Patron dedi ki; -Efendim, aşçıyı çağıralım, biz anlamayız bu işten. -Aşçı kim? -Keloğlan. -Biz sabah ona sadaka verdik. Patron Hoca´ya; -Hocam kusura bakma. Görmeden kaçtı gitti, dedi. Hoca gittikten sonra patron Keloğlan´a dönüp; -Oğlum, durum bundan ibaret. Ne diyorsun yapabilir misin? dedi. -Efendim, onlar benim elimin kirini yerler. Hiç kıymeti yok. Sen çekil evine. -Aman ha oğlum, beni mahcup etme! Keloğlan dedi ki; -Bu gün kimseye öğlen yemeği yok. Lokantaya gelmek yasak. "Bugün yemek yok." diye bir levha da as bakalım, dedi. Şimdi Ahmet Bey nasıl yemekleri sever? Kardaşı nasıl yemekleri sever? Anası, babası nasıl yemekleri sever? Hepsini biliyor. Türlü türlü yemek yaptı. Büyük bir tepsinin içine koydu. Tepsiyi başına koydu, nişan takıyor gibi çıktı. -Nereye oğlum? -Bu yemeği ben götüreceğim, dedi. -Olmaz oğlum, senin başına belâ gelir. -Yok, ben yaptım, ben götüreceğim Patron, "Bunda bir belâ var. Ölürse ölsün. Bu para bana yeter. Kazandığım yeter şimdiye kadar" dedi. Gene de beş altı adamı peşinden bıraktı. Keloğlan vardı ki, öğlen vakti; -Selâmünaleyküm! -Aleykümselâm! Oturmuşlar. Tepsiyi orta yere koydu. Nasıl oturmuşlarsa, herkesin sevdiği yemeği herkesin önüne koydu. Bir sefer çevirdi tepsiyi; -Buyurun! Kusura bakmayın! Benim elimden gelen bu. Kusurumuz varsa af buyurun, dedi. Arka arka çekildi, vardı, eşikliğin önüne oturdu. Kapıyı kapattı. ne insan girebilir, ne de çıkabilir. Keloğlan amma babayiğit, öyle ufak tefek değil. Tam kapıya göre oturdu. Hoca Euzübesmele çekti; -Buyurun, dedi. Hoca şöyle bir kaşık aldı ki, Esmehan´ın kendine yapıp yedirdiği yemek. "Vay kuzum! Vay yavrum!" dedi. Bu sefer ağzında çiğnedikçe çoğalmağa başladı; -Ben yiyemeyeceğim, dedi, bıraktı. Ahmet Bey, bir kere aldı ki, Bağdat´da Esmehan´ın kendine yedirdiği yemek; "Ah ulan Esmehan!" dedi, döşünün tahtasına bir vurdu; -Arkadaş ben yiyemiyorum, dedi. O da bıraktı. DEVAMI YARIN