Sivas’ın silüetini süsleyen muazzam yapılardan biri olan Kale Camii, sadece taş ve harçtan ibaret bir ibadethane değil; aynı zamanda eşsiz bir ahlak felsefesinin kalesi olarak dikkat çekiyor. Caminin avlusunda boy gösteren "Sadaka Taşı" ve "Yitik Taşı", ecdadın sosyal yardımlaşma konusundaki üstün zekasını ve nezaketini günümüze taşıyor. 2026 yılında dahi Sivaslılar tarafından ilgiyle takip edilen bu taşlar, paranın veya kayıp eşyanın elden ele değil, gönülden gönüle nasıl geçtiğinin en somut kanıtı olarak yerinde duruyor.

242 Bin Kişi Geldi Ama Sivas Daha Fazlasını Hak Ediyor!
242 Bin Kişi Geldi Ama Sivas Daha Fazlasını Hak Ediyor!
İçeriği Görüntüle

Sağ Elin Verdiğini Sol El Görmüyor

Osmanlı toplumunda yardımlaşma, "alanın vereni, verenin alanı bilmediği" bir incelik üzerine kuruluydu. Kale Camii’ndeki Sadaka Taşı, yatsı namazı sonrası karanlığın çökmesiyle birlikte gizli bir iyilik istasyonuna dönüşürdü. İhtiyaç sahiplerini rencide etmemek için tasarlanan bu oyuk taşlara, durumu iyi olanlar sessizce sadakalarını bırakır; gerçek ihtiyaç sahipleri ise sadece o günlük ihtiyaçları kadarını oradan alırdı. Bu sistem, kimsenin kimseye muhtaç görünmediği, iffet ve hayanın baş tacı edildiği bir toplumsal düzenin meyvesiydi.

2026’da Yaşayan Ecdad İnceliği

Sadece maddi yardımlar değil, dürüstlük ve emanet bilinci de bu avluda hayat buluyordu. Yitik Taşı sayesinde, bulunan kayıp eşyalar sahipsiz kalmıyor, bulan kişi eşyayı buraya bırakarak sahibinin gelip almasını bekliyordu. Kur'an-ı Kerim'in "sadakaları başa kakmayın" emrini ve Hz. Peygamber’in gizli sadaka öğüdünü hayatın merkezine koyan bu gelenek, Sivas’ın tarihi dokusunda hala nefes alıyor. Bugün modern dünyada unutulmaya yüz tutan bu karşılıksız güven duygusu, Sivas’ın merkezinde adeta bir insanlık dersi vermeye devam ediyor.

Muhabir: Selim Çetinkaya