(10) Artık Bağdat´a, saraya geldiler. Bağdat padişahı, kırk gün kırk gece düğün kurdurdu. Çalındı, söylendi, yenildi, içildi, oynandı. Nikâhlar kıyıldı, düğün bitti. Ahmet Bey´le Esmehan, yuva kurdular. Fakat Esmehan, hiç bir şekilde seslenmiyor, cevap vermiyor. Son söylediği, çınar ağacından ayrılıp, terkideki söylediği iki beyit türkü... Ağzına taş aldı sanki bir daha da konuşmadı. Aradan bir yıl geçti ikinci yıla döndü. Esmehan´ın nur topu gibi bir oğlan çocuğu meydana geldi. İsmini Ömer koydular. Yine bir yıl daha geçti. Dördüncü yıla döndü, bir oğlu daha oldu. Onun adını da Osman koydular. Esmehan bir düşündü ki, Osman, ağbeyinin adı, fakat cevap yok, kimseye söylemiyor, kimseyle konuşmuyor. Aradan bir sene daha döndü, altıncı yıl oldu. Bir oğlu daha oldu. Onun da adını Ali koydular. Altı yıl oldu Esmehan´ın ağzından cevap duyan yok. Bağdat´ta dedikodu başladı. "Oh!.. Bizi almıyordu, beğenmiyordu. Dili yok bunun. Ahraz kıza düştü." Söylenti döndü, dolaştı, padişahın kulağına geldi. -Padişah´ım, senin gelinin ahraz. -Demeyin yahu! -Altı yıl olmuş. Kimseye sesini çıkarmamış. Duyan var mı? -Ahmet Beyi bana çağırın, dedi. Ahmet Bey geldi. -Oğlum, siz evleneli altı yıl oldu. Bu senin hanımın neden söylemiyor? -Vallahi baba, bana bile söylemedi. Daha duymadım sesini, dedi. -Bana kırk atlıyı çağırın dedi Kırk atlı geldi. -Oğlum, bu gelinin dili var mı, yok mu? -Var padişahım. Hem de iki beyit türkü söyledi ki, bülbüller gibi ötüyor. -Oğlum, yalan söylüyorsun, dedi. Bir şey söylemedi altı yıldan beri. -Vallahi padişahım, konuştu orda. -Benim gelinimi kim konuşturursa, dünya malına gark edeceğim. Bu dünyada ona yokluk yok. Ne kadar kız, gelin, avrat varsa geliyor, toplanıyor. Yalvarıp dil döküyorlar, seslenmiyor. Ermeni´den esir kalma, mahallenin bir kenarında yüz on beş yaşında bir karı vardı. Dediler ki; -Padişahım, Ermeni´den kalma esir karı var ya, bu karı bunu konuşturur. -Ulan, çabuk gidin getirin onu, dedi. Gittiler, karıyı aldılar getirdiler. Karı geldi. -Buyur padişahım. -Benim gelinim konuşmuyor, onu konuşturacaksın, dedi. -Konuşturursam ne var? -Sana bu dünyada yokluk yok. Ne istiyorsan? Karı; -Kaç tane çocuğun var, dedi Ahmet Bey´e. -Üç tane oğlan çocuğum var. -Ali kaç yaşında? -İki yaşında. Ali, yeni dillenmiş, yeni yürüyor. Ne görürse; "O benim olsun" diyor. Dedi ki; -Git çarşıdan iki tane elma al. Çok parlak olsun elmalar. Getir, gir hanımıyın odasına . Ömer´le Osman´a ver! Ali´ye de göster, verme, dedi. Ahmet Bey gitti iki tane elma aldı. Çok güzel elmaları getirdi. -Ömer, Osman gelin bakalım. Ali beşikte... Ali´ye de gösterdi, elmayı öbür çocuklara verdi. Ali; "O.. o.." diyor, daha demiyor. Çocuklar da vermiyor, Ali´ye. Kapıyı çektiler, kapattılar. Esmehan, Ali´yi beşiğe koydu. Sallıyor, döşünü veriyor, yok. Ali bağırıyor, çağırıyor. İlla, "O olacak." Katlanamadı Esmehan, kalktı ve orada ne söyledi, burada arkadaşlar ne dinledi; Senin baban benim gibi köklüydü Çok sefillik görmüş, derdi çok muydu Sana da alsaydı, parası yok muydu