Dün, “Öğrenilmesi gereken dil, tatlı dildir” diye başladığımız röportajımızda bugün ise “sen dili” ve “ben dili” üzerinden açılacak olan sohbetle devam ediyoruz.

Diksiyon, etkili iletişim, beden dili ve kişisel prestij konularını ele aldığımız Eğitmen/ Tv Program Yapımcısı Ercan Serttaş ile yaptığımız röportajımızda; doğru konuşmanın öneminden iletişim hatalarına, aile ilişkilerinden iş hayatına, görgü ve nezaket kurallarından kişisel itibara kadar günlük yaşamın önemli meselelerini konuştuk.

Günlük hayatımızda iletişimi bozan en önemli hatalar nelerdir? Doğru ve yanlış iletişim tarzı aile ilişkilerimizi, sosyal çevremizi ve iş hayatımızı nasıl etkiliyor?

İletişim sorunlarının önemli bir bölümü ne söyleyeceğimizi bilmemekten değil, düşünmeden ve yanlış üslupla konuşmaktan kaynaklanır. En sık karşılaştığımız hatalar; suçlayıcı konuşmak, genelleme yapmak, söz kesmek, dinlemeden hüküm vermek, ses yükseltmek ve karşı tarafın duygularını önemsememektir. Burada özellikle “sen dili” ve “ben dili” üzerinde durmak istiyorum.

Sen dili çoğu zaman karşı tarafı suçlayan, yargılayan veya savunmaya yönelten ifadeler içerir. Örneğin eşimize “Sen zaten beni hiç dinlemiyorsun!” dediğimizde tartışma büyüyebilir.
Bunun yerine “Seninle konuşurken beni dinlemediğini hissettiğimde üzülüyorum. Biraz konuşabilir miyiz?” demek, aynı sorunu daha yapıcı biçimde ifade eder.

Bir baba çocuğuna “Sen tembelsin, senden hiçbir şey olmaz!” diyebilir. Ancak bu cümle çocuğun davranışını düzeltmekten çok özgüvenini zedeleyebilir.
Bunun yerine “Son zamanlarda derslerine yeterince zaman ayırmadığını görüyorum. Bunun nedenini konuşalım.” demek sorunun çözümüne kapı açar. İş hayatında da durum farklı değildir.

Bir yönetici çalışanına “Sen sürekli hata yapıyorsun!” dediğinde karşısındaki insan savunmaya geçebilir. Ancak “Bu raporda bazı eksiklikler var. Bunları birlikte inceleyip düzeltmeni istiyorum.” dediğinde hem sorunu açıkça belirtmiş hem de kişiliğe değil davranışa odaklanmış olur.

Bir başka önemli hata da “Sen hep böylesin!”, “Sen hiçbir zaman anlamıyorsun!”, “Senden zaten bu beklenirdi!” gibi genelleyici ifadelerdir. Bu sözler bir olayı çözmek yerine geçmişte yaşanan bütün sorunları yeniden gündeme taşıyabilir.

Sivas’ta havuç hem fiyatıyla hem faydalarıyla dikkat çekiyor
Sivas’ta havuç hem fiyatıyla hem faydalarıyla dikkat çekiyor
İçeriği Görüntüle

İletişimde doğru yaklaşım, karşımızdaki insanı yenmek değil, sorunu çözmektir. Elbette tatlı dilli olmak her şeye sessiz kalmak değildir. Gerektiğinde hayır diyebilmek, sınır koyabilmek, hakkımızı savunabilmek de sağlıklı iletişimin bir parçasıdır. Ancak bunu yaparken kişiyi aşağılamak zorunda değiliz.

Bir tartışmayı kazanırken bir insanın gönlünü kaybediyorsak, iletişim açısından gerçekten ne kazandığımızı düşünmeliyiz. Bazen özür dilemek, bazen teşekkür etmek, bazen de konuşmaya ara vermek yıllarca sürecek kırgınlıkların önüne geçebilir.

İyi bir konuşmacı olmak kadar iyi bir dinleyici olmak da önemli midir? Günümüzde insanlar neden birbirlerini anlamakta zorlanıyor? Empatinin insan ilişkilerindeki yeri nedir?

Etkili iletişimin en önemli fakat en az önemsenen unsurlarından biri dinlemektir. İnsanlar çoğu zaman konuşmayı öğrenmeye çalışıyor ama dinlemeyi geliştirmek için aynı çabayı göstermiyor.

Oysa iletişim iki yönlü bir süreçtir. Bir insan çok güzel konuşabilir ancak karşısındaki kişiyi dinlemiyorsa sağlıklı bir iletişim kuramaz. Günlük hayatımızda bunun çok çarpıcı örnekleri vardır. Bir anne düşünelim. Çocuğu okuldan üzgün gelmiş ve yaşadığı bir olayı anlatmak istiyor. Anne ise telefonuna bakarak “Anlat, dinliyorum.” diyor.

Çocuk birkaç cümle kurduktan sonra susuyor. Çünkü bazen insan, dinlenmediğini kelimelerden değil, karşısındaki kişinin ilgisinden anlar.
Benzer bir durum eşler arasında yaşanabilir. Eşimiz “Bugün çok yoruldum.” dediğinde hemen “Ben de yoruldum!” diyerek kendi durumumuzu anlatmaya başlayabiliyoruz.

Oysa “Bugün seni en çok ne yordu?” diye sormak, onun duygusunu anlamaya çalıştığımızı gösterir. Empati tam da burada başlar. Empati, kendimizi karşımızdaki insanın yerine koyarak onun duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışmaktır. Ancak her düşüncesini onaylamak veya her davranışını haklı görmek değildir.

Bir iş yerinde çalışanımızın görüşüne katılmayabiliriz. Fakat önce neden öyle düşündüğünü dinlememiz gerekir. Aile içerisinde çocuklarımızın bütün taleplerini kabul etmek zorunda değiliz. Ancak onların yaşadıklarını önemsemek zorundayız.

Toplumda da farklı görüşlere sahip insanlarla anlaşabilmek için önce birbirimizi dinlemeyi öğrenmeliyiz. Bugün özellikle sosyal medyada insanlar çoğu zaman fikirleri tartışmak yerine kişilikleri hedef alıyor. Bir cümleden hareketle insanlar hakkında kesin hükümler verebiliyor.

Oysa düşüncelere karşı çıkmak başka, insanlara saygısızlık etmek başkadır. İnsan bazen saatlerce konuşarak anlatamadığı sevgiyi, birkaç dakika samimiyetle dinleyerek gösterebilir.
İyi dinlemek yalnızca susmak değildir. Soru sormak, anlamaya çalışmak, gerektiğinde söyleneni doğrulamak ve karşımızdaki insana gerçekten zaman ayırmaktır.

Beden dilimiz iletişimimizi nasıl etkiliyor? Duruşumuz, yüz ifademiz, bakışlarımız ve hareketlerimiz insanlar üzerinde nasıl bir izlenim oluşturuyor?

Beden dili, sözlü iletişimi tamamlayan önemli bir unsurdur. Yüz ifadelerimiz, bakışlarımız, duruşumuz, el ve kol hareketlerimiz, oturuş biçimimiz ve fiziksel mesafemiz iletişimimizin anlamını etkileyebilir.

Ancak beden dili konusunda iki önemli gerçeği bilmeliyiz. Birincisi, beden dilimiz çoğu zaman duygularımızı ve karşımızdaki insana yaklaşımımızı yansıtır.

İkincisi ise tek bir bedensel hareketten kesin kişilik analizi yapılamaz. Örneğin kollarını kavuşturan bir insan mutlaka savunmaya geçmiş değildir. Göz teması kurmayan herkes yalan söylemiyor veya özgüven eksikliği yaşamıyor olabilir.

Beden dili, kişinin kültürü, alışkanlıkları, kişisel özellikleri ve bulunduğu ortamla birlikte değerlendirilmelidir. Günlük hayattan örnek verelim. Bir iş görüşmesine gittiğimizi düşünelim. İçeriye girerken selam vermek, doğal bir yüz ifadesi kullanmak, uygun biçimde oturmak ve konuşan kişiye dikkat göstermek olumlu bir izlenim oluşturabilir.

Ancak sürekli telefonla ilgilenmek, karşısındaki insanı dinlememek veya gereksiz hareketlerle dikkati dağıtmak görüşmenin niteliğini olumsuz etkileyebilir. Bir başka örnek aile hayatından verelim.

Bir baba çocuğuna “Seninle ilgileniyorum.” diyor ama çocuk konuşurken baba televizyon izlemeye devam ediyor. Burada söz ile davranış arasında uyumsuzluk vardır.
Aynı baba televizyonu kapatıp çocuğuna dönerek onu dinlediğinde tek kelime söylemeden de “Sen benim için önemlisin.” mesajını verebilir.

Beden dilinin önemli bir özelliği de doğal olmasıdır. Sürekli yapay biçimde gülümsemek, zoraki göz teması kurmak veya ezberlenmiş el hareketleri yapmak etkili beden dili anlamına gelmez.
Asıl amaç sözümüzle davranışımız arasında uyum oluşturmaktır.

Özellikle yöneticilerin, öğretmenlerin, satış ve hizmet çalışanlarının beden dili konusunda bilinçli olması önemlidir. Çünkü insanlar yalnızca kendilerine ne söylendiğini değil, nasıl karşılandıklarını ve nasıl muamele gördüklerini de hatırlar.

Samimi bir gülümseme bazen uzun bir konuşmadan daha güçlü bir başlangıç olabilir. Ancak o gülümsemeyi anlamlı kılan, ardından gelen tutarlı davranıştır.

İlk izlenim, kişisel imaj ve prestij neden önemlidir? Bir insanın toplumda saygınlık kazanmasını sağlayan temel özellikler nelerdir?

İlk izlenim, insanların bizimle ilgili ilk değerlendirmelerini oluşturmaya başladıkları süreçtir. Giyimimiz, kişisel bakımımız, duruşumuz, yürüyüşümüz, selamlaşma biçimimiz, konuşma tarzımız ve yüz ifademiz bu izlenimin parçalarıdır.

Ancak ilk izlenimle gerçek kişilik her zaman aynı olmayabilir. Bir insan çok şık giyinebilir, son derece düzgün konuşabilir ve etkileyici bir görünüşe sahip olabilir. Fakat verdiği sözleri tutmuyor, insanları küçümsüyor veya sorumluluklarını yerine getirmiyorsa zamanla olumlu imajını kaybedebilir.

İşte burada kişisel imaj ile prestij arasındaki fark ortaya çıkar. Kişisel imaj, insanların bizim hakkımızda oluşturduğu genel algıdır. Prestij ve itibar ise zaman içerisinde güvenilirliğimiz ve davranışlarımızla kazandığımız saygınlıktır.

Mesela bir iş insanı düşünelim. Çok lüks bir otomobili, gösterişli bir ofisi ve önemli bir unvanı olabilir. Ancak çalışanlarına kötü davranıyor, borcunu ödemiyor, verdiği sözleri yerine getirmiyor ve insanlara makamına göre değer veriyorsa sahip olduğu imkânlar gerçek bir itibar oluşturmayabilir.

Buna karşılık küçük bir esnaf düşünelim. Müşterisini güler yüzle karşılıyor, sattığı ürünün arkasında duruyor, hata yaptığında kabul ediyor, verdiği sözü yerine getiriyor. Bu kişi yıllar içerisinde güçlü bir güven ve saygınlık kazanabilir.

Demek ki prestijin temelinde yalnızca görünüş, makam veya maddi imkânlar yoktur. Dürüstlük, güvenilirlik, nezaket, tutarlılık, sorumluluk ve insanlara gösterilen saygı vardır.
Burada özellikle vurgulamak istediğim bir konu bulunuyor.

Bir insanın gerçek kişiliğini anlamak istiyorsanız yalnızca kendisinden üstün gördüğü insanlara değil, kendisinden herhangi bir çıkar beklemediği insanlara nasıl davrandığına da bakın.

Bir yönetici üst düzey bir yetkiliye son derece nazik davranırken güvenlik görevlisini küçümsüyorsa ortada ciddi bir davranış tutarsızlığı vardır. Çünkü nezaket, makam sahiplerine gösterilen özel bir ayrıcalık değil, her insana gösterilmesi gereken bir saygıdır.

İmaj oluşturmak kolay görünebilir. Fakat itibarı kazanmak ve korumak zaman, emek ve istikrar gerektirir.

Görgü, nezaket ve hitap kuralları günlük hayatımızda neden önemlidir? Özellikle sosyal medya ve dijital iletişim, insan ilişkilerimizi nasıl değiştiriyor?

Görgü ve nezaket kuralları, insanların bir arada huzur içerisinde yaşamasını sağlayan önemli sosyal davranış ilkeleridir. Bunların temelinde karşılıklı saygı, anlayış ve ölçülülük vardır.
Nezaket yalnızca resmî toplantılarda veya önemli kişilerle karşılaştığımızda hatırlamamız gereken kurallar değildir.

Sabah ailemize günaydın demek, bir insandan ricada bulunurken uygun bir üslup kullanmak, yapılan iyiliğe teşekkür etmek, hata yaptığımızda özür dilemek ve insanların sözünü kesmemek günlük nezaketin en temel örnekleridir.

Bunlar küçük davranışlar gibi görünür ancak insan ilişkilerinde büyük etkiler oluşturabilir. Örneğin bir kamu kurumunda veya iş yerinde bir kişiye “Ne istiyorsun?” diye hitap etmekle “Buyurun, size nasıl yardımcı olabilirim?” demek arasında önemli bir fark vardır.

Bir çalışana “Çabuk buraya gel!” demek yerine “Müsait olduğunuzda görüşebilir miyiz?” demek de aynı şekilde iletişimin niteliğini değiştirir. Elbette içinde bulunduğumuz duruma göre daha doğrudan konuşmamız gereken zamanlar olabilir. Ancak doğrudan konuşmak kaba olmak anlamına gelmez.

Günümüzde nezaket kurallarının önemli bir boyutu da dijital iletişimdir. WhatsApp grupları, sosyal medya hesapları, e-postalar ve telefon görüşmeleri artık günlük hayatımızın ayrılmaz parçalarıdır.

Ancak dijital iletişimde önemli hatalar yapabiliyoruz. Örneğin mesai saati dışında acil olmayan konular için sürekli mesaj göndermek, cevap alamayınca peş peşe aramak, bir insanın özel mesajını izinsiz paylaşmak veya resmî bir yazışmada aşırı samimi ifadeler kullanmak iletişim sorunlarına yol açabilir.

Ayrıca yazılı mesajlarda ses tonu ve yüz ifadesi bulunmadığı için ifadeler kolaylıkla yanlış anlaşılabilir. Bir arkadaşımıza yalnızca “Tamam.” yazdığımızda bunu kızgınlık olarak algılayabilir. Oysa konuşarak söylediğimizde ses tonumuz sayesinde niyetimiz daha açık olabilir.

Bu nedenle özellikle hassas konuları yalnızca mesajlaşarak çözmeye çalışmak yerine gerektiğinde yüz yüze veya sesli görüşmek daha sağlıklı olabilir.
Sosyal medya konusunda ise başka bir sorunla karşı karşıyayız.

İnsanlar günlük hayatta yüzüne söyleyemeyeceği ağır sözleri dijital ortamda çok kolay yazabiliyor. Hakaret, küçümseme, alay, doğrulanmamış bilgileri paylaşma ve insanların özel hayatına müdahale etme artık önemli iletişim sorunları arasında yer alıyor.

Oysa telefonun ekranı arkasında olmak, bizi nezaket ve sorumluluk kurallarından muaf tutmaz. Unutmayalım, sosyal medya da toplumun bir parçasıdır. Dijital ortamdaki sözlerimiz ve davranışlarımız da kişisel itibarımızın bir parçası hâline gelir.

Gerçek nezaket yalnızca insanların yüzüne karşı değil, bulunmadıkları ortamlarda da onlara saygı gösterebilmektir.

Son olarak; daha etkili konuşmak, doğru iletişim kurmak, topluluk önünde özgüven kazanmak ve saygın bir kişisel prestij oluşturmak isteyen insanlara neler tavsiye edersiniz?

Öncelikle şunu ifade etmek isterim: Güzel konuşmak, etkili iletişim kurmak ve güçlü bir kişisel imaj oluşturmak yalnızca doğuştan gelen yeteneklere bağlı değildir.
Bunlar öğrenilebilen, geliştirilebilen ve düzenli uygulamalarla alışkanlığa dönüştürülebilen becerilerdir.

Ancak kişisel gelişimin ilk şartı insanın kendisini tanımasıdır. Önce kendimize şu soruları sormalıyız:

Ben nasıl konuşuyorum? İnsanları gerçekten dinliyor muyum? Gereksiz yere sesimi yükseltiyor muyum? Eleştirildiğimde nasıl tepki veriyorum? Aileme, arkadaşlarıma, çalışanlara ve tanımadığım insanlara karşı aynı saygıyı gösterebiliyor muyum?

Bu sorulara samimi cevaplar vermek önemli bir başlangıçtır. Diksiyonumuzu geliştirmek için her gün düzenli olarak sesli kitap okuyabiliriz. Nefesimizi kontrol etmeyi, kelimeleri anlaşılır söylemeyi, doğru vurgu ve tonlama yapmayı çalışabiliriz.

Konuşmamızı telefonla kaydedip dinlemek de faydalıdır. Böylece çok hızlı mı konuştuğumuzu, gereksiz kelimeler mi kullandığımızı veya bazı sesleri mi yuttuğumuzu fark edebiliriz. Örneğin her gün beş dakika sesli okuma, birkaç dakika telaffuz çalışması ve kısa bir konuşma provası yapmak zamanla gelişmemizi sağlayabilir.

Topluluk önünde konuşmaktan çekinen insanların da küçük adımlarla başlaması gerekir. Bir aile toplantısında düşüncesini ifade etmek, bir eğitim ortamında soru sormak veya iş yerindeki toplantıda kısa bir değerlendirme yapmak önemli bir başlangıç olabilir.

Özgüven, hiçbir zaman heyecanlanmamak değildir. Heyecanımıza rağmen düşüncelerimizi ifade edebilmektir. Ancak kişisel gelişimi yalnızca konuşma becerileriyle sınırlandırmamalıyız.
Bir insan son derece güzel konuşabilir ama dinlemeyi bilmiyorsa iletişiminde eksiklik vardır.

Çok etkileyici bir beden diline sahip olabilir ama insanlara saygı göstermiyorsa bu becerinin toplumsal değeri sınırlı kalır. Güçlü bir imaj oluşturabilir ama dürüst değilse itibarını korumakta zorlanır.

Bu nedenle konuşmamızı geliştirirken davranışlarımızı da geliştirmeliyiz. Ailemizle daha fazla zaman geçirmeli, çocuklarımızı dinlemeli, insanlara karşı daha sabırlı olmalı, gereksiz tartışmalardan uzak durmalı ve başkalarının düşüncelerine saygı göstermeyi öğrenmeliyiz.

Bir insanın kendisini geliştirdiğini gösteren en önemli işaretlerden biri, aynı sorunla karşılaştığında eskisinden daha bilinçli ve yapıcı davranabilmesidir. Örneğin eskiden tartışmalarda sürekli bağıran bir insan artık sakin kalabiliyorsa gelişmiştir.

Çocuğunu sürekli eleştiren bir baba artık onunla konuşup çözüm arıyorsa gelişmiştir. İnsanları dinlemeden yargılayan biri artık empati kurabiliyorsa gelişmiştir. Çünkü kişisel gelişim yalnızca yeni bilgiler öğrenmek değil, davranışlarımızda olumlu değişiklikler gerçekleştirebilmektir.

Son olarak şunu vurgulamak istiyorum: İnsan hayatı boyunca pek çok unvan kazanabilir. Makam sahibi olabilir, ekonomik başarı elde edebilir, çok sayıda insan tarafından tanınabilir. Ancak bütün bunlar tek başına saygın bir kişilik oluşturmaz.

Asıl önemli olan, insanlarla kurduğumuz ilişkilerde nasıl bir iz bıraktığımızdır. İnsanların karşısında nasıl konuştuğumuz, arkalarından nasıl söz ettiğimiz ve hiçbir çıkarımız olmadığında onlara nasıl davrandığımız kişisel itibarımızın önemli göstergeleridir.

Bu nedenle hayatımızın her alanında kendimize rehber edinebileceğimiz üç temel ilke olduğunu düşünüyorum: Doğru konuşmak, güzel davranmak ve güvenilir olmak.
Ve bütün bu değerlendirmelerin sonunda yine başlangıçta söylediğimiz söze geliyoruz:

“Öğrenilmesi gereken ilk dil tatlı dildir. İlk hâl güler yüzdür.”

Çünkü tatlı dil insanları birbirine yaklaştırır, doğru iletişim güven oluşturur, güzel davranışlar ise insanın saygınlığını güçlendirir.

Unutmayalım; insan söylediği sözlerle tanınır, davranışlarıyla değerlendirilir ve geride bıraktığı izlerle hatırlanır.

Muhabir: Gülşah Akkaş Yaman