İstanbul Yazma Eserler Bölge Müdürü Salih Şahin, Sivas’ta Gökmedrese karşısında bulunan yapının “Süt Evliyası Türbesi” olarak tanıtılmasına tepki gösterdi. Asıl Süt Evliyası Türbesi’nin Demircilerardı Mahallesi’nde bulunduğunu belirten Şahin, tarihî yapıların geçmişinin araştırılmadan yapılan tanıtımların şehrin kültürel mirasına zarar verdiğini savundu.
İstanbul Yazma Eserler Bölge Müdürü Salih Şahin, sosyal medyada gündeme gelen ve Sivas’ta Gökmedrese karşısında bulunan bir yapının “Süt Evliyası Türbesi” olarak tanıtılmasına ilişkin açıklamalarda bulundu. Şahin, şehirdeki tarihî yapıların kimliğinin ve geçmişinin doğru araştırılması gerektiğini vurgulayarak, “Şehrin tarihini, geçmişini bilen kimse kalmadı mı?” ifadelerini kullandı.
Asıl Süt Evliyası Türbesi nerede?
Sivas’ın tarihî mirası hakkında değerlendirmelerde bulunan Şahin, bilinen Süt Evliyası Türbesi’nin Demircilerardı Mahallesi’nde, Şehitler Camisi’nin kuzeyinde, Şehitler Ara Sokak’ta bulunduğunu belirtti.
Söz konusu yapının aslında Ahi Ali Çelebi Zaviyesi olduğunu ifade eden Şahin, Sivas’ın Anadolu’da Ahilik geleneğinin önemli merkezlerinden biri olduğuna dikkat çekti. Şahin, kendi bilgilerine göre Kırşehir’de dört, Sivas’ta ise yedi Ahi zaviyesi bulunduğunu kaydetti.
Şahin’in aktardığı 1514 tarihli arşiv kaydına göre zaviyede, Ahi Ali Çelebi ile Benice Hatun’un evlatlarından Kiçi Bula Hatun, Habibe Hatun ve Sitti Hatun medfun bulunuyor. Mahallenin eski adının da Kiçi Bula Mahallesi olduğunu belirten Şahin, “Kiçi” kelimesinin küçük anlamına geldiğini, “Bula” kelimesinin ise temiz ve iffetli kadın anlamında kullanıldığını ifade etti.
Şahin, türbenin Süt Evliyası olarak anılmasının da Kiçi Bula Hatun’la ilişkilendirildiğini belirterek, geçmişte doğum yaptıktan sonra sütü gelmeyen kadınların buraya gelerek dua ettiklerini ve sütlerinin gelmesini dilediklerini anlattı.
“Gökmedrese karşısındaki yapı tarihî açıdan araştırılmalı”
Gökmedrese’nin karşısında bulunan yapının tarihî kimliğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Şahin, buranın geçmişte medresenin müştemilatından olan Dâr-ı Ziyâfet binasının bulunduğu alan olduğunu ileri sürdü. Şahin, arsanın hâlen Vakıflar Müdürlüğü adına kayıtlı olduğunu belirterek, yapının “Süt Evliyası Türbesi” olarak tanıtılmasını eleştirdi.
Daha önce “Aziz Vlas” adıyla gündeme gelen yapı tartışmasını da hatırlatan Şahin, benzer bir durumun yeniden yaşandığını savundu. Şahin, tarihî yapıların ve alanların geçmişleri yeterince araştırılmadan farklı kimliklerle tanıtılmasının Sivas’ın tarihî dokusuna zarar verebileceğini dile getirdi.
“Gökmedrese’nin tarihî mirası göz ardı edilmemeli”
Sivas’ın kültürel mirasının ticari kaygılarla ele alınmasını eleştiren Şahin, özellikle Gökmedrese’nin tarihî ve mimari değerinin korunması gerektiğini vurguladı.
Şahin, şehirdeki üniversitenin ve ilgili akademik bölümlerin tarihî yapılar üzerine daha fazla çalışma yapması gerektiğini belirterek, Mimarlık, Tarih, Sanat Tarihi ve İlahiyat gibi alanlarda Sivas’ın tarihî eserlerine ilişkin bilimsel araştırmaların önemine dikkat çekti.
Yaklaşık 850 yıllık geçmişe sahip Sivas Ulu Camii’nin restorasyon sürecine de değinen Şahin, cami ve diğer tarihî eserler hakkında akademik çalışmaların kamuoyuyla paylaşılması gerektiğini ifade etti.
Şahin, üniversitelerin Anadolu’daki Selçuklu ve Osmanlı mirasına daha fazla eğilmesi gerektiğini savunarak, tarihî alanlarda ortaya çıkan buluntuların ve yapıların doğru biçimde değerlendirilmesinin önemini vurguladı.
“Vakıf eserlerinin tarihî kimliği korunmalı”
Gökmedrese’nin yaklaşık 755 yıl önce düzenlenen vakfiyesine dikkat çeken Şahin, vakfiyede yer alan şartların ve medresenin müştemilatına ilişkin kayıtların tarihî mirasın korunması açısından önemli olduğunu belirtti.
Medrese müştemilatının vakıf malı olduğunu ifade eden Şahin, bu alanların tarihî kimliğine uygun biçimde değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
Açıklamasında, tarihî yapıların ve vakıf eserlerinin korunmasının yalnızca mimari bir mesele olmadığını, aynı zamanda şehrin hafızasını ve kültürel kimliğini korumak anlamına geldiğini belirten Şahin, Sivas’ın geçmişine ilişkin iddiaların arşiv belgeleri ve bilimsel araştırmalar ışığında ele alınması gerektiğini vurguladı.
Şahin’in açıklamaları, Sivas’ta tarihî yapıların tanıtımı, korunması ve kültürel mirasın doğru aktarılması konusundaki tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.




