Fizyoterapist Rukiye Göçer, bel fıtığı konusunda toplumda yaygın olan yanlış inanışlara dikkat çekerek, tedavi sürecinde yalnızca MR bulgularının değil, kişinin ağrı, hareket, kas kuvveti ve günlük yaşam kapasitesinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Bel fıtığı tanısı alan birçok kişinin günlük yaşamındaki hareketleri kısıtladığını ve bazı aktivitelerden tamamen uzaklaştığını belirten Fzt. Rukiye Göçer, bel fıtığının yalnızca görüntüleme sonuçları üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti.
Göçer, mesleki pratiğinde sık karşılaştığı “Belimde fıtık var, artık dikkat etmem gerekiyor” yaklaşımının, kişilerin hareketten kaçınmasına yol açabildiğine dikkat çekerek, MR görüntülerinde görülen disk taşması veya dejeneratif değişikliklerin her zaman kişinin yaşadığı ağrının şiddetiyle birebir örtüşmediğini belirtti.
“MR bulgusu ile şikâyetin şiddeti aynı olmak zorunda değil”
Bel fıtığının, omurlar arasında bulunan disk dokusunun dışarı doğru taşması ve bazı durumlarda çevredeki sinir dokularını etkilemesiyle ortaya çıkabildiğini anlatan Göçer, görüntüleme bulgularının tek başına tedaviyi belirlememesi gerektiğini söyledi.
Göçer, “Belimde fıtık var, eğilirsem daha kötü olur” veya “Ağırlık kaldıramam” gibi düşüncelerin zaman içerisinde kişide hareketten kaçınmaya neden olabileceğini ifade ederek, rehabilitasyonun temel amaçlarından birinin uygun hareket ve yüklenmelerin kontrollü ve kademeli şekilde yeniden kazandırılması olduğunu vurguladı.
“Kişinin klinik ve fonksiyonel durumu birlikte değerlendirilmeli”
Fizyoterapi değerlendirmesinde yalnızca fıtığın hangi seviyede olduğuna bakılmadığını belirten Göçer, ağrının başlangıç ve yayılım bölgesinin, ağrının hangi hareket ve pozisyonlarla değiştiğinin, kas kuvvetinin, omurga ve kalça hareketliliğinin, sinir sistemine ait bulguların ve kişinin günlük yaşamda yaşadığı güçlüklerin birlikte ele alındığını kaydetti.
Özellikle bacağa yayılan ağrı, uyuşma veya güç kaybı gibi şikâyetlerde nörolojik değerlendirmenin önem taşıdığını belirten Göçer, tedavi planının kişinin klinik ve fonksiyonel durumuna göre oluşturulması gerektiğini ifade etti.
“Herkese uygulanan tek bir tedavi reçetesi yok”
Bel fıtığı tedavisinde kişiye özel yaklaşımın önemine dikkat çeken Göçer, tedavi sürecinde ağrı ve hareket kısıtlılığının yönetilmesi, uygun egzersizlerle hareket kapasitesinin geliştirilmesi, gövde ve kalça çevresindeki kasların kuvvetlendirilmesi ve günlük yaşam aktivitelerine kademeli dönüş gibi uygulamaların planlanabileceğini söyledi.
Manuel terapinin de gerekli durumlarda rehabilitasyon sürecini destekleyebileceğini belirten Göçer, aktif rehabilitasyonun önemli bir parçasının kişinin yeniden hareket etmesi, kuvvetlenmesi ve yüklenmeye hazırlanması olduğunu ifade etti.
“Beli korumak, onu mümkün olduğunca az kullanmak değildir”
Bel fıtığı konusunda en sık karşılaşılan yanlışlardan birinin beli mümkün olduğunca az kullanarak korumaya çalışmak olduğunu belirten Göçer, kişinin klinik durumuna uygun şekilde aktif kalmasının ve egzersizin rehabilitasyon sürecine dahil edilmesinin önem taşıdığını söyledi.
Göçer, egzersizin amacının fıtığı “yerine sokmak” olmadığını belirterek, asıl hedefin kişinin hareket, kuvvet ve günlük yaşamın gerektirdiği yükleri karşılayabilme kapasitesini geliştirmek olduğunu ifade etti.
Bazı belirtilerde gecikmeden tıbbi değerlendirme gerekiyor
Her bel ağrısının bel fıtığı olarak değerlendirilmemesi gerektiğine de dikkat çeken Göçer, bazı belirtilerin acil tıbbi değerlendirme gerektirebileceğini belirtti.
İlerleyici kas güçsüzlüğü, idrar veya bağırsak kontrolünde yeni gelişen değişiklikler ile genital ve makat çevresinde uyuşma gibi belirtilerin ortaya çıkması halinde gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini vurguladı.
Fzt. Rukiye Göçer, bel fıtığı tanısının kişinin hayatı boyunca hareketlerini kısıtlaması gerektiği anlamına gelmediğini belirterek, rehabilitasyonda temel hedefin kişinin yeniden güvenli şekilde hareket edebilmesi, kuvvetlenmesi ve günlük yaşamın gerektirdiği yüklenmelere uyum sağlayabilmesi olduğunu ifade etti.





