Sivas, her köşesinde ayrı bir hüzün, her sokağında ayrı bir yaşanmışlık barındıran kadim bir şehir. Ancak bu şehrin bağrından kopup gelen öyle bir eser var ki, duyup da içi titremeyen yoktur. Birçok yerde söylenmesine rağmen asıl doğduğu topraklar Sivas’ın Altınyayla ilçesine bağlı Başören Köyü olan Hastanenin Kapısına Kar Doldu türküsünün hikayesi, aslında genç yaşta hayata veda eden bir annenin sessiz çığlığıdır.
Okuma Yazma Bilmeyen Bir Kalbin Feryadı
Bu meşhur Sivas türküsü ardında Arife Erdoğan isminde genç bir kadını saklar. Amansız bir hastalığa yakalanan Arife, tedavi umuduyla Sivas merkezdeki hastaneye yatırılır. Günler geçer ama hastalık bedenini her geçen gün biraz daha eritir. İyileşmeyeceğini hisseden Arife, içindeki derin kederi mısralara dökmek ister. Ancak okuma yazması yoktur. O an yanında bulunan bir hemşireye, yüreğinden süzülen o meşhur dörtlükleri yazdırır. Ezberi çok kuvvetli olan Arife, hastaneden çıkarken kendisini görmeye gelenlere bu mısraları okur. Hatta orada yatan diğer hastalar da bu acıya ortak olup mısraları defterlerine kaydederler.
Kar Sadece Yolları Değil Umutları da Kapattı

O dönemlerde Anadolu’da "ince hastalık" denilen verem, gencecik canları almaktadır. Sivas’ın o meşhur, göz gözü görmeyen kışı bastırınca yollar kapanır. Hastanenin kapısına kar doldu türküsünün hikayesi tam da burada görsel bir acıya dönüşür; hastanenin kapısı gerçekten de çatısına kadar karla dolar. Sevdiğini, eşini ve evlatlarını görmek isteyen Arife, bembeyaz karlı dünyaya bakarak veda vaktinin geldiğini anlar. "Vurmayın arkadaşlar yaram sızlıyor" feryadı, sadece fiziksel bir acı değil, evlatlarından ayrılacak olmanın verdiği o dayanılmaz ruhsal sancıdır.
Bir Sivas Türküsünün Ölümsüzleşen Acısı
Anadolu’nun yalnız bir köyünden çıkan bu ses, aslında bizim insanımızın gönül zenginliğinin bir nişanesidir. Arife Erdoğan, darı bekaya irtihal etmeden önce bu mısralarla kadere boyun eğmiş ama metanetini hiç bozmamıştır. Eşi Ali Erdoğan’ın da yıllar sonra teyit ettiği bu acı dolu hikaye, Sivas türküleri arasında neden bu kadar özel bir yere sahip olduğunu kanıtlıyor. Bugün hala kulaklarımızda yankılanan bu Sivas türküsü, gurbetle sıla, yaşamla ölüm arasındaki o ince çizgide verilen son nefesin en samimi vesikasıdır.