Modernite bir burjuva ideolojisidir ve "Cumhuriyet"ler vasıtasıyla iktidar ideolojisi haline gelmiştir. Cumhuriyetçilik ile muhafazakâr temayüller arasında modernite ortak paydadır ve eksen kayması olmaz.
Modernitenin maddî unsurlarını medeniyet ve terakki saymak itibariyle birbirinden ayrılan liberalizm ve sosyalizm; kapitalizm-devlet izdivacına muhalefet edemez. Bunun siyasetteki sağ yahut sol tezahürü, "manevi kültür" alanında sıçramaya ve piyasacılıktan sapmaya imkân vermez. Çünkü siyasî rekabet, "iktidar" ve "iktidara dayalı çıkar"lar üzerine kurulmuştur.
İslamcılık üzerinden siyaset manzarasına gelince: Sosyal demokrat ve liberal temayüle sahip iktidarlarla; İslamcı uygulamalara sahip iktidarlar arasında en ufak bir fark yoktur. İslamcı uygulamaların ne olabileceği konusunda tecrübe imkânı: Belediyeler ve üniversite yönetimleri en iyi örnektir. Refah Partisi´ni iktidara taşıyan belediye yönetimleri tecrübesi çok önemli idi. Sayın Cumhurbaşkanı o tecrübelerin bir uzantısıdır. Yeni bir yaklaşım sergilediler ve teveccüh gördüler; çünkü belediyecilik vasıtasıyla az çok kişilik ibraz eden pratikler sergilediler. O zamanlar henüz üniversiteler üzerinde İslamcı temayülün bir izi yoktu; sadece ?The Cemaat?in kurnazca kadrolaşması vardı. Bu kadrolaşma üniversitelerin kalitesini artırmaya yönelik değil; sadece üniversitelerde iktidar gücüne ve dolayısıyla para cinsinden kazanca müteveccih idi?
Ak Parti iktidarı Türkiye açısından tarihî öneme sahiptir ve ilk defa İslamcılık temayülüne ve karartısına sahip bir iktidarın belediyeler üzerine ve üniversiteler üzerine şaşkınlık uyandıracak pratikler sergileme imkânı buldular. Hiç bit şey olmadı; benzer uygulamaların tüm dünyada görüldüğü maddi teknolojiler ve manevi eğlence biçimleri el değiştirdi. İslamcılıkla, en azından bir ehl-i kıble mesafesinde bağı olan bürokratların gönüllere mümince inşirah verecek uygulamalara şahit olamadık. Belediyeler rant, çıkar ve müteahhit cennetine döndü; üniversiteler eski kadrolardan daha kaba, görgüsüz ve baskıcı kadrolarla doldu. Şüphesiz münferit olarak son derece meslekî ehliyet ve ahlâkî liyakate sahip insanlar mezkûr kurumlarda küçümsenmeyecek ölçüde vardır; ancak, bunlara asla yönetim imkânı tanınmaz. İslamcılık üzerine ortada yüzergezer tartışmaların düşmanca niyetleri olduğu söylenebilir; komplocu izahların doğruluk payı da olabilir. Ama pratikte sergilenen tavırlar kadar belirleyici hiçbir ölçü yoktur. Halkın özellikle her çeşit iç ve dış saldırı karşısında Ak Parti´ye ve hususen RTE´ ye gösterdiği destek, doğru okunmalıdır. Referandum sonuçları az buz değil, şiddetli bir ihtardır. Bu mesafe değişikliğinin sebebi: Ak Parti zamanında kurumlarda söz sahibi olan ve serveti kendi aralarında döndürüp duran kadrolaşmadır. İsimlerini eksikleriyle beraber zikrettiğim atanmışlarla ve seçilmişlerle tıka basa dolu kurumlarda insana kıymet verildiğini gösteren uygulamalardan eser yok; tersine iktidar imkânlarını en çirkin arzular uğruna kullanma katsayısında büyük artış var. Peki, Ak Partili olup da bu çeşit uygulamalara itiraz ettiğinizde neler olmaktadır? Tam anlamıyla yüksek bir iş birliği ile yapabilecekleri her çeşit kötülüğü yapmakta; okuryazar ayak takımını da çeşitli vaatler ve çıkarlarla üzerinize salmaktadırlar. Hattâ, bu şebekeleşmiş çıkar zümresi kitabına uydurabilse hiç ilgisi olmayan kişilere Fetöcülük soruşturması bile açabilir; örnekleri de vardır. Bürokratik vahşet, iktidar gücünü de kullanan, yasal bir zeminde gerçekleşmektedir. Meselenin vahim bir tarafı da: iktidardan nemalanan teologların, bu çirkinliklere dinî meşruiyet uydurmalarıdır. Bir çeşit günah çıkarma ve ruhbanlık, kurumsallaşma olmaksızın etkinlik ve yaygınlık kazanmaktadır.
Fetöcü ahlak ile bu adı Ak Parti kadrosu olarak anılan çıkarcı zümreler arasında ahlakî açıdan her hangi bir fark yoktur. Tek fark, Fetö´nün devlet olma hırsı ve bu uğurda ihanete varacak örgütlenmeye gitmesiydi. 15 Temmuz ihanetine kadar da PDY ile ilişkilerini sürdürmüşler; mahallî basın örneğinde olduğu gibi ortaklaşa operasyonlar bile gerçekleştirmişlerdir. 17-25 Aralık ihanetinden sonra bile Ak Parti kadrolarının büyük bir bölümü ilişkilerini bozmamış, kontrollüce azaltmı9ştır.
Anlattıklarımın lokal olduğu da, şahsî görüşler olduğu da söylenebilir. Mezkûr tip içerisinde tasvir edilebilecek kişi ve gruplar mutlaka öyle diyecek; bir akşam seansında kendilerince tedbir bile alacaklardır. Evet, Fetö ile mücadele edelim, hem de sonuna kadar; ama samimiyetle mücadele edenleri arkadan vuran çıkar şebekelerine, masonik yapılanmalara karşı da bir şeyler yapılsın!