Padişahın görevlileri çingenenin yanına gelir oğlunu isterler, ''Padişah görmüş beğenmiş, sarayında yetiştirip görevlendirecek. Sana şu kadar altın, her ihtiyacın karşılanacak Çingeneye ne dedilerse ikna edememişler. Durumu padişaha arz ederler, padişahın emri ile tekrar giderler. Çingeneye bir güzel yermisin yemezmisin cinsinden bir dayak atarlar. Oğlunuda alırlar kuruş da vermezler.

Arkalarından seslenir ''Aaa bu da böyle istenirdi.''

Biraz gülümseten hayli düşündüren bir hikaye lakin bu günlerde bana çokça fısıldayan bir hikaye. Önceden sanırdım ki nezaketin kuralı tek, herkese aynı muamele ile yaklaşılmalı, öğrendim ki herkes nasıl bir lisandan anlıyorsa öyle konuşulmalı mümkünse hiç karışmamalı. Cahille sohbet seninde fabrika ayarlarını bozar. İnsan sınanır insan, nefsiyle, arkadaşıyla, herşeyle. Mesele sınandığı yerden öğrenerek doğrulmak, yaşam bu kadar zormuydu, yoksa biz mi zorlaştırdık.

Öğrendim ki; Herkesi arayıp sormaya bu kadar ince düşünmeye gerek yok!

Öğrendim ki : Samimiyetin kıymetini bilene göster.

''İyi insanlar var olduğuna inanmayanlar var şu yeryüzünde zorlama onlar gönülleri ile bile kavgalı senle barışık olmaları imkansız.''

Öğrendim ki ; aile sağlık herşeyden önemli!

Ruhuna özen göster yaralayan, tarumar eden hiç bir şeyi ruhundan içeri alma. Seni ayakta tutan en önemli şey ruh sağlığın. Ruhuna güzel davran gıdası ver. Onu daraltan, iyi gelmeyen her şeyden uzaklaş. Ruhuna hangi eylem çiçek açtırıyorsa ona yakınlaş baharın kokusunu nereden alıyorsan. Velhasılı kendine iyi davran.

Ve günün sonunda anlayacaksın ki; herkesin anladığı bir lisan var bunun için bile kendini yorma. Zira senin için en kıymetli şey yine sensin.

BİR SONRAKİ YAZIDA BULUŞMAK DUASI İLE.