Köpeklerin ortası mı deyip atana kadar, köpeklerin kafaları bir tarafa, gövdeleri bir tarafa ayrıldı.
-Oğlum sana ne benim köpeklerimden. Öde bakalım benim köpeklerimi!
-Kaç lira?
-Birer lira.
-Al sana beş lira, dedi.
Atından indi. Esmehan´ın gizlice aldığı gömleğini köpeklerin kanına buladı. Onu da sardı geri heybeye koydu.
-Haydi Allahaısmarladık, dedi.
O yoluna devam etti.
................................................
Alalım Esmehan´dan haberi:
Esmehan, yatarak, sürünerek bir değnek buldu eline. Bazen değnek, bazen falan derken tepenin en yüksek yerine, zirveye çıktı. Sağa sola bakıyordu. Açlık susuzluğa karışmış; yiyecek bir şey yok. Bir baktı ki, keskin bir dere, derenin dibinde tek bir çınar ağacı, başı görünüyor. Bütün kuşlar bu çınarın başına toplanıyorlar. Öğleni geçti, ikindi vakti şöyle bir düşündü. "Babam bazen sohbet anında bizlere anlatırdı. Çocuklar, ola ki, bir garip ele düştüğünüz zaman en kötü şey susuzluk, su bulmanız için çınar ve kavak ağacını takip edin. Demek ki, burada su var."
Efendi başka işi yok. Yuvarlanarak, tuvarlanarak, ine ine geldi ki, bir çınar ağacı. Bedenine kolan dolanmaz. Bütün kuşlar başında ve çınar ağacının dibinde pınar; içi ayna gibi... Başında otlar diz boyu... Elini yüzünü yıkadı. Bir avuç su içti ki, açlık serine geçmiş. Şu ot güzelmiş, şu ot şirinmiş derken otlardan karnını doyurdu. Güneş batmaya başladı. "Nerede yatarım ben. Hele şu çınar ağacına bir çıkayım."
Biraz yukarı yarı yerine kadar çıktı ki, oradan bir dal ayrılmış, ora bir kovuklaşmış böyle, Esmehan´a göre bir yuva... Tamam. Akşam olduğu zaman çıkıp yatıyor, sabah olduğu zaman iniyor. Oradaki otlardan yiyor, çıkıyor kuşlarla arkadaşlık ediyor.
...................................................
O orada yaşayadursun, alalım Osman Bey´den haberi...
Osman Bey vardı Hicaz´a. Babasına kanlı gömleği verdi. Hoca hakkını helâl etti. Günleri bitti, vardılar Şam´a. Karşılandılar. Hoca´nın namusunu temizlediği için Molla´nın sevgisi beş misli daha arttı. Molla´nın kılıcının her tarafı kesiyor. Molla´nın lafının üstüne laf yok artık. Hoca, yine camisine ve şeriatına devam ediyor. Esmehan da çınarın koğuğunda yaşamaya devam ediyor.
....................................................
Şimdi, çınar ağacı, Bağdat bölgesi içerisindeydi. O devirde Bağdat padişahlıkla yönetiliyordu. Bağdat padişahı Ahmet Bey, evlât olarak tek bir oğlu vardı. Oğluna kendi adını vermişti. Oğlu yetişti, delikanlı oldu. Padişah üzülmeye başladı. Çevrede ne kadar ağaların, beylerin kızlarını teklif ettiyse de;
-Oğlum! Seni evlendirelim, yuva kuralım, dediyse de Ahmet Bey kabul etmedi. Sebebi de;
-Baba sen padişahsın, bunlar senin evlâdın olur, dedi.
Babası;
-Oğlum! "Bekâr kuşun yuvası olmaz." Beylik nasıl sürer? Ben öldüğüm zaman beylik kime kalacak?
Birgün akşam birinci veziri çağırdı. Padişah, dedi ki;
-Bu oğlan, bu çevreden kız almıyor. Haklı da görüyorum. Şimdiyse artık talih kuşuna, devlet kuşuna razı olacak. Git odasında, söyle oğluma. Bağdat şehrinde ne kadar aile takımı varsa, sabaha kadar kınalar yakılsın, sürmeler çekilsin. Sabahleyin benim sarayımın önüne gelsinler. Ahmet Bey, orta yere gelsin, kuşu bıraksın, kuş kimin kafasına konarsa kısmet onun, dedi.
-Olur padişahım.
Vezir vardı Ahmet Bey´e söyledi:
-Artık üzme babanı, bu olacak, dedi.
Ahmet Bey de kabul etti. İlânlar yapıldı, sabaha kadar. Yediden yetmişe kadar kınalar yakıldı, sürmeler çektiler. Doksan yaşındaki karılar da sürmelendi. "Bu yaştan sonra kuş kafama takılırsa, padişahın oğluna varırım, muraz alırım." diye akıl düşünüyorlar.
Sabah oldu, bütün aile takımı padişahın sarayının önüne vardılar. Ahmet Bey, kuşu eline aldı. Dolandı, fırlandı kuşu bıraktı. Kuş hepsini tek tek saydı, geri geldi Ahmet Bey´in kafasına kondu. Ahmet Bey kuşu eline aldı. Dedi ki;