Sivas-Erzurum demiryolu güzergâhında, Çaltı Irmağı’na kavuşan bir dere boyuna kurulu olan Divriği şehri, tarih boyunca pek çok gezginin ve fatihin uğrak noktası olmuştur. Şehrin efsanelerini ve güzelliklerini anlatan en önemli isimlerden biri olan ünlü seyyah Evliya Çelebi, buranın köklü geçmişini kendi hoş sohbetiyle eserlerine taşımıştır. Divriği, coğrafi konumu ve stratejik önemiyle her dönemde merak uyandıran bir merkez olma özelliğini korumayı başarmıştır.
Tefrike’den Divriki’ye: İsim Yolculuğu
Divriği adının kökeni, aslında Hititler ve Bizanslılar devrine kadar uzanan çok eski bir isimlendirmeye dayanmaktadır. Eski kayıtlarda kentin adı "Divriki" ya da "Divrik" olarak geçse de, uzmanlar bu ismin temelinin o dönemlerde kullanılan "Tefrike" adından geldiğini belirtmektedir. Yüzyıllar boyunca dilden dile dolaşan bu isim, kenti yöneten medeniyetlerin şivesiyle harmanlanarak bugünkü halini almıştır.
Selçukluların Dile Kazandırdığı İsim
Anadolu’ya mührünü vuran Selçuklular, fethettikleri topraklardaki isimleri kendi dillerine uyarlarken Tefrike ismini de unutmamışlardır. Dönemin dil yapısına ve telaffuzuna daha uygun olan "Divriği" kelimesi, Selçukluların dokunuşuyla kentin kalıcı adı haline gelmiştir. Bu dönüşüm, kentin sadece ismini değil, aynı zamanda küçük ve sönük bir kasabadan devasa bir mimari merkeze dönüşme sürecini de başlatmıştır.
Ahmed Şah ve Dillere Destan Şaheser
Selçuklulara bağlı Mengücek Emiri Ahmed Şah’ın 1229 yılında yaptırdığı Ulu Cami, kentin ismini tarihe altın harflerle kazıyan en büyük eserdir. Bu caminin bitişiğinde yer alan ve kentin bir tıp fakültesi gibi çalışan Darüşşifa, hem mimarisiyle hem de şifa dağıtan hekimleriyle anılmıştır. Şehrin ismi büyüdükçe, bu yapılar kenti bir kültür ve bilim merkezine dönüştürerek "Divriği" adının dünya çapında duyulmasını sağlamıştır.
Evliya Çelebi’nin Efsanevi Notları
Kentin isminin ve Darüşşifası'nın hikâyesi, Evliya Çelebi gibi seyyahların kaleminde birer efsaneye dönüşmüştür. Ahmed Şah’ın karısı Turan Melike Hatun’un çaresiz bir derde düşüp rüyasında gördüğü pirin peşinden Divriği’ye gelişi, kentin manevi önemini de simgeler. Bu efsaneye göre Melike Hatun, şifayı bulduğu otların resimlerini caminin taş kapısına oydurmuştur. Bugün o kapıya bakanlar, sadece estetik bir mimariyi değil, "Divriği" isminin arkasındaki bu köklü ve gizemli efsaneleri de görmektedir.