Rahmetli Prof.Dr.Teyfik ERTÜZÜN’e ithaf olunur

Günlerden pazartesi.Saat;04.02 İnsanların evlerine kapandığı bir dönemde çocuklarımızın geleceğini nasıl kuracağız. 
Yıkıcı bir diyalektikten yaratıcı bir diyalektiğe geçmek bu virüsü aşarak yeniden dirilişi gerçekleştirmekle mümkün görünüyor.İçimizde kötü olan her şey sevgiye muhtaç. İkisini yer değiştirmek zorundayız.
Kalabalıkla ilgimi yıllar önce kesmiştim şimdi benden daha önce kalabalıkla ilgisini kesenlerin ruh halini bende yaşıyorum. Yarım yamalak yaşayan, yarım bilge adamların girdiği boşlukta yalnız başıma nefes alıp nefes veriyorum.
Tek bir kırılganlığım vardı oda hayatımın yekpare olmasıydı.Kırılmıştım ama hayatımı yangın yerine dönüştürmemiştim.Bütün bunları anladıkça hayatımın manasını daha iyi anlıyordum.Kısacası, somutlanmayı bekleyen soyut değerimle yaşıyorum veya reel hale gelmesini beklediğim ideallerimle.En büyük idealim ise, “Çırpınırdı Karadeniz” marşının Türk dünyasının ortak marşı olmasıdır. Bunu duymadan ölmek istemem. Tabii Allah bilir ömrümü. Bu bir adanmışlık mıdır? Bunu bilemem ama bu Çırpınırdı Karadeniz marşının ortak marş olmasının Türk dünyasını oluşturan devletlerin tam özgürleştiğinin göstergesi olacağını biliyorum.Bu bir milli bilincin bütünselliği olacaktır.Bu olay aynı zamanda Türk kültürü ve Türk milliyetçiliğinin iç dinamiklerinide harekete geçirecektir.Türk dünyası devletleri ihtiraslarından kurtulmak istiyorlarsa benim bu idealimi benimsemeleri ve milli ideale dönüştürmeleri gerekir.Ben Çırpınırdı Karadeniz marşının ortak marş olmasını Türk birliğinin öncü hareket görüyorum.İrade olmadan bunun gerçekleşmesi ütopyanında ötesinde bir ütopyadır.Fakat buna rağmen, bir idealistin en önemli vasfı meyus olmamasıdır.
Her Türk milliyetçisi Türk milliyetçisi değildir. Türk milliyetçisinin, Türk milliyetçi olması için kültür değerlerine rasyonel bakmalıdır.Kültür değerlerine rasyonellik ilkesi doğrultusunda bakılırsa, kültür değişmesi değil, kültür zenginleşmesi gerçekleşir. Buradan hareketle Türk milliyetçisi olan münevverlere büyük görevler düşmektedir. Halkın münevverlere inanması ve onun analiz ettiği değerlerin sonucuna kabul etmeleri gerekir. Aksi halde aydın-halk arasında kırılma ve kopukluk iyice açılır. Türkiye geçmişte bunu yaşadı ve halende yaşıyor. Bunun önüne geçilmesinin tek yolu aydınların halkın arasında halk gibi yaşmalarıdır. Kampüs yaşamı aydını, kışlada yaşayan subaydan çok farklı yapmaz. Halk içinde halk gibi yaşayıp münevverler gibi düşünmelidir. Süreçte iki aynı toprağın ve değerlerin insanları birbirleriyle böylece kaynaşır. 
Sabahı zor ettim. Falanjist oldum oda ateş yaptı. Uyuyamadım gece. İstanbul’da bu gün hava soğuk ve yağmurlu. Dostoyevsky’i okudum. Uzun uzun düşündüm. Saint.Petersburg’da yaşadığı evi müze yapmışlardı, gidip gezmiştim. Lenin’in hayatını ve mücadelesi video olarak izledim. Beğendin mi? Evet.
Dostoyevsky’in Ölüler Evinden Notlar’da dikkatimi çeken iktisadi cümleleri not aldım. Bu günde böyle olsun dedim.
İktisatçı Dostoyevsky
Ölüler Evinin Ekonomik Analizi;Cezaevi Rantı
Paranın özgürlük olduğunu belirtip bu çzgürlüğün cezaevinde de hüküm sürdüğünü ifade eder. S.42) Cebine para giren mahkumun o parayı harcamasada teselli oluşunum üzerinde durur. Sonra tefecilik çalışma hayatı ve rehin vermenin cezaevi ekonomisinde rantın kazancının nasıl döndüğü üzerinde durur.S.43)Yoksulluktan kaynaklanan nedenle paranın cezaevindeki değeri özgür hayattaki değerinden daha yüksek olduğunu tesbit eden Dostoyevsky hırsızlıktan gelenlerin içerde yine hırsızlık yaptıklarını görür.D.43)Kaçacılık ve içki satıp zenginleşenleride göz önüne serdiği eserinde, aslında cezaevinin bir anlamda ıslah edici olmadığını gözler önüne seriyor.Kaçakçılar psikolojini öyle tahlil eder ki, zengin olmak için değil, o işi yapmak için yaparlar der. Onları sanat için sanat yapanlara benzeten S.44)Dostoyevsky tutukluların zengin olmasalar bile her zaman bir kazanç yolu bulduklarını tesbit eder.S.45)Sadaka usulününde cezaevinde olduğunu eserinde söyleyen Dostoyevsky dinsel sadakanın eşit paylaşıldığına dikkat çeker.S.45) Eşit paylaşım Dostoyevsky’nin kafasında ilk kıvılcım olduğu düşünülmesin. Çünkü o çarın adaletsizliğine karşı çıktığı için kürek mahkumu olmuştur.Cezaevi özgürlüğünün sadece eğlence ve küfür etmede değil, ekonomik anlamda olması son derece sade bir uslûpla anlatan Dostoyevsky, çalışmanın ağır gelmediğinede işaret ediyor. S.47)Yararlı ve yararsız iş ayrımına verdiği örnek son derece ilginçtir; kürek çekmek suçluya bir süre sonra bir yaratıcılık gelirken bir kova suyu boş bir kovaya doldurup boşaltmanında bir iş fakat mahkumu intihara götürecek bir iş olduğunu tesbit eder. İş ahlakın ceza evinde kendiliğinden geliştiğini bir anlamda  eser sahini tesbit etmiştir. Bu husus son derece önemlidir. Hem mensubiyet şuuru hem kendinin yararlı biri olduğuna sahip olmak insan özgür olmasada sahip olacağı bir kıymet olarak görür.S.47)Burada Mahkumun akılcı bir hedefinin olmadığını için onu değersiz kılacağını son derece çarpıcı bir örnekle açıklıyor. Zorunlu çalışma ve aylaklığın cezaevinde mahkum üzerindeki olumlu ve olumsuz etkileri bu eserinde çok kısa fakat oldukça manalı özetlemiş. S.48)Zorunlu ortak yaşamın S.48)birey üzerindeki bu pozitif ve negatif etki komün hayatının ilk örneği olarak görmek gerekir.Bir ilginç cümle daha; ekmeğin “tayın” S.48) olarak verilmesi veya verilmemesidir. Tayın (ortak) olarak verilmesi yani ortak paylaşımda karınlarını iyice doyurmalarına rağmen tek tek ekmeğin suçlulara verilmesinde aç kaldıklarını tespit ediyor. “Dur demek için para ödersin” cezaevi ekonomisin en belirgin mihenk taşı.S.50)Bu cümleyi besleyen şu cümlede önemli; sende cukkacının tekisin.S.53)Akim Akimiç isimli mahkumun el sanatlarındaki ustalığı onun cezaevinde lüks yaşamasına neden olacak niteliktedir.S.57)Çalışmaktan bela gelmez efendim (cümlesi cezaevinin sosyopsikolojisi ile özgür dünya psikolojinin benzerliğine bir örnektir.Köpeği seven fakat adam öldüren Ölüler Evi bir anlamda rantiyerler evidir.
“Tutuklu tutkuyla sever parayı, o onun için özgürlükle eşdeğerdir, şayet para cebindeyse sakinleşir” S.66) bu cümle özgür insanlar içinde geçerli değil mi? O halde iktisatçılar paranın fonksiyonları arasına “sakinleştirir” kavramınıda koymalıdır.Cezaevinde para ile ilgili en büyük sıkıntı çalınmasıdır. Sonunda bu problemede bir çare bulunur Para birine emanet edilir; Staroobrad yanlısı birine (Vetkovtsev isimli birine) teslim edilir. (S.67) 
Bu bir nevi cezaevinde uygulanan bankacılığın ilkel görüntüsüdür.
Cezaevinde de özgür dünyada oldu gibi para zor kazanılıp kolay harcanıyor. Bu husus son derece önemli gibi durmakta. Buradada mahkumlar bir haftada  kazandığını bir gecede eğlenerek bitirmekteler. Son derece ilginç bir durum; zor kazan kolay harca.İçki ticaretinin kesintisiz devam etmeside (S.71) cezaevi piyasasında eğlence kültürü ve hem para kazanmanın hem de harcamanın yönünü göstermektedir. Cezaevi ekonomisinde içki satmak en riskli (S.71) girişimciliktir ve kısa zamanda yanında satış elamanı olan kapitalist olur. (S.71)Hatta içkiye su katan (S.72) bir girişimcilik seviyesine ulaşır ki bu da piyasa ahlakının cezaevinde dahi olmadığını gösterir.Ancak kamptaki en büyük ahlaksızlık bu olmayıp kaçakçıyı ihbar etmektir.(S.73)Buna rağmen ihbarcı asla hor görülen bii nedense olmaz.
“Al parayı, yap uşaklığını” (S.93) cezaevinde de özgür hayatada işgücünü aşağılayan bir cümle olarak hafızayı canlı tutuyor.
Ranza komşusu Akim’in Çin feneri yapımında iş ahlakına dikkat çeken yazar onun işi bitince dua ederek yattığını belirtir.(S.93)
Yazar bütün suçlular arasında müslüman Nurra’ı temiz ve saflığından dolayı önemseyerek anlatır.(S.95)
Kuyumcusu olmayan şehirlerden kampa iş geliyor ve  tefecilik faizcilik günden güne gelişir.S.103)Cezaevinde onurlu “kaçakçılar” yok değildi, Örnek; Osip.(
S.105)Cezaevi Piyasa yapısı için ahlaktan bahiste ilginç görünüyor. Çünkü burda herkes öyle veya toplumun suç veya ahlak dışı saydığı eylem ve davranışlardan bulunuyorlar.Bu dürüstlüğünün cesaretinin fazla olmadığından ileri geldiğini belirten yazar, risk alma ve girişimciliğe sanki atıf yapıyor. 
Kampta para hem güç hemde tutukluların delirmemesi veya sinekler gibi ezilmemesi için bir ilaç.(S.117) Bu yaklaşım, paranın insanın özgürlüğünün bile önüne geçtiğini çok net ifade ediyor.Tutuklu sözü iradesiz demektir fakat parayı har vurup harman savurunca iradesiyle hareket etmiş olur.(S.128) Özgür hayatta para kazanmak irade parayı har vurup harman savurmak iradesizlik iken cezaevinde tam ters olmakta.Parasını İncil’in içine (S.119) saklayan mahkumun psikolojisini nasıl değerlendirmek gerekir? Şöyle denebilir mi, kampta para din, veya din kampta para demektir. Son derece çarpıcı bir olgu.
Ağbilerinin Her gelip geçene rüzgar bile sattığı (S.125) söyleyen bir mahkumun bu sözü burjuvazinin temel içeriğini vermeye yetiyor.Bu cümleyi takip eden şu cümlede o dönemin nasıl bir burjuvazi temelinin olduğunu işaret ediyor; asıl kafa pahalıya gider, kafa.(S.126) Bu cümle bir anlamda danışmanlığı ifade etsede o günki Rusya’da danışmanlık müessesinin var olduğu düşünülemez. O zaman bu cümle neyin nesiydi?
Kampta işini sanat gibi yapan berberin (S.137) olduğunu söylemesi sanki protestan ahlakıyla doğan kapitalizmin Sibiryada’ki ayak sesi duymuş gibidir, yazar. 
Mahkum arkadaşının İncil’i çalıp ,  sonra satıp kazandığı parayla içki alması, (S.148) cezaevi piyasasında para-din ilişkinin özgür dünyada ki para-din ilişkisinden ne kadar dramatik benzerlik taşıdığının göstermesi açısından önemlidir.
Özgür dünyadaki din bezirganları özgürce dini eserleri satarken, cezaevindekiler kadar burjuva olduklarını fark bile edemeyecek kadar, kendilerini kayıp etmişlerdir.
Kampta Tiyatro sahnelenirken yapılan en güzel yorum; paraya gösterilen saygıdan değil, insanın kendine gösterdiği saygıdan.Devamla soylu gurur.(S.204) Belki romanın en anlamlı cümlesi bu.
Saat 16.35 Müzik dinledim biraz.Vivaldi’yi hep sevmişimdir. Bu günde sevdim.Zevkle dinledim. Dinlerken uyumuşum. Kapımın zili çalınca uyandım. Kardeşim yemek getirdi ve gitti.
Bende Cüneyt Gökçer’in oynadığı Kral Leor tiyatrosunu izlemeye koyuldum. Oyun Shakespear tarafından yazılmış. Çok ama çok güzel cümleler var. Kral-kızları-enişteleri arasında geçen güzel bir oyun. Tavsiye eder miyim?Kocaman evet.İşte oyundan güzel bir cümle; “akıllanmadan yaşlanma”.Bir diğer cümle:Merhameti zorlarlar”. Yani insanların merhametini nasıl sömürdüklerini ifade eden veya yalancı, sahtekar insanlar ve dilenciler için söylenmiş bir cümle.İşte bir cümle; “gençler, ihtiyarlar yıkılınca güçlenir”. Eyivallah.Bir cümle daha; “ızdırabın çökerttiği tabiat uyuyor”. Virüs uyanık ama..
İftar vaktini ve ezan sesini beklemek ve duymak, her şeyden manalı.