“Bir Çiçekle Başlayan Bahar”ın 15. Yılında Erbakan’ın Ardında Bıraktığı Miras

Milli Görüş hareketinin kurucu lideri, 54. Hükümet’in Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın vefatının üzerinden 15 yıl geçti. 27 Şubat 2011’de hayata gözlerini yuman Erbakan, yalnızca bir siyasi lider değil; Türkiye’de muhafazakâr siyasetin yönünü değiştiren, İslam dünyasına dair iddialı projeler ortaya koyan bir isim olarak hafızalarda yer etti.

Hayatı boyunca “önce ahlak ve maneviyat” vurgusunu merkeze alan Erbakan, hem sanayi hamleleriyle hem de siyasi çıkışlarıyla tartışmaların odağında oldu. Destekleyenleri onu “dava adamı” olarak tanımlarken, karşıtları sert eleştiriler yöneltti. Ancak 15 yıl sonra dahi adı, Türk siyasetinde açtığı yol ve yetiştirdiği kadrolarla anılmaya devam ediyor.

Almanya’dan Türkiye’ye: Ağır Sanayi Hayalinin Doğuşu

29 Ekim 1926’da Sinop’ta doğan Necmettin Erbakan, eğitim hayatındaki başarısıyla erken yaşta dikkat çekti. İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Fakültesi’ni bitirdikten sonra akademik kariyere yöneldi. Almanya’da Aachen Teknik Üniversitesi’nde yürüttüğü çalışmalar, onun teknik vizyonunu şekillendirdi. Dizel motorlar üzerine hazırladığı tezler ve Alman sanayisinde edindiği deneyim, ileride savunacağı “ağır sanayi hamlesi”nin temelini oluşturdu.

Suşehri’nde Dönüşüm Başladı: Eski Alan Yepyeni Oluyor
Suşehri’nde Dönüşüm Başladı: Eski Alan Yepyeni Oluyor
İçeriği Görüntüle

Türkiye’ye döndüğünde sanayileşme konusundaki iddiasını somut adımlarla ortaya koydu. 1956’da kurulan Gümüş Motor Fabrikası, yerli motor üretimi açısından bir dönüm noktasıydı. Daha sonra Pancar Motor adını alan fabrika, Türkiye’nin kendi motorunu üretme hedefinin sembolü haline geldi.

Erbakan’ın sıkça dile getirdiği “Şeftaliden başka bir şey üretemeyiz diyenlere inat, biz motor da yaparız” anlayışı, onun ekonomik bağımsızlık fikrini özetliyordu. Bu yaklaşım, ilerleyen yıllarda Milli Görüş hareketinin ekonomi politikalarının da temelini oluşturdu.

Milli Görüş’ün Doğuşu ve Siyasi Yükseliş

Siyasete 1969’da Konya’dan bağımsız milletvekili seçilerek adım atan Erbakan, kısa süre içinde kendi siyasi çizgisini kurdu. 1970’te kurduğu Milli Nizam Partisi, 12 Mart muhtırası sonrası kapatıldı. Ardından kurulan Milli Selamet Partisi, 1970’li yılların koalisyon hükümetlerinde kilit rol oynadı.

1974’te Bülent Ecevit liderliğindeki CHP ile kurulan koalisyonda başbakan yardımcılığı görevini üstlenen Erbakan, Kıbrıs Barış Harekâtı sürecinde askeri müdahaleye güçlü destek verdi. Bu dönemde tabanı tarafından “Mücahit Erbakan” olarak anıldı.

12 Eylül 1980 darbesiyle birlikte siyasi yasaklı hale geldi, partisi kapatıldı ve tutuklandı. Ancak yasakların kalkmasının ardından 1980’lerin sonunda Refah Partisi’nin başına geçti. 1994 yerel seçimlerinde İstanbul ve Ankara büyükşehir belediyelerinin kazanılması, Milli Görüş’ün toplumsal tabanını genişletti.

1995 genel seçimlerinde Refah Partisi yüzde 21,7 oy oranıyla birinci parti çıktı. 28 Haziran 1996’da kurulan 54. Hükümet ile Erbakan, Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanı oldu. Bu dönem, hem iç politikada hem de dış politikada yeni tartışmaları beraberinde getirdi.

D-8 Hamlesi ve 28 Şubat Süreci

Başbakanlığı döneminde Batı merkezli ekonomik ve siyasi yapılara alternatif üretme iddiasıyla hareket eden Erbakan, gelişmekte olan sekiz Müslüman ülkeyi bir araya getiren D-8 oluşumunu hayata geçirdi. Bu girişim, onun İslam ülkeleri arasında siyasi ve ekonomik iş birliği kurma idealinin en somut adımı olarak kayda geçti.

Ancak iç politikada gerilim giderek arttı. 28 Şubat 1997’de Milli Güvenlik Kurulu toplantısının ardından başlayan süreç, “postmodern darbe” olarak anıldı. Refah Partisi hakkında kapatma davası açıldı ve 1998’de parti kapatıldı. Erbakan’a 5 yıl siyaset yasağı getirildi.

İstifasını sunmasının ardından hükümet görevi başka bir siyasi lidere verildi ve Refah Partisi’nin kapatılmasıyla Milli Görüş hareketi yeni bir yol ayrımına girdi. Fazilet Partisi’nin de kapatılması sonrasında Saadet Partisi kuruldu. Milli Görüş çizgisinden ayrılan kadroların kurduğu Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki siyasi hareket ise 2002’de tek başına iktidara geldi.

Erbakan, bu süreci “Atımızı alan yolumuzu da almadı ya” sözleriyle değerlendirmişti. Ona göre partiler kapatılsa da dava devam ediyordu.

Siyaset Yasağı, Davalar ve Veda

Siyaset yasağının kalkmasının ardından Saadet Partisi Genel Başkanı olan Erbakan, “kayıp trilyon” davası kapsamında aldığı hapis cezası nedeniyle görevinden ayrılmak zorunda kaldı. Sağlık sorunları sebebiyle cezasını evinde çekmesine karar verildi ve daha sonra dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından cezası kaldırıldı.

17 Ekim 2010’da yeniden Saadet Partisi Genel Başkanı seçilen Erbakan, 28 Şubat sürecinin yıl dönümüne günler kala, 27 Şubat 2011’de hayatını kaybetti. Vasiyeti üzerine devlet töreni yerine Fatih Camii’nde düzenlenen cenaze namazının ardından son yolculuğuna uğurlandı.

Aradan geçen 15 yıla rağmen Erbakan’ın adı, Türkiye’de muhafazakâr siyasetin şekillenmesinde oynadığı rolle anılmaya devam ediyor. Ağır sanayi hamlesi, D-8 girişimi, 28 Şubat sürecindeki tutumu ve “Milli Görüş” ideali; hem destekçileri hem de eleştirmenleri tarafından hâlâ tartışılıyor.

“Bir çiçekle bahar olmaz ama her bahar bir çiçekle başlar” sözü, onun siyasi yolculuğunu özetleyen en çarpıcı ifadelerden biri olarak hafızalardaki yerini koruyor. 15 yıl sonra bile, Türk siyasetinde açtığı başlıklar kapanmış değil.

Kaynak: AA