28 Şubat ?dindar?a değil; ?din?e karşı olanların yaptığı güdümlü bir darbedir. Merhum Erbakan Hocanın şahsiyetinde odaklanan hareketin, İslam ile ilişkisinin tam kestirilemeyen ahlâkî boyutları, rahatsız edici geliyordu. Amerikan ve Batı karşıtlığına, Amerikalıların ve Batılıların her hangi bir itirazı yoktur. Batı karşıtlığı, denetlenebilir olduktan sonra, istediği her türlü muhalefeti yapabilir. ?Entelektüel Piyasa?da anti-emperyalist söylem, ihtiyaç hissedilen bir çeşnidir. Bu söylemin kapitalizme, demokrasiye, uluslar arası hâkim ilişkilere tehlike arz etmedikten sonra yönelteceği her eleştiri, her siyasi hareket batılılarca zararsızdır. Erbakan Hoca´nın hareketi, ABD ve Batı için müphemdi, test edilmesi gerekiyordu.
Bu darbeyle dindar tabanın, din ile olan ilişkisi test edilmiştir. ?28 Şubat gerekirse bin yıl sürecek!? sözündeki ?ise?nin bence altı gereğince çizilmemiştir. Dindar tabanın fert olarak sayısı bile tespit edilebilir, ölçülebilir değildir. Dindarın ne çeşit bir vasata sahip olduğu muammasını 28 Şubat çözmüştür. ?Önce ahlak ve maneviyat? ilkesinin gerçeklik derecesini 28 Şubat sayesinde öğrenmiş olduk. Milli Görüşçülerin en radikal görünümlüleri bile dava(!) değil; kaçan ?iktidar fırsatı?nın derdine düşmüştü. Mahfillerde bu işin böyle yapılamayacağı en çok konuşulan konuydu. Refah partili milletvekilleri, spekülatör milli görüşçüler tarafından neredeyse tartaklanıyordu. Erbakan Hoca, siyaseti becerememişti; hızlı gitmişti. Libya´ya gitmeye ne gerek vardı, İsrail´e tavır doğru değildi vs.
?Savunan Adam? yapayalnızdı?
Milli Görüş´ten esen yenilikçilik rüzgârı Ak Parti´yi doğurduğunda: İktidar fırsatını kaçıran spekülatörlere gün doğdu ve onlar bugün Ak Parti´nin kadrolarını oluşturmaktadır. Sayı ve oran olarak yüksek ve yükselen çoğu imam hatipli, ilahiyatçı kadroların; ?kamu alanı?nda ne yapacakları konusu, bence Batılılar ve yerli işbirlikçileri açısından muamma olmaktan çıkmıştır. İslam dininin muaşerette koyduğu, ? Hayır işlerinde  yarışınız!? ilkesi , elbette yazılı olduğu yerde muhkemdir; gerçekte ise makamlar ve unvanlar sadece el değiştirdi. Dinin esası olan ?Ahlak ve maneviyat?a sahip oldukları düşünülenlerle, sahip olmadıkları düşünülenler arasında muaşerette fark kalmayınca, rekabet alanı ?kudret mücadelesi?ne dönüşür. Bu alan, yeni bir ?yol ayrımı? ve parti doğurabilir.
?R. Tayyip Erdoğan?ın şahsında odaklanan hareketin içindeki yalnızlığı: Ak Parti´nin ve Ak Parti bürokrasisinin bizzat kendisidir. Bence bu hali, en iyi Sayın Cumhurbaşkanı değerlendirmektedir. Bu manzaranın dışında şunu net olarak söyleyeyim: ?Türkiye Cumhuriyeti?nin bekası ve bağımsızlığı, bir müslüman olarak yaşamamın tek dayanağıdır. Hem destek aldığım, hem de destek verdiğim tek nokta sadece orasıdır; âkıl olan da bunun altını çizer. Batılı yaşam tarzını, bazen de çok kötü bir mukallit olarak yaşayan ?dindar-muhafazakâr?larla, beraber yaşamak bir kaderdir. Bu kaderin, dindışı yahut daha az dindar (Cumacı) olan laik-meşreplerle beraber yaşamaktan bir farkı yoktur.
Müslümanlık münferitte yaşasan bile: Güzel Ahlak´tan ibarettir?
Bakisi liyakat meselesidir.
Hangi zaman ve mekânda olursa olsun, tek sağlam sosyolojik kanun da budur!