Aidiyet ve birey olmak arasında sıkışmış bir yaşam. Mesele iki kadana birden sahip olmak. Aidiyet nedir? ''Birbiri ile tanışmayan fakat benzer duygu ve düşünceleri benimseyen insanların, benzer tutumları sergilemesi aidiyet duygusunu tanımlamaktadır. Bu duygu insanları birbirine yaklaştıran, paylaşımları çoğaltan “biz” olma duygusunu besler. Aidiyet hisseden insanlar toplumu oluşturur .''
Birey olmak nedir? ''Birey olmak, herhangi bir otoriteye biat etmeden, kararlarını kendi verebilmektir. İnsan için en zor olan şey karar vermek ve verdiği kararların sorumluluğunu üstlenmek, gerektiğinde kendi kendini kısıtlayabilmektir. Birey, toplum içerisinde özgürce tavır .''
Doğan Cüceloğlu katıldığı bir programda aidiyet duygusuna ilişkin şunları söylemişti: ''Çocuğunuzun elinden tutarsınız, elinizi çekiştirir mızmızlanır. Güvenli bir alansa elini bırakırsınız, yürümeye başlar birey olur. Saklansanız ağlar, arkasına bakar sizin varlığınız görür aidiyet duygusu yaşar. Tanımadığı bir hayvan ona yaklaşsa, güven çemberini daraltır, ailesine yaklaşır, hayvan gidince tekrar rahatlar ve keşfetmeye başlar.” Doğan hoca şöyle devam etti: “Tehlikeli alanda güven ara, tehlikesiz alanda dünyayı keşfet.'' İçindeki sistem böyle işler .
Çocuklar ancak birey oldukları yerde onurlu olmak ne demek öğrenecekler. Kişisel gözlemim den bahsetmek istiyorum. Sadece aidiyet duygusu yaşamış, annesinin kızı, eşinin karısı, çocuğunun annesi, olmuş insanlar sürekli dış referansa ihtiyaç duyan insanlar. Paylaşacak şey de çok az ne derseniz o yönde sizi onaylıyor, onaylanmadığında kabul görmemek de ürküyor belki de. Uzmanlar bunu şöyle açıklıyor ''İstenen bir bebek olmak.'' Daha doğmadan anne karnında başlıyor aslında hikaye.
Birey olmak, birey olarak hayatı yaşamak kendini fark etmek, şu kişinin eşiyim, şunun kızıyım demeden önce kendi kimliğini ortaya koymak. Kendi hikayesini fark etmeyen başkasının hikayesini okuyamaz. Önceki evliliklere baktığımda, kadın kocasına karşı bir aidiyet duygusu yaşıyor ya da, yaşamak zorunda kalıyor ve birey olmak onun lügatına bile girmiyor. Çoğu zaman da, birey olmak için de bir acı olarak kalmış olarak ömür bitiyor. Birey olmak saygısız, başına buyruk bir yaşam değil, “ben varım” dedikten sonra biz olmak. Şimdi baktığımız da Z kuşağı birey olma işini biraz yanlış anlamış olacak ki, evlilik ile ilgili konuşmalar geçtiğinde sadece kendi varlığı ile hüküm sürmek istiyor ve bu doğrultuda gün geçmiyor ki yeni bir boşanma davası ile karşılaşıyoruz.
Bizim iki kanadımız var,birey olmak ve aidiyet duygusu.... İkiside dengede olursa , yaşam daha güzel olacak .
Evliliklerde eşlerin bireysel alanları, sosyal yaşamları olmalı ki birey olmanın tadına varsınlar, sonrasında, aidiyet duygusu gelecek, ben olmaktan sonra biz olma bilinci ile kök salacaklar.
Bir sonraki yazıda bu konudan devam etmek üzere, belki köşe yazımıza bir uzmanı konuk eder bu konuda ki bilgilerin den istifade ederiz. Şimdilik bize müsaade hoşça bakın zatınıza.