-Ulan kardaş, o öyle yenmez, yapamıyorsun?
-Ulan kel, sen kim oluyorsun da benim işime karışıyorsun, dedi.
Kepçeyi aldı amma, düştü arkasına.
-Tutun ulaaan!
Tuttular. Yemek kepçesiyle birkaç tane vurdu.. Patron masada oturuyordu.
-Ulan, ellemeyin Kel´i. Gel oğlum, gel, dedi.
Geldi.
-Oğlum, sen yemek yapabilir misin?
-Efendim, bu yemek yapamıyor, bu yemek yenmez, dedi.
-Sen yemek yapabilir misin?
-Ooooh! Ben yemek yapmaya yaparım da -O devirde bakır kaplar var, kalaylanan kaplar.- sen, şu kaplarını bu günlük kalaycıya göndereceksin. Kaplar kalaylanacak. Yemek erzaklarını ben söyleyeceğim, sen yazacaksın. Bu erzakları da alacaksın. Yarına ben bir yemek çıkaracağım. Sen, kazanacağın parayı koyacak yer hazırla, dedi.
Patron, kasayı çekti, şöyle bir baktı beş altı bin lira para var, onu karşılayacak kadar. "Ulan bu para da buraya gitsin. Bu Kel´de bir belâ var." dedi.
-Oğlum, ismin ne senin?
-Ne ismi? Ben, dağda bittim, dağda büyüdüm.
-Anan, baban?
-Ne anası, babası, dedi.
-Oğlum, senin adın Ali! Ali!..
-Olur, Ali olsun.
Kaplar kalaylandı, geldi. İşte şu kadar karabiber, şu kadar nane, şu kadar şu, bu kadar bu, derken erzaklar geldi. Herif bir sabah çorbası hazırladı ki, yüz metre öteden kokusunu duyan geliyor. Bir kaba kanaat yok. "Kardaş, bir daha koy hele." diyor.
Artık, millet sıraya dizildi. Patron parayı koyacak yer bulamaz oldu. Köşeye doğru fırlatıyor altınları. Çevredeki bütün yemekhaneler iflas etti. Onlara giden yok. Kel, adama dedi ki;
-Beyim, ben evine filan gitmem. Burada yatar, burada kalkarım.
-Oğlum, çevrede seni çekemeyenler var.
-Beni kimse öldüremez.
Kel, yemek yapacak zaman kolunu yukarı doğru bir sıvıyor ki, bir beyaz bileği var ki, soba borusu gibi. Patron;
-Ah ulan! Kız olsa şuna bak, diyor.
(Aşçıbaşı şimdi hizmetçi oldu.) O da diyor ki;
-Efendim, bu keller hep böyle beyaz olur. Kıl yok ya, diyor.
Şimdi efendim, patron Şam´ın birinci zengini oldu. Gerçekten Keloğlan´ın hakkında dedikodu çoğaldı. Artık öldürecekler. Bu Ali burada yaşayadursun alalım Bağdat´tan haberi...
.....................................................
Bağdat´ta kırk gün yas bitti. Kırk birinci gün, Bağdat padişahı bir rüya gördü ki; Esmehan sağ, hem de bir köle olarak yaşıyor. Sabah namazı birinci vezirini çağırdı.
-Bütün Bağdat şehrini ayağa kaldırın.
-Padişahım, hayırdır?
-Karışma!
Bütün halk toplandı dedi ki:
-Arkadaşlar! Esmahan sağ, fakat köle olarak yaşıyor. Bu Şam tarafına gittiğinize göre, yüzde yüz Şam´da olması lâzım, yahut da çevresinde!
Ahmet Bey´le Reyhan Arab´a dedi ki:
-İkiniz ata bineceksiniz. Bol miktarda yanınıza para alacaksınız. Yakın zamanda Şam´a varacaksınız.