Toplumda genellikle ileri yaş unutkanlığı ile özdeşleştirilen Alzheimer hastalığının, klinik bulgular ve bellek kaybı görülmeden yaklaşık 15 ila 20 yıl önce beyinde biyolojik olarak başladığı ortaya kondu. Günlük hayatı aksatan unutkanlık, yön kaybı ve bilişsel gerilemenin aslında beyindeki hücresel hasarın oldukça geç dönemlerinde belirdiğini aktaran Dr. Hilal Taştekin Toz, sürecin henüz belirgin bir şikâyet yokken sinsi biçimde ilerleyebildiğini ve erken farkındalığın kritik olduğunu vurguladı.
Tanıda Yeni Dönem: Kandan ve Sıvıdan Biyobelirteçler
2024 yılında güncellenen uluslararası tanı standartlarıyla birlikte hastalık artık yalnızca şikâyetlerle değil, doğrudan biyolojik verilerle saptanabiliyor. Amiloid PET taramaları, beyin omurilik sıvısı incelemeleri ve özellikle kanda p-tau 217 proteini taramaları sayesinde erken evrede tespit mümkün hale geliyor. Amiloid beta proteinini hedefleyen monoklonal antikor tedavilerinin hastalığın ilerlemesini yavaşlatabildiğini belirten Toz, bu yöntemlerin Türkiye’de henüz rutin kullanımda olmasa da tıp dünyası için büyük bir eşik olduğunu kaydetti.
Değiştirilebilir Riskler ve Şaşırtan Aşı Araştırması

İleri yaş, genetik yatkınlık ve Down sendromu önlenemez riskler arasında yer alırken; tansiyon, şeker, obezite, sigara, hareketsizlik, işitme kaybı ve uyku sorunları kontrol edilebilir faktörler arasında bulunuyor. Düzenli egzersiz, Akdeniz diyeti ve zihinsel canlılığın beyni koruduğunu belirten Toz, son araştırmalarda 50 yaş üstüne uygulanan rekombinant zona aşısının demans riskini düşürebileceğine dair bulgular elde edildiğini dile getirdi.
Hangi Sinyaller Ciddiye Alınmalı?
Yeni bilgileri öğrenmekte zorlanma, aynı soruları peş peşe sorma, yakın geçmişi unutma, bilinen güzergâhlarda yön şaşırma, kelime bulamama ve para hesabında tıkanma durumlarında vakit kaybetmeden nöroloji uzmanına başvurulması gerekiyor. Hastalığı tamamen yok eden kesin bir ilaç olmasa da erken tanı ve yaşam tarzı değişiklikleri ilerlemeyi önemli ölçüde yavaşlatabiliyor.




