Bem-Bir-Sen Sivas Şubesi Geçmiş Dönem Başkanı Mustafa Pakoğlu, 30 yıllık sendikal geçmişini, başarılarını ve kurumsal tarafsızlık adına aldığı aday olmama kararının perde arkasını açıklayarak, helalleşme çağrısı yaparken teşkilat içi disiplini ve ahlakı hiçe sayanlara karşı da bir ikazda bulundu. Pakoğlu, aktif yöneticilik görevi bitse de çalışanların hak arama mücadelesinde her zaman yanlarında olacağını ve telefonunun 7/24 açık kalacağını duyurdu.
Pakoğlu açıklamasında şunları ifade etti: Bem-Bir-Sen Sivas Şubemizin kuruluşu, Genel Merkezimizin 15 Mart 1995 tarih ve 09 sayılı kararı ile başlamış ve resmi kuruluş müracaatı 03 Temmuz 1995 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Sendikamızın bu kuruluş sürecinde vatani görevimi yerine getiriyor olmam sebebiyle (06 Mart 1995- 07 Eylül 1996), teşkilatımıza resmi üyeliğim 25 Kasım 1996 tarih ve 26 sayılı karar doğrultusunda, 292 üye numarasıyla gerçekleşmiştir. O günden bu yana, sendikal mücadeledeki üyeliğim kesintisiz olarak 30 yıldır onurla devam etmektedir.
Teşkilatımızdaki yöneticilik hayatım ise 13 Ekim 1999 tarihinde Bem-Bir-Sen Genel Merkezine şube başkanlığı için teklif edilmemle başlamıştır. Genel Merkezimizin 13 Mayıs 2000 tarih ve 108 sayılı kararı ile Sivas Şube Başkanı olarak atanmamla birlikte aktif yöneticilik sürecim resmiyet kazanmıştır. Şube Başkanlığı görevimin yanı sıra, aynı dönemde Memur-Sen Sivas İl Temsilciliği görevini de büyük bir sorumlulukla deruhte ettim.
01-02 Mart 2003 tarihlerinde Ankara'da gerçekleştirilen Bem-Bir-Sen Olağanüstü Genel Kurulu’nda Genel Teşkilatlanma Sekreterliği görevine seçildim ve bu vazifeyi 19-20 Mart 2005 tarihlerinde yapılan III. Olağan Genel Kurula kadar sürdürdüm. Ardından, 26 Ağustos 2006 tarihinde yapılan Bem-Bir-Sen Sivas Şubesi Olağanüstü Genel Kurulunda yeniden Sivas Şube Başkanlığı görevine seçilerek aktif sendikacılığa geri döndüm.
Teşkilatımızın, üyelerimizin ve delegasyonumuzun sarsılmaz güveniyle; 2 Aralık 2007, 13 Kasım 2010, 2 Kasım 2014, 6 Ekim 2018 ve 30 Ekim 2022 tarihlerinde gerçekleştirilen III, IV, V, VI ve VII. Olağan Genel Kurullarda Şube Başkanlığı görevine yeniden seçilerek hizmet etme şerefine nail oldum.
Yeni Bir Dönem ve Kurumsal Tarafsızlık
3 Ekim 2026 tarihinde gerçekleştirdiğimiz VIII. Olağan Genel Kurulumuz itibarıyla; sendikal mücadeledeki aktif görevimi ve sendikal yaşamımı gelecekte yeniden değerlendirmek üzere, bu dönem şube başkanlığına yeniden aday olmama kararı almış bulunmaktayım.
Bu kararı; genel kurulda yarışan her iki tarafın da kendilerini demokratik ve rahat bir ortamda ifade edebilmelerini, kıymetli delegasyonumuzun da hiçbir baskı ve yönlendirme altında kalmadan, vicdani muhasebeleriyle kararlarını özgürce verebilmelerini sağlamak amacıyla aldım. Kurumsal tarafsızlığımı titizlikle korumak adına bu süreçte herhangi bir adaya desteğim söz konusu olmamıştır. Her iki adaya da başarılar dileyerek, uzun yıllardır gururla yürüttüğüm aktif görevimi nihayete erdiriyorum.
"Mücadelesiz Sendikacılığı Reddediyorum"
Otuz yıl önce çıktığım bu yolda sendikamız benim için her zaman çok büyük bir anlam ve değer taşımış; Bem-Bir-Sen her daim hayatımın bir numarası olmuştur. Bu süreçte hiçbir zaman kişisel bir çıkar veya menfaat gözetmeksizin, daima mücadeleci bir sendikacılık anlayışını tercih ettim. Her platformda herkese sendikamızı sevdirmek ve anlatmak için gayret gösterdim; çünkü çok iyi biliyorum ki çalışanların, emekçilerin sendikadan başka sığınacakları hiçbir güvenli limanı yoktur.
Tam da bu noktada bir hususun altını kalın çizgilerle çizmek isterim: Ben, "En kötü sendika bile örgütsüz olmaktan iyidir" şeklindeki o pasif anlayışa asla saygı duymuyor ve katılmıyorum!
- En kötü sendika; memuru mücadeleden vazgeçiren, çalışanları götürüp iktidarlara teslim eden sendikadır.
- En kötü sendika; kendi içinde muhalif örgütlenmelerin önünü kesen, emekçinin öz örgütünü bir işveren mantığıyla yönetmeye kalkan sendikadır.
Sendikalar çalışanların öz örgütüdür ve üyelerinin kendilerini özgürce ifade ettiği yerler olmak mecburiyetindedir. Eğer bir yapı, haklarından taviz vermek istemeyen çalışanın önünü mücadelesizlikle kesecekse, orası zaten artık sendika vasfını yitirmiş demektir.
“Sendikacılığın Temeli Ahlaktır”
Ben kendi payıma, ahlakı olmayan bir sendikacılığı tehlikeli bulurum. Şu hâlde rahatlıkla söyleyebilirim ki bir şey ahlaki olmadan, o şeyin hiçbir kıymetiharbiyesi olamaz. Millî ve manevi kimlikleriyle sendikacılık yapan kadrolar, sendikacılığa önce ahlakı taşımalıdırlar. Bir davanın, bir fikrin ya da bir mücadelenin meşruiyeti, onun üzerine inşa edildiği ahlaki temel ile ölçülür.
Ahlaktan yoksun, ilkeden ari ve samimiyetten uzak her kurgu, ne kadar büyük kalabalıkları arkasına alırsa alsın, nihayetinde kof bir gürültüden ibarettir. Özellikle kamu sendikacılığı gibi, harcında "emek", "adalet", "millî ve manevi değerler" olan bir alanda, ahlak sadece bir süs değil; o yapıyı ayakta tutan ana kolondur. Ahlaki bir temeli olmayan sendikacılığın, toplum ve çalışan nezdinde hiçbir geçerliliği yoktur ve olamaz.
"Mücadelem Bitmedi, Alanlardayım"
Ben bugün görevimden; mücadeleci ruhumla, namusumla ve onurumla ayrılıyorum. Ancak şunu bütün dava arkadaşlarım çok iyi bilsinler: Mustafa PAKOĞLU olarak; beni bir ağabey, bir kardeş ya da bir yol arkadaşı olarak nerede görmek isterseniz, hayatın her alanında yine tam yanınızda olacağım. Şimdiye kadar telefonumu sizlere nasıl 7/24 açık tuttuysam, bundan sonra da kapatmayacağım. Ölüm hariç, her zorluğunuzda yanınızda olmaya, bu haklı kavganın ve mücadelenin başarıya ulaşması için elimden gelen her şeyi yapmaya devam edeceğim.
Bugün sizlerle vedalaşırken, görev sürem boyunca hiçbirinizin kalbini kırmamaya azami özen gösterdiğimi bilmenizi isterim. Çok kırıldım ama kırmamaya gayret ettim; daima yalnızca doğru olanın arayışında oldum. Hayatım boyunca gösterdiğim tüm fevri davranışların, tüm isyanlarımın ve öfkemin tek bir hedefi vardı: O da bozuk sistem ve o sistemi yanlış uygulayanlardı! Amacım sadece bu kavganın başarıya ulaşmasıydı, bunun dışında hiçbir şahsi beklentim olmadı.
Benim aktif sendikacılığımın bitmesi hiç önemli değil; her başlangıcın bir sonu olduğu gibi, her son da yeni bir başlangıçtır. Durmayacağım, oturmayacağım ve mücadele kavgamı asla bitirmeyeceğim. Bedel ödenmesi gereken yerde bedel ödemeye de hazırım, içiniz rahat olsun. Ben varlığımı, hiçbir karşılık beklemeden esasen Türk sendikal hareketine armağan etmiş bulunuyorum. İhraç edilinceye veya ihraç edileceğimi tam olarak hissedene kadar da Bem-Bir-Senli kalmaya, bu yolda yürümeye devam edeceğim. Bem-Bir-Sen benim evimdir ve ben olası bir ihraç tehdidinden de asla çekinmiyorum. Tabii ki bu ihraç zevkini sizlere ve arkasındaki üst aklınıza yaşatıp yaşatmayacağıma henüz karar vermedim. Kıymetli dostlarımla günü gelince istişare eder, nihai kararımızı veririz; hele o gün bir gelsin bakalım.
"Artık Bu Mızrak Bu Çuvala Sığmıyor!"
Benim diğerlerinden farkım şudur: Yermesini de takdir etmesini de gayet iyi bilirim. Başkaları eleştiri denince korkudan kaçarken, ben inancımın bana yüklediği sorumlulukla eleştiririm. "Şimdiye kadar niye yüksek sesle yapmadın?" diyenler olacaktır; bugüne kadar teşkilatçılık anlayışım ve makamımın getirdiği görev sorumluluğu gereği, tüm eleştirilerimi teşkilat içinde ve usulüne uygun şekilde yaptım. Bugüne kadar "kol kırılır yen içinde kalır" anlayışıyla hareket ettim ama maalesef artık bu mızrak bu çuvala sığmıyor!
Görevdeyken bunları açıkça yapmak sendikal ahlaka sığmazdı, bu yüzden sendikal sınırlar içinde mücadele ettim. Ancak şimdi hür bir generalim; beni bağlayan hiçbir görev sorumluluğu kalmamıştır. Bundan sonraki sürecim, sendikal kamuoyunu açık seçik şekilde bilgilendirmek olacaktır. Gerek yazılı metinlerle gerekse çekeceğim videolarla bildiğim tüm gerçekleri; başta sendikal kamuoyu olmak üzere teşkilatımızın yöneticileriyle ve kıymetli üyelerimizle paylaşmaya, anlatmaya gayret göstereceğim. Bıçak kemiğe dayandı artık.
Bu saatten sonra el mi yaman bey mi yaman herkes görecek, benden günah gitti! Bu herzeleri yiyenler teşkilatı düşünmüyorlar; sorumluluk makamında oturan dostlarımız sorgulamıyor, sorgulamak bir yana selamı sabahı kesiyorlar. Meğer bu teşkilatta her şey birbirine pamuk ipliğiyle bağlıymış... Öyle hayal kırıklığına uğratan dost bildiklerim oldu ki bu kadarına da pes doğrusu! Ama Allah büyük... Teşkilatımızda görev yapan herkes bu yaşanan süreçten mesuldür.
Genç Kardeşlerime Tecrübeli Bir Usta Bir Ağabey Nasihati
Genç Arkadaşlarımı İkaz Ediyor Aklıselime Davet Ediyorum!
Tam da bu noktada, genel kurul sürecinde ve sonrasında sergilenen bazı tutumlara karşı kamuoyunun huzurunda açık bir ikazda bulunmayı görev addediyorum.
Biz bu yolda, teşkilatçılıkta usul bildik, adap bildik, erkan bildik, töre bildik. Sendikal mücadeleyi her zaman üyelerimize, çalışanlarımıza hizmet yarışı olarak gördük. Ancak ne yazık ki, genel kurul sürecinde bu hasletlere aykırı bir tavırla hareket edenler, bu yakışıksız tutumlarını genel kurul sonrasında da fütursuzca sürdürmeye devam etmektedirler.
Kendi kişisel ihtiraslarını, sanki bir hak ve adalet arayışıymış gibi ambalajlayıp "Kamuoyuna ve Değerli Üyelerimize" başlıklarıyla bildiriler arkasına gizleyenler, bu teşkilatın birliğini kimlerin zedelediğini aynaya bakarak görmelidirler.
Genel kurulda delegenin özgür iradesiyle sandıktan çıkan sonucu kabullenmeyip, alelacele "Bizim sitemimiz bir makama değil, bir anlayışadır" diyerek feryat figan bildiri yayınlayanlar, bu teşkilata asıl zararı kendilerinin verdiğini anlamak zorundadırlar. Hak, emek ve temsiliyet gibi kutsal kavramları kendi başarısızlıklarına kalkan yapanlar; makam hırsıyla teşkilat içi sitem üretenler bilsinler ki, bu teşkilat kimsenin şahsi hesaplaşma alanı değildir. Kendilerini kurumsal iradenin üstünde gören bu anlayış sahiplerine ikazım nettir: Aklıselim ile hareket edin, takındığınız bu ayrıştırıcı dilden vazgeçin ve bu teşkilatın geleneklerine saygı göstermeyi öğrenin!
Buradan Ankara’da oturan baronlara da sesleniyorum: Artık düşün yakamızdan! Hiçbir şey olmazsa, bu işin bir de Mahkeme-i Kübra’sı var! Hiç kimsenin yaptığı yanına kâr kalmaz. Bu dünyada yaptığımız ve yapmamız gerekirken yapmadığımız, söylediğimiz ve söylememiz gerekirken söylemediğimiz her söz milimi milimine kaydediliyor. O iş ve sözlerin hesabının tek tek sorulacağı bir mizan günü var.
Bu dünyada yapıp yapmadıklarımızla ya kendi cennetimize sırtımızda tuğla taşıyacağız ya da kendi cehennemimize sırtımızda odun taşıyacağız. Benim alnım pak, yüzüm aktır; ne yaptıysam yalnızca Allah rızası için yaptım. Er ya da geç anlaşılacağımı ümit ediyorum.
Helalleşme ve Şükran
Ey Dostlar;
Yaşanmışlığın büyük bir hatırı vardır, bu konuşma o yaşanmışlığın hatırınadır… Selamsız gidilmez, helalleşmeden olmaz. Görev sürem boyunca her zaman iyi olmaya, iyinin ve haklının yanında yer almaya çalıştım; ancak kusurlarım elbette oldu. İstemeyerek de olsa incittiğim, kırdığım veya üzdüğüm her bir yol arkadaşımdan bütün kalbimle özür diliyor; herkesten af ve helallik talep ediyorum. Benim haklarım sizlere helaldir, sizler de haklarınızı helal ediniz.
Görev sürem boyunca hak, adalet ve doğruluk ilkelerinden taviz vermeden vazifemi ifa etmeye çalıştım. Bu süreçte bana yoldaşlık eden şube yönetim kurulu arkadaşlarıma, iş yeri temsilcilerimize, kadın/engelli ve genç memur komisyon başkanlarımıza, ilçe temsilcilerimize her adımımızda bizlere güvenini hiç eksik etmeyen kıymetli üyelerimize sonsuz şükranlarımı sunarım.
Çok yakın bir zamanda ahirete irtihal eden Şube Sekreterimiz Hamdi ŞEKER başta olmak üzere çalışma arkadaşlarımız Nevzat ÖZTÜRK, İsmail KUŞ, Muzaffer GÜNER’i ve isimlerini zikredemediğim tüm arkadaşlarımızı rahmetle ve şükranla anıyorum. Ruhları şad, mekânları cennet olsun.
Bu karar benim için bir veda değil, sadece bayrağı yeni arkadaşlara devretme kararıdır.
Yeni seçilen yönetime şimdiden başarılar diliyor, şubemizin çok daha güzel günlere ulaşacağına yürekten inanıyorum.
Mücadelemiz ve dostluğumuz her zaman baki kalacaktır.





