SAADET PARTİSİ GENEL BAŞKANI MAHMUT ARIKAN SÜREÇ HAKKINDA TEŞKİLAT MENSUPLARINA MEKTUP YAZDI. Arıkan mesajında şunları ifade etti:
"Kıymetli Dava Kardeşlerim,
Türkiye’de yaklaşık iki yıldır devam eden ve kamuoyunda “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırılan süreci bölgemizde meydana gelen gelişmelerden bağımsız değerlendirmek mümkün değildir.
İsrail’in 2023 yılından bu yana gerek askerî gerek diplomatik alanda giderek genişleyen hareket alanı, son olarak Abraham Anlaşmaları üzerinden elde etmeye çalıştığı imtiyazlar ve başta Türkiye olmak üzere bölge ülkelerinin bu gelişmeler karşısındaki yetersiz tutumu, İsrail’i daha da cüretkâr hâle getirmektedir. Arz-ı Mevud tasavvurunun ortaya koyduğu coğrafi hedefler dikkate alındığında, bu yayılmacı anlayışın nihai olarak Türkiye’yi de doğrudan tehdit ettiği açıktır.
Bu tablo karşısında Türkiye’nin yapması gereken, dış müdahalelere ve bölgesel hesaplara açık hâle gelebilecek bütün iç kırılganlıklarını ortadan kaldırmaktır. Ekonomik ve siyasi bağımsızlık, üretim ve kalkınma bu bakımdan ne kadar hayatiyse; iç huzur ve güvenliğin sağlanması, toplumsal dayanışmanın güçlendirilmesi ve ülke içinde istikrarlı bir zeminin tesis edilmesi de aynı ölçüde önemlidir. Türkiye’nin yalnızca ekonomik bağımsızlığa değil, aynı zamanda istikrarını kendi iradesiyle koruyabilecek bir stratejik bağımsızlığa da ihtiyacı vardır.
KARARIMIZ BİR GÜNDE VERİLMEDİ
“Terörsüz Türkiye” süreci, bir günde başlayan ve kısa süre içerisinde karara bağlanan bir süreç değildir. 1 Ekim 2024’te TBMM’de başlayan yeni siyasi sürecin üzerinden tam 679 gün geçmiştir.
Bu 679 günde; Genel İdare Kurulu ve İl Başkanları toplantılarımız devam etmiş, birçok il ve ilçe başkanımızla görüşmeler yapılmış, sayısız teknik ve hukuki rapor incelenmiş, birçok uzman dinlenmiştir.
Bu süre boyunca farklı görüşlerin, kaygıların ve itirazların açıkça ifade edilebildiği; meselenin siyasi, hukuki, güvenlik ve toplumsal boyutlarıyla değerlendirildiği istişare zemini oluşturulmuştur.
Sürecin başından itibaren kaygılarımızı açıkça dile getirirken, yapıcı eleştirilerimizi ve çözüm önerilerimizi de ortaya koyduk. Komisyonda ve diğer görüşmelerde; Türkiye’nin istikrarına, gittikçe artan İsrail tehdidine ve yükselen kamplaşma tehlikesine ilişkin uyarılarımızı kararlılıkla sürdürdük.
Kaygılarınızı biliyoruz
Bütün ihtimalleri, geçmiş tecrübeleri ve önümüzdeki riskleri değerlendirdik. Sonunda, Milli Görüş'ün ölçüleri içerisinde Türkiye için doğru olanın şartlı ve sorumlu bir “evet” olduğuna kanaat getirdik.
ÇERÇEVE YASA HAKKINDA
Yapılan teknik ve hukuki incelemeler neticesinde, bu yasa hakkında kamuoyunda oluşan bazı yanlış kanaatleri açıklığa kavuşturmak gerektiğini düşünüyoruz.
Çünkü böylesine önemli bir meseleyi söylentiler, sosyal medya paylaşımları ve siyasi yorumlar üzerinden değil; doğrudan kanunun hükümleri üzerinden değerlendirmek zorundayız.
PKK/KCK hâlâ açıkça “terör örgütü” olarak tanımlanmaktadır. Kanun örgüte yeni bir meşruiyet veya siyasi hareket statüsü vermiyor; aksine teklif metni doğrudan “PKK/KCK terör örgütü” ifadesini kullanıyor.
Abdullah Öcalan’a siyasi/hukuki statü yok. Yine özel af, tahliye veya hukuki statü düzenlemesi bulunmuyor. En başından beri vurguladığımız gibi, kanun Öcalan ve üst düzey kadroya özel bir hukuki pozisyon üretmiyor.
Kanunda; federasyon, özerklik, ayrı bölgesel statü, vatandaşlık tanımının değiştirilmesi, ayrı egemenlik alanı gibi anayasal-siyasi talepler bulunmuyor. 12 madde esas itibarıyla silahsızlanmanın ceza ve infaz hukukundaki sonuçlarını düzenliyor.
Genel af yok. Kanun bütün suçları ve cezaları tek kalemde re’sen ortadan kaldırmıyor.
Kasten adam öldürenler kapsam dışında. Askerimizi ve vatandaşımızı şehit eden hiçbir terör örgütü mensubu düzenlemeden yararlanamıyor.
Yararlanma otomatik değil. Kişilerin kanundan yararlanabilmek için belirlenen sürede yazılı başvuruda bulunmaları gerekiyor. Kanunun çıkmasıyla herkes hakkında kendiliğinden dosya kapatma mekanizması çalışmıyor. Hukuki sonuç örgütün tek taraflı beyanına bağlanmıyor.
Düzenlemeden yararlanma imkânı sınırsız ve sürekli açık değil. Altı aylık başvuru süresi var. MGK kararının yayımlanmasının ardından altı aylık süre içinde yazılı başvuruların alınmasıyla birlikte süreç başlamış oluyor.
Tekrar terör suçuna karışanın hakkı ortadan kalkıyor. Erteleme döneminde yeniden terör suçu işlenirse erteleme kaldırılıyor; soruşturma/kovuşturma veya cezanın infazı yeniden devam ediyor.
Bütün bunların ilaveten sürecin işletilmesi, örgüt üyelerinin başvuru ile beraber silah ve mühimmatlarını teslim ettiği veya bulunduğu yeri beyan etmesi şartına bağlanmıştır.
MGK’nın takip, koordinasyon ve tespit aşamalarında olumlu bir kanaat ve karar verilmediği müddetçe, herhangi bir örgüt üyesi erteleme ve infaz yasalarından faydalanamayacaktır.
1 Haziran 2005’ten önce işlenen ve müebbet/ağırlaştırılmış müebbet gerektiren suçlar kapsam dışında tutuluyor.
Kanun metnini, mecrasında tartışmamız gerektiğini düşünüyoruz.
BU OY, İKTİDARA VERİLMİŞ BİR GÜVENOYU DEĞİLDİR!
Önümüzde terör örgütünün silah bırakmasını, kendisini tasfiye etmesini ve meselenin Meclis ve hukuk zemininde ele alınmasını öngören bir süreç varken; sırf iktidara duyduğumuz güvensizlik sebebiyle silahların susmasına ‘hayır’ dememek için “şartlı desteğimizi” sunduk.
Bir evladımız daha toprağa düşmesin diye bu sürece dikkatle yaklaşmayı tercih ettik.
AK Parti’ye güvenmediğimiz için risklerine rağmen oluşan bir imkânı reddetmek doğru değildir. AK Parti’ye güvenmediğimiz için bu süreci denetimsiz bırakmayacağız.
İktidarın hukuk ve demokrasi siciline yönelik itirazlarımız ortadan kalkmış değildir. Dolayısıyla Çerçeve Yasa’ya verdiğimiz “evet” oyu, iktidara verilmiş bir güvenoyu değildir.
Biz muhalefetimizi yapmaya ama daha önemlisi; Saadet Partimizi, değerlerimizi, ilkelerimizi yaşatmaya devam edeceğiz.
PARTİMİZ İKİLİĞE HAPSEDİLEMEZ
Öte yandan partimiz ve teşkilatlarımız “Çerçeve yasaya karşı mıyız, destekliyor muyuz?” ikiliğine hapsedilmemeli.
Bizim meselemiz bundan çok daha büyüktür. Saadet Partisi Türkiye’nin yönetimine taliptir. Türkiye, herhangi bir siyasi partiye veya herhangi bir ittifaka terk edilemeyecek kadar büyük ve kıymetli bir ülkedir. Amacımız Arz-ı Mevud yoluna bir engel daha koyabilmektir.
“HAYRA MOTOR, ŞERRE FREN OLMAK”
Ülkemizin çözüm bekleyen pek çok meselesi bulunmaktadır. Saadet Partisi olarak bu sorunların her biri üzerinde istişare etmeye, sorumluluk almaya devam edeceğiz.
Bizim ölçümüz dün neyse bugün de odur: Türkiye’nin geleceğini ipotek altına alacak her adımın karşısında durmak, milletimizin hayrına olan her işin önünü açmak; yani “hayra motor, şerre fren” olmaktır.
Türkiye’nin meselelerini AK Parti’nin veya Cumhur İttifakı’nın insafına bırakmak gibi bir anlayışımız yoktur. Sorunların çözümünün de sahibi herhangi bir siyasi parti değil, milletimizin ortak iradesidir.
Bu nedenle bugün bize düşen; daha fazla kenetlenmek, teşkilatlarımız arasındaki dayanışmayı büyütmek ve her zamankinden daha büyük bir gayretle çalışmaktır.
Bugüne kadar inançla, gayretle ve cesaretle ortaya koyduğunuz çalışmalar için her birinize bir kez daha gönülden teşekkür ediyorum."





