Arkadaşım rahmetli Hami ESER’e ithaf olunur
Bu gün Cumartesi. Her Cumartesi mezarlığa giden ben 2 aydır gitmiyorum. İçim yanıyor. Şu an saat 4.30 .Sabah nasıl uyanırım bilmiyorum. Çünkü dediğim gibi mezarlığa gidemeyeceğim.
Uyumakta istemiyorum.Elime Şeyh Bedrettin kitabını aldım. Okumaya çalışacağım. Uykum gelirse yatarım yoksa yazarım. Bu yazma işi beni çok rahatlatıyor.Nerden nasıl geldi bilmiyorum aklıma; Veblen’in Aylak Sınıfı. Kafam takıldı elime ve elim yazmaya başladı.Bende “sınıfsız aylakları” yazayım dedim,
Sınıfsız aylaklar: aylak sınıftan son derece farklıdır. Sınıfsız aylakların ne bir ideolojileri ne bir düşünceleri vardır.Sınıfsız aylaklar lümpen proletarya lümpen burjuva karışımı bir grup.Aylak sınıfın en azından mücadele ettikleri bir mazileri var sınıfsız aylakların oturacakları veya dik duracakları ne bir görüşü ne bir felsefeleri var.Bütün sosyal siyasal ve iktisadi krizlerin ardında veya başarısız sosyal patlamaların ardında sınıfsız aylakların temelsiz ördükleri eğri büğrü duvarları var.
Sınıfsız aylaklar, yerüstü proletaryası ile yer üstü burjuvazisinin heterojen karışımı olduğu için okumamış bakkalın, okumamış köylünün aklını kolayca çelmeyi başarıyorlar. Medeniyetin matematiksel sırrına vakıf olmuş aydınlar, mensubu oldukları toplumun felsefi temellerini geliştirmeye çalışırken, sınıfsız aylaklar çamur hatta balçık toplumu yaratıyorlar.Dostum Dostoyevski'nin yeraltı proletaryası bir nevi düşünce mafyasına benzediği için sınıfsız aylaklardan ayrılırlar.Sınıfsız aylaklar fakir ve yoksullara mafyalık yaptırırken, yeraltı proletaryası bir fiil kendi mafyadır. Suç ve Ceza'da katil bu tür bir yeraltı proletaryası değil midir?
Eylem dışında tutunacak kökleri olmayanlar asla toplumun yenileşmesinde öncü olamazlar. Eylemle gelen eylemle gider.İşte eylem takımının fikir babaları sınıfsız aylaklardır.Bunlar, ne aylak sınıf gibi Boğaz'da viski yudumlarlar ne de Şişli'de kumar oynarlar. Deniz kenarında bira içer, babıalide ahkam keserler.Üniversitede ise odalarda hükümet kurar hükümet yıkarlar fakat ortada bir şey yok.
Yoruldum. Beynim yorgun. Bu yazılar yıllardır beynimdeydi. Beni eve kilitleyen virüs beynimde kilitli olan fikirlerimi gün ışığına çıkardı, bu yazılarla. Ne demeliyim şimdi. İyi ki varsın virüs desem kendim için demiş olurum. Ya insan ve insanlık için bu ne manaya gelirdi. İşte asıl problem bu... Karanlık odamda telefonumu yatağımın içine koyup, bir süre düşündüm, daldım veya dinlendim ve seyr-i sülük veya rabıta yaptım. Kaç dakika sürdü, bilin bakalım? Yirmi saniye. Niçin yirmi saniye? Virüs sabunla yirmi saniyede öldüğü için olabilir mi? Bende yorgunluk ve tembellik virüsümü yendim ve tekrar telefonumu elime alıp yazmaya devam ettim; İşte onlar. Fırından yeni çıkmış, çıtır simit gibi.Bu virüs bana dünyamı tanıttı. Belki sizede. Bilemem. Bütün küçük detayların ne kadar büyük ve anlamlı olduğu öğrendim. Hem kendimin hem evimin hem odamın hem karanlığın hem yazıların, kelimelerin manasını öğrendim. Cehaletimi öğrendim. Gafilliğimle yüz yüze geldim. Virüsten değil kendimden etkilendim. Aynamdaki benden... Beni benden bizi bizden çalan virüs, inanıyorum ki beni bana sizi size buldurdu, geri verdi.Tekrar fikirlerime özgürlük vermek için beynimin kilidini kırdım ve yazmaya başladım.(böylece sizde nefes aldınız, teneffüs yaptınız)
Kırsal kesimin, küçük esnafın azalan sosyal enerjisini (Entreposunu) harekete geçiren, aslında yok olan fakat ısrarla bizde varız ve sizi yönetiriz diyen sınıfsız aylaklardır. Küçük esnafın ve kırsal kesimin azalan enerjisinide sömürüp yok eden sınıfsız aylaklar, toplumsal değişim ve gelişiminde önüne set değil kilit vururlar.Enerjisi azalan yeraltı sınıfını sınıfsız aylaklar yerüstüne çıkardıklarını sanmalarına rağmen aslında yedi kat yerin altına gömdüklerini göremezler.Kitaplarının maliyetini karşılayarak yayın yapanlar veya fikirlerini para karşılığı satanlar yani sınıfsız aylaklar, ne kadar toplumu yönlendirebilirler ki?Ben bütün ihtilallerin hem teorisyenleri hem aktörleri işte bu yazar-çizer takımı olduğuna inanıyorum. İhtilalle öncü olmalarının arkasında da kendileri ne uygun sınıfı bulma veya sınıf yaratma çabasıdır. Bu ise toplumsal ve insani bir ihanettir .Aşağı tabakaların ihtiraslı kişilerinin yüce düşünceleri ürettiğini sandıklarıyla eylem için birleşmesi, sınıfsız aylakların toplumsal suikastidir.Ya oldukları gibi olamayanların veya hiç olmadıklarını bilenlerin kendini haklı göstermek için birleştikleri sürecin adıdır;sınıfsız aylaklık.Sınıfsız aylaklık, kimi zaman hem bir sonuç, kimi zaman hem bir neden, kimi zaman hem bir ilke ve kimi zamanda hem bir yasadır.Bütün kitlelerin sağ duyusu vardır, bunlarında vardır ama kötü kişilerin tutkusu hakim olduğu için sağ duyu sınıfsız aylaklardan süratle uzaklaşır.Siyasal bağdaşmanın en az aydınlatmış topluluğun adıdır; sınıfsız aylaklar.
Sınıfsız aylaklar, insanları nesneleri ve ilkeleri düzene koymak için değil, kendileri düzende bir yer edinmek, bir yer tutunmak için "kalabalıkları" eyleme geçirirler.
Saat ;06.09
Uyumuşum. Uyandığımda saat 11.15 di.
Tembel tembel yok yok aylak aylak kalktım.Yatağımı topladım. Diğer odaya geçtim. Sallanan koltuğuma oturdum film izlemek istedim olmadı. Dmaxda hurdacıları ve Alaska evlerini dikkatle izledim.
Odam aydınlık mı aydınlık. Pencereleri, panjurları açtım. Temiz havayı içime çektim. Sonra Laptopumu elime aldım .Güldür Güldürü izledim. 8500 adım bile attım. Hemde sitenin bahçesinde.Bakalım akşam nasıl olacak bu gün.
Vücudumuzda bir yer uzunca süre ağrıyınca hemen acaba kitle mi var diye korkan biz bundan sonra ateşimiz yüklenince veya eklem yerlerimiz ağrıyınca grip olunca hemen corana-19 mu olduk diye korkacağız. Vallahi işim zor. Nasıl kanser bitmiyorsa bu da bitecek sanmayın. Burda tek şansımız ilaç veya aşının en kısa zamanda bulunmasıdır.Nihayet akşam ezanı okundu. Ve yine karanlık ve yine ben başbaşayız. Gribim de henüz geçmedi. Yatsı okunsun, kılar yatarım.
Dışarda gök gürlüyor. Yağmur başlamış olabilir.Gök gürültüsü ürkütücü ve rahatsız edici bir tonda.Velhasıl bakalım sabahı nasıl edeceğim. Gök gürültüsünü çok sevmem ama yağmuru severim. Lapa lapa, tembel tembel, yağan karı pencereden seyir etmeyi daha çok severim.Gök gürültüsü devam ediyor. Sert ve uzun. Belli bu gece havanında kafası karışık.Saat 23.54... 3 Mayıs’a dakikalar var. Ben üç Mayıs’a uyanık gireceğim. Gökyüzüde horlayarak giriyor. Belki şu an bulutlar hem ağlıyor hem uyanık.İçimde ki aşk ve umutla Amiral isimli bir filme bakıyorum.Beğendiğimi söylemeliyim.Rus filmi. İçinde hem aşk var hem savaş hemde ihtilal.Başroldeki kadın çok ama çok güzel. Devrim karşıtı amiral ve onun aşık olduğu kadın.Şiddetle öneririm.Amiralin sevgilisine söylediği şu cümle beni perişan etti; sen benim mutluluğumsun. Kadının cevabı; hayatta olduğunu bilmek yeter.Ve Amiralin sözü; Rusya benim vatanımdır. Bende diyorum ki Türkistanda benim vatanım... Anadolu benim vatanım. Trakya benim vatanım. Balkanlar benim vatanım. Kafkaslar benim vatanım.Mevlanın dediği gibi; bütün dünya benim, bizim vatanımız.
Allah bizimle olsun, sevgili dostlar.