Leyla ile Mecnun, hikâyesi, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin, Tahir ile Zühre, Garip ile Şahsenem benzeri bizim halk hikâyelerinden farksız olur. 
Mecnun, bir kabile reisinin dualar ve adaklarla dünyaya gelmiş olan Kays adlı oğludur. Okulda bir başka kabile reisinin kızı olan Leyla ile tanışır. Bu iki genç birbirlerine âşık olurlar. 
Leylâ ile Mecnun karşı karşıya gelince, sanki dert ve keder seli, gam denizine ulaştı. Bir birlerinin karşısında dilleri lal oldu. Gönül gözüyle bakar, gönül diliyle halleşir oldular: 
MECNUN:
Ben sana Leylâ diyemem
Sen ışık saçan muma eşsin
Aşk çölünde Mecnun benem
Kalbimi yakan ateşsin
LEYLÂ: 
Bana yine ey Leylî de
Cennet içinde huri de
Karanlıkların nuru de
Bana nur veren güneşsin. 
Okulda başlayıp gittikçe alevlenen bu macerayı Leyla’nın annesi öğrenir. 
“Hoşluk verir şarap akla
Devirir yere dökerler.
Katı yüzlü olma sakla
Negise benzersen sökerler
Sana cansın derler kanma
Cana can verirler sanma
Gözlerden uzak ol yanma
Yakmak için mum dikerler
Pencerede yol gözleme
Kendi kendini sözleme
Ana yüreği közleme
Seni batağa çekerler
Gölge olup yere vurma
Çocuksun boş hayal kurma
Fitnenin yanında durma
Fesat tohumu ekerler
Kızının bu durumuna kızan annesi, kızına çıkışır ve bir daha okula göndermez. 
Kays okulda Leyla’yı göremeyince üzüntüden çılgına döner, başını alıp çöllere gider ve Mecnun diye anılmaya başlar. 
Mecnun un babası, oğlunu bu durumdan kurtarmak için Leyla yı is-terse de Mecnun (deli, çılgın) oldu diye Leyla yı vermezler. Leyla evden kaça-rak, Mecnun u çölde bulur. 
Hâlbuki o, çölde âhular, ceylanlar ve kuşlarla arkadaşlık etmektedir ve mecâzî aşktan ilâhî aşka yükselmiştir. Bu sebeple Leylâ’yı tanımaz. 
Babası Mecnûn u iyileşmesi için Kâbe ye götürür. Duâların kabul olduğu bu yerde Mecnûn, kendisindeki aşkını daha da arttırması için Allahü Tealâya duâ eder: 
"Ya râb belayı aşk ile kıl aşina beni
Bir dem belâ-yı aşktan etme cüdâ beni
Az eyleme inâyetini ehli derdden
Yani ki çok belâlara kıl mübtelâ beni
Oldukça ben götürme belâdan iradetim
Ben isterim belâyı çü ister belâ beni
Gittikçe hüsnün eyle ziyâde nigarımın
Geldikçe derdine beter et müptelâ beni
Öyle zaîf kıl tenimi firkatinde kim
Vaslına mümkün ola getürmek saba beni
Nahvet kılıp nasib fûzûlî gibi bana
Ya râb mukayyed eyleme mutlak bana beni" 
Duası neticesi aşkı daha da çoğalır ve bütün vaktini çöllerde geçirme-ye başlar. 
Diğer tarafta ise Leylâ da aşk ıstırabı içindedir. Bir zaman sonra âilesi, Leylâ’yı İbn-i Selâm isimli zengin ve îtibârlı birine verir. Ancak, Leylâ kendisini bir perinin sevdiğini ve eğer kendisine dokunursa ikisinin de mahvolacağını söyleyerek İbn-i Selâm ı vuslatından uzak tutmayı başarır. 
Mecnûn, çölde, Leylâ’nın evlendiğini arkadaşı Zeyd den işitince çok üzülür. Leylâ ya acı bir sitem mektubu gönderir. Leylâ da durumunu bir mektupla Mecnûn a anlatır. 
".............
Sararmış yüzüm göz yaşım gül rengi 
Dertle yüklü ruhumun ateştir dengi
Kolum kırık nasıl edeyim cengi
Özlem canavarı kanım içiyor
Felek vurmuş zaten bir de sen vurma
Sitem taşı atıp kendini yorma
Bırak vesveseyi boş yere kurma
Gönül kuşum senden yana uçuyor
Senin hasretinle bağrım dağlarım
Dayanamam için için ağlarım
Çile ipliğine iplik bağlarım
Ben bağlarım felek yine açıyor
Zalim felekte hiç insaf olmaz mı
Leylâ’nın halini Tanrı bilmez mi
Çile defterimi açıp silmez mi
Ben medet dedikçe hicran saçıyor…”
Kendisini anlamadığından dolayı o da sitem eder. Bir müddet sonra Mecnûn’un âhı tutarak İbn-i Selâm ölür. Leylâ baba evine döner. 
Birçok tereddütten sonra her şeyi göze alarak, Mecnûn’uu çölde ara-maya başlar. Fakat Mecnûn, dünyadan elini eteğini çekmiş ilâhî aşk yüzünden Leylâ’nın maddî varlığını unutmuştur. Leylâ, çölde Mecnûn’u bulduğu hâlde, Mecnûn onu tanımaz. 
Leylâ onun erdiğini anlarsa da yine onsuz yaşayamaz. Hastalanıp ya-taklara düşer. Kısa zaman sonra da ölür. Mecnûn, Leylâ’nın ölüm haberini öğrenir. Gelip mezarını kucaklar, ağlayıp inler; 
"Ya Rab manâ cism ü cân gerekmez
Cânânsuz cihân gerekmez."
Der, kabri kucaklayarak ölür. 
Bir müddet sonra Mecnûn’un sâdık arkadaşı Zeyd rüyasında, Cennet bahçelerinde birbiriyle buluşmuş iki mesut sevgili görür. Bunlar kimdir?” diye sorunca, derler ki: 
"Bunlar Mecnûn ile onun vefalı sevgilisi Leylâ’dır. Aşk yoluna girip temiz öldükleri, aşklarını dünya hevesleriyle kirletmedikleri için burada bu-luştular."
Zeyt’in bu anlatımından sonra Leyla ile Mecnun’un kabirleri ziyaret yeri haline gelir. Kara sevdaya tutulup da vuslata eremeyenler, gelip burada dua eder, adaklarda bulunurlar