünmüş halidir. Halk müziğimizin usta ismi Divrikli Nuri Üstünses’in kaleminden dökülen bu satırlar, yaşanmış bir dramın sessiz çığlığını günümüze taşıyor. Eğer bu kadar büyük bir acı ve imkansızlık olmasaydı, bu güzelim türküler belki de hiç can bulamayacaktı.
Bir Gece Yarısı Gelen "Töre" Ayrılığı

Hikayenin kökleri, eski zamanların o katı kurallarla örülü Yörük kültürüne dayanıyor. Yaz aylarında Sivas’ın serin yaylalarına obalarını kuran Yörükler, bölge halkıyla komşuluk etseler de aralarındaki sınırlar töre ile çizilmiştir. İşte böyle bir dönemde, Yörük beyinin dünyalar güzeli kızı ile köy ağasının yağız oğlu Osman arasında bir sevda filizlenir. Ancak bu aşkın önünde aşılmaz bir duvar vardır: Töre. Yörükler dışarıya kız vermez, dışarıdan kız almazlar. Sevdayı fark eden Yörük başı, bir gece ansızın obayı toplar. Osman sabah uyandığında, sevdiğinin izlerini taşıyan o obadan geriye sadece soğumuş küller ve derin bir sessizlik kalmıştır.
60 Yıllık Sabır: Bir Çerçinin Heybesindeki Selam

Zaman su gibi akıp geçer, mevsimler değişir, saçlara aklar düşer ama o ilk günkü ateş bir türlü sönmez. Yörük kızı, artık beli bükülmüş bir ihtiyar olmasına rağmen, ne Osman’ı unutur ne de sevdasını yüreğinden atar. Hiç evlenmeyen bu sevdalı kadın, yolu düşen her yabancıya, her çerçiye sessizce o köyün Osman’ını sormaktan bıkmaz. Tam 60 yıl sonra, Osman’ı tanıyan bir çerçiyle karşılaşır. Yaşlı gözlerle şu tarihi cümleyi fısıldar: "Osman'a selam götür, ben yıllar önce sevdiği o Yörük kızıyım." Bu bir selam değil, yarım asırlık bir sadakat ilanıdır. Osman o selamı aldığında, karlı dağların ardında sönmeyen o yangını iliklerine kadar hisseder.
Nuri Üstünses’in Notaya Döktüğü Ölümsüz Destan

İşte Divrikli Nuri Üstünses, bu efsaneleşmiş aşkı duyduğunda, kelimeleri birer mızrap gibi kullanarak "Aşan Bilir Karlı Dağın Ardını" eserini Sivas kültürüne armağan etti. Bu türkü, sadece iki gencin değil, Anadolu’nun imkansız sevdalarının ortak sesi oldu. Günümüzde bile bu türkü her çalındığında, dinleyenlerin içini tarifsiz bir gurbet hissi kaplıyor. Sosyal medyanın ve modern yaşamın hızına rağmen, bu köklü hikayeler popülaritesini asla yitirmiyor. Öyle ki, sanat camiasının dev isimleri bu eseri yorumladığında, ünlülerin Sivas'taki takipçileri bu hikayeyi paylaşarak kültürel mirasın ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Bu türkü, aşanların bildiği o karlı dağların ardında, hala bir yerlerde bir selamın sıcaklığının saklı olduğunu bizlere hatırlatmaya devam ediyor.