Fuat Edip Baksı sözlerini yazmış, Selahattin Erköse bestelemişti.
“Rüzgâr kırdı dalımı / Ellerin günahı ne /
Ben yitirdim yolumu / Yolların günahı ne” dizeleriyle başlıyordu.
Henüz saçlarım ağarmamıştı ama, ezelden beri empati yapmaktan hoşlanırım:
“… Erken ağardı saçlar / Yılların günahı ne?”
Elbette, yılların da ayların da günlerin de günahı yok.
Yıllara, aylara, günlere, uğurlu, uğursuz geldi dermesini benimsemem. Uğursuzu, yüce Mevla niçin yaratsın? Bir zaman dilimine eski dille mübarek, yeni kuşağının diliyle bolluk bereket, verimli, kutlu, kutsal, uğurlu sıfatları yakıştırmak ne derece doğru?
Bir başka açıdan bakarsak; zaman, Allah tarafından yaratıldı. Yaratılış söylencelerini anımsayınız:
"Başlangıçta, Tanrı yeri (Dünya'yı) ve gökleri yarattı." Zamanın başlangıcı olarak yorumlandığını söyleyebiliriz.
Yunus, “Yaratılanı severim, Yaratan’dan ötürü” derken, “Yaratan’ın yarattığı her şeye, hoşgörüyle, sevgiyle bakılmasını öğütlüyor.
Var sayınız ki yukarıda yazdıklarıma bir parantez açıp kapattım.
2022 yılının başında gözüm kapalı gidip geldiğim evimi, aynı ailenin bireyleri gibi olduğum komşularımı değiştirdim.
Zor oldu alışmak. Ayrıldığım bir vefasız yârim yoktu ama bazen mecazların içine gizleniyor insan:
“Söyleyemem derdimi kimseye, derman olmasın,” derken göz yaşını içinize saklayıverdiğiniz zamanlar olmuştur. Benim oluyor. Dahası söyleyemediğiniz, kapıdan kovsanız pencereden gönül evinize giriveren sorunlar, sorunlar…
üzüntüler.
Neredeyse dertleri zevk edindim, bende neş’e ne arar, diye kürdili hicazkar çarklarında parçalanacaktım.
Şimdi ben 2022 yılına uğursuz mu diyeyim. Kıtlık ve göç yıllarının sefaletini, acılarını düşleyip, “Gide de gelmeye hain seneler” diye ağlayayım? Hayır.
Bütün yıllar, bütün aylar, bütün haftalar, bütün günler ömrümüz içinde yüce Yaratan’ın lütfu değil mi?
Ah Yunus Emre, her ruh yarasına nasıl da merhem olursun:
“Yar yüreğim yar
Gör ki neler var.”
Elbet bir ben değilim. Kimin yüreğini yarıp baksanız ki içinde neler, neler var. Dıştan gülmelere, neşelere pek aldanmayın.
Bir aya yakın zamandır eşimin rahatsızlıkları vardı. Edremit Devlet Hastanesinde tedavi ve araştırmalar içerisindeydik. Geçtiğimiz hafta sonu oğlumla torunum köye gelip eşimi İstanbul’a götürdüler.
Koşuyolu Medipol Hastanesinde tetkikleri yapıladursun, pazartesi günü torunun Kerem Özdemir’in mesajı geldi:
Rol modeli olan amcasının mühendislik alanında üniversiteye girmeye hak kazanmıştı. Ailece sevindik. Bir gün sonra eşimin sağlık haberiyle sevincimizin katlanması için dua ettim.
şimden müjdeli haber geldi. Sıkıntısı tedavi edilebilecek cinstendi.
Gayrı benim dilimden Yunus düşer mi?
Erol Sayan’ın Gülizar şarkısını Ahmet Özhan ne de güzel okurdu:
“Dertli ne ağlayıp gezersin burda
Ağlatırsa Mevla’m yine güldürür
Nice dertli kondu göçtü burada
Ağlatırsa Mevla’m yine güldürür
Sevdaya salma şu garip başını
Akıtır gözünden kanlı yaşını
Kerimdir onarır kulun işini
Ağlatırsa Mevla’m yine güldürür”