“Eskiden her şey ne kadar güzeldi.” diyen şüphesiz kişi  çok var. 

Ahh eskiler ...

Eskiden ne varmış önce ona bakmak lazım , kanaat varmış, şükür varmış. Ben evlenirken -sağlıklı sıhhatli ömürler diliyorum- anneannem şöyle bir nasihatte bulunmuştu: ''Sakın eşinden çok şey isteme, helalinden olsun az getirsin, kuru ekmek olsun huzurla yedikten sonra.''

Peki şimdi sormak lazım: Kim sadece bu kadarına talip?

Eskiye özlem çok gibi ama kimse onların sabrına talip değil .

Tabi ki insan evliliğinde rahata, konforu ister , lakin bazen bunun için emek sarf etmek, taşın altına elini koymak gerekmez mi?

Erkek evinden beklentiler sınırsız!

Daha istemeye gelirken başlıyor hikaye. Söz merasimi eskiden 2 yüzük, bir kutu tatlı, bir duadan ibaretti.

Şimdi tüm şehir seferber, organizasyonlar hatsafada. Maddi güç nisbetinden yapılmalı elbette ama bunun için sıkıntıya düşülüyorsa, bu bir eğlence değil, işkenceye dönüşüyor ''erkek tarafı için''...

Eskiden herşey güzeldi! Edebi geliyor insana öyle eskiden hiçbir şey otantik bir havada yaşanmıyordu. Çamaşır çitilemekten elleri yara olmuş bir neslin torunları değil miyiz biz?!

Her şeyi imlek imlek çeyiz diye işlemiş bir nesil vardı. Nakkaş edası ile zarif ve latif motifler işlenirdi. Sabrı öğretirdi insana hiç şüphesiz.

Eskiden kızlar nişanlanın kayınvalide  gelin kızına,  kanaviçe işlesin diye hasa, etamin götürürdü.

Şimdi mi? Her şeyin ''Hazırı var.'' dedik kızları sanal dünya ile baş başa bıraktık, onun yerine oğlan anneleri ‘kaynana bohçası’ hazırlarken buldu kendini. Hani çeyiz kalkmıştı?!

Gelin bohçalarının yerini kaynana bohçaları aldı. Kaynana bohçaları sergilenirken, kız anneleri ''Daha tığ tutmayı bilmiyor kızım.'' diye ironi yapıyor.

Yani anlayacağınız yine eskilere düştü iş...

Beklentiler, beklentiler, ardı arkası kesilmeyen beklentiler… “Maddi gücü var mı? demeden beklentiler…

 

Elmalılı Hamdi Yazır buyurdu ki;

''ZAMAN GELECEK, EVLİLİKLER PAHALANACAK, ZİNALAR UCUZLAYACAK.''

İstiyoruz ki: “Biz sıkıntı yaşadık, onlar yaşamasın.” İstiyoruz ki: “Rahat etsinler.” Bilmeliyiz ki koltuk takımı ile, düğün salonun en iyisinin olması ile huzur olmaz.

Huzur ancak çeyizlerin başına sadakati, saygıyı, öz veriyi, eklersek olur.

Varlık ile iç huzur yakalanması mümkün değil, insan evliliğinde birbirine yurt olmayı başardığında işte o zaman tam olur.

 

Mesele ne hazırlanan çeyizler ne de düğündeki gösteriş; gerçek bir yuva için anlayış lazım ki bu önce anne ve babalarda olmalı.

Edep, mahremiyet duygusu ile kurulan yuvalarda iyi nesiller yetişecek hiç şüphesiz.

Tek taraflı beklentiler hep hakkaniyetsiz olacaktır.

Bir sonraki yazıda buluşmak duası ile…