1900’lü yılların başında Osmanlı Devleti, Makedonya topraklarında isyanlar ve çete savaşlarıyla büyük bir varlık mücadelesi veriyordu. Bu karışık dönemde, "Düvel-i Muazzama" olarak adlandırılan büyük devletlerin elçileri, bölgede adeta birer küçük hükümdar gibi davranıyordu. Rusya’nın Manastır Konsolosu Aleksandır Rostkovski, bu zorba tutumun en bilinen temsilcisiydi. Türklere karşı düşmanca tavırlarıyla tanınan Rostkovski, asker sivil ayrımı yapmadan herkese hakaret ediyor, şiddet uyguluyordu. O dönemde Osmanlı askerlerine getirilen "yabancı konsoloslara selam verme" zorunluluğu, Türk neferinin gururunu her gün biraz daha zedeliyordu.

Nüzhetiye Karakolu’nda Patlayan Silah

8 Ağustos 1903 günü, Manastır sokaklarında kibirle yürüyen Rostkovski, Nüzhetiye Karakolu önünden geçtiği sırada kader anı yaşandı. Nöbet tutan Sivaslı Er Halim, tanımadığı bu adama selam vermemişti. Buna sinirlenen Rus konsolos, hışımla askerin üzerine yürüyerek elindeki kırbaçla Er Halim’e saldırdı. Onuru kırılan ve "askerlik namusunu" korumak isteyen Sivaslı yiğit, hiç tereddüt etmeden tüfeğini doğrultup tetiği çekti. Rostkovski, yaptığı hadsizliğin bedelini olay yerinde canıyla ödedi.

Enver Paşa Olay Yerinde

Silah seslerini duyan Erkân-ı Harp Yüzbaşısı Enver Bey (Enver Paşa), derhal karakola koştu. Enver Bey, anılarında Er Halim’in büyük bir temkinle "Ben vurdum" diyerek silahını teslim ettiğini anlatır. Rus tercümanların mahkeme sürecindeki aşağılayıcı tavırları karşısında büyük bir asabiyet duyan Enver Bey, bu olayın kendisinde derin bir iz bıraktığını ve bağımsız bir idare kurma arzusunu tetiklediğini dile getirmiştir.

Bayram Yolculuğuna Çıkacak Sivaslılar Dikkat!
Bayram Yolculuğuna Çıkacak Sivaslılar Dikkat!
İçeriği Görüntüle

Apar Topar Kurulan Divan-ı Harp

Olayın yankıları Avrupa basınında deprem etkisi yaratırken, Osmanlı Devleti üzerindeki Rus baskısı dayanılmaz bir boyuta ulaştı. Henüz bir hafta geçmeden kurulan Divan-ı Harp’te karar çoktan verilmişti. Mahkeme, Sivaslı Er Halim’i "tasarlayarak cinayet işlemekten", yanındaki arkadaşı Er Abbas’ı ise "arkadaşına engel olmamaktan" idama mahkûm etti. Hukukun değil, diplomasinin konuştuğu bu yargılama, tarihe kara bir leke olarak geçti.

Onur Kırıcı İnfaz ve Sürgün

13 Ağustos 1903 tarihinde, Er Halim ve Er Abbas, olayın yaşandığı Nüzhetiye Caddesi üzerinde aleni bir şekilde asılarak idam edildiler. Sadece askerler değil, Manastır Valisi Ali Rıza Paşa da bu krizden nasibini alarak Trablusgarp’a sürgüne gönderildi. Rus tarafı ise idamlarla yetinmeyerek Osmanlı Devleti’nden yüklü miktarda tazminat kopardı. Taziye için giden Osmanlı temsilcileri dahi Rus yetkililer tarafından hakaretlerle karşılandı.

Hürriyete Giden Yolun Kıvılcımı

Sivaslı Er Halim’in bu trajik sonu, Osmanlı subayları arasında büyük bir kırılma noktası oldu. Enver Paşa’nın "Bu haksızlığı hiçbir vakit unutamayacağım" dediği bu hadise, askerî ve siyasi bir bilinçlenmeyi beraberinde getirdi. 1908 Meşrutiyeti’ne giden süreçte, askerlik onuru uğruna canını veren Halim’in patlattığı o kurşun, bir imparatorluğun kaderini etkileyen en önemli sembollerden biri haline geldi.

Kaynak: Haber merkezi