Çilehanemde çile mirasımı kendime bırakıyorum, yine bu sabah. Hava eskilerin deyimiyle Sitte-i Sevr, Avrin beşi gibi soğuk. Geceyi rüyalar görerek geçirdim.
Bu günler bir arakesit iklimi gibi dursa dahi gerçekten bir evren tufanıdır. Virüs hayatımızın bir devamı konuma doğru emin adımlarla gidiyor. Sara nöbeti geçiren insanlığın günleri bu günler. Uzlaştırmacı ve rahatlatıcı medeniyetin bekleyişinin sanal beklentisi içinde evde bir süre daha kalmaya devam edeceğiz.
Adanmışlık bitiyor, bireycilik yeni bir renge bürünüyor. Adanmışlık ( ülkücülük, devrimcilik) cemaatleşmenin adıdır. Hâlbuki virüs artık fert fert yaşamayı üretiyor insan ve insanlığa. Yardımlaşma ise bir adanmışlık değil bir gönüllülüktür ve süreç bitince oda son bulacak.
Bu sabah başka bir konuyla meşgul olmak istiyorum. Yavaş yavaş gireyim mi? Osmanlı bitti. Yeni görüşler fikirler gündeme geldi. Bunlardan biri Ziya Gökalp çizgisi, diğeri ise İslamcı akım çizgisidir.
Önce Ziya Gökalp;  milliyetçilik. Çok yazıldı çok çizildi. Fakat Ziya Gökalp’i ilk aşan Erol Güngör oldu. Kültür, medeniyet, ayrımına bakışıyla Gökalp’i geride bıraktı. Bu da yetmedi İslam medeniyetini analizi ile onu fersah fersah geçti. Bu gün bu konulları yeniden bir bakışla Erol Güngör’ü aşan bir kalem kalmadığı için milliyetçi hareket fikir susuzluğu çekmektedir. Hazinenin suyuna su katamayan bizim gençlik, yeni ve bilimsel milliyetçiliği geliştiremedi. Bu süreçte Nurettin Topçu ve Nihal Atsız asla yadsınamaz ancak her ikisi de Gökalp aşamayıp Erol Hoca’nın makamına ulaşamadılar. Belki şiirde Atsız önemli bir kalem ama analizde  Erol Güngör’ün analizinden düşüktür. Milliyetçi ve kültür milliyetçilerinin doğru dürüst romancıları da yoktu. Bir hikâyeci Ömer Seyfettin birde bir nebze Peyami Safa vardı. Onlarıda ne kimse anladı nede üzerinde durdu. Bu kesimin teorik olgusu bu iken siyasal eylem olgusunda bir Alparslan Türkeş gerçeğiyle karşılaşıldı. Liderlik kavramını alaşağı etti ve Başbuğluk kavramıyla bu gençliğin soyut teorik ümitlerini somut heyecanı getirdi. 2020’li yıllarda Başbuğ Alparslan Türkeş’i de aşan bir lider yetiştiremedik.Belki konjonktür buna izin vermedi. Bu süreçte Muhsin Yazıcıoğlu’nun başbuğu aşacağı düşünülse dahi bunun zor olacağını rasyonel düşünenler görmüştür. Veya Başkan Muhsin siyasetin kirliliğine bulanmayı tercih etseydi o şimdi iktidardaydı. Fakat o şehitlik makamını tercih etti. Böylece teorik, sanatsal, roman ve şiirde ideolojiyi kuran iradeyi aşamadığı için milliyetçi ve kültür milliyetçiliği çok ciddi bir sekteye uğradı.
Sol kesim ise, Mustafa Kemal çizgisinde bir vatanseverlik üretirken onu aşan bir lider olmayacağı inancıyla halen ona sığınmaya devam etmektedirler. Buna ilave olarak, Mehmet Ali Aybar, Zekeriya Sertel, Behice Boran ve İdris Küçükömer gibi sol ideolojinin teorik taşını aşan bir sol aydın üretemediler. Roman dalında Kemal Tahir’de (ne kadar solcu oda muamma)kalıp onu aşan romancı, şiir dalında Nazım Hikmet’te kaldılar. Tabiki Sol ideolojide bu üç farklı kulvar da olan düşünür ve edebiyat ve sanatçıları aşamadığı için onları da besleyen su hazneleri kurudu. Lider olarak Başbuğ kavramını tarihsel kimliği için bir Karaoğlan çıkardılar ama o Atatürk’ü aşamayan İnönü’yü aşacak seviyenin ötesine geçemedi.Gençlik lideri Mahir Çayan belki ideolojik örgü, Deniz Gezmiş eylem anlamında solu bir yerlere getirebilirlerdi, fakat sonuç malum.
İslamcı kanada gelince. Mehmet Akif’le başladı diyebiliriz. Fakat, lidersiz başladı ama kaynağı çok ama çok güçlüydü; Kur’an, hadis. Necip Fazıl bu kaynağı çok iyi tesbit ederek hareketin ideolojik örgüsünün temelini attı. Bu süreçte ki lider boşluğunu gören Necmettin Erbakan, işe soyundu. Başarılıda oldu. Ancak onun karizması üniversite hocalığı kadar olduğu için onun karizmasını aşan bir lider siyasal anlamda doğdu; Recep Tayyip Erdoğan. Erdoğan bu havzanın suyuna her kim bir damla katmış ise hepsinden su içti. Cahit Zarifoğlu, Beyazıt Erdem, Arif Nihat Asya ve son olarak Sezai Karakoç bu damlaların bir kaçı. Fakat hiç biri Necip Fazıl’ı aşamadığı için halen Akif ve Necip Fazıl suyunu içmeye devam etti ediyorlar. Tayyip Erdoğan’ı aşan bir lider henüz görünürde olmadığı için bu kesimin denizi karaya vurdu, vuracak.
Sonuç olarak Türkiye ideolojisi ve ideali olmayan bir sosyal süreç içinde debelenip duruyor. Virüs sonrası bu üç siyasal görüşün aydınları kendilerine çeki düzen vermedikleri takdirde, boşlukta kalan veya büyümeye yürümeye çalışan hilkat garibesi bir nesil geldi, geliyor. Bunun vebali 1980 sonrasında 1980 öncesini dışlayan siyasal, finansal ve bürokratik rantiyer sınıfıdır. Türkiye’nin önündeki savaş bu minvalde toplanacak görülüyor.
Virüsten titreyen tutukluluk günleri bitecek ve sabır ve ümitle heyecanlar ışıldayan günler gelecek.
Evde saksağanın ağaçta oturmasından daha çok oturmuyorum ama oturmaktan da yorulurmuş insan. Allahtan beynim oturmuyor ve saçma sapanda olsa yazıp çiziyor fikri spor yapıyorum.
Saat 22.47. Çok yazamadım. Evin içinde 8200 adım attım. Ruh ve gönül huzurum iyi. Bedenimde de hissettiğim olumsuz yoktur. Ya rabbi yardım et fakire fukaraya hastaya borçluya kimsesize senden tek istediğim bu. Senden başka kimden isteyelim. Rahmetine merhametine affına sığındık.