Yurttaşların milli bir bilince sahip olarak; kişilik ve karakterden ödün vermeden, söz ve eylemlerde kararlı olabilmeleri adına bu hususiyetleri güçlendirecek kaynakların faydalanıcı kitleye etkin ve kararlı adımlarla aktarılması gereklidir. Milletlerin dünya sahnesinde varlıklarını özümlenmeden devam ettirebilmelerinin temel şartı; değerlerini muhafaza edip, yaşamak ve yaşatabilmeleriyle doğrudan alakalıdır.
“Milli Şuur” un bir millette var olmasına ve zihinlerde yaşatılmasına etki edecek en önemli amil güç hiç şüphesiz ki o ülkenin elinde bulundurduğu gençliğidir. Gençlik, bir ülkenin sahip olduğu ve olabileceği en büyük ve en önemli sermayesidir. Yeter ki doğru değerlendirilebilsin. Günümüzde gelişmiş süper güçler, gerek bu potansiyelin azlığından gerekse hali hazırda var olan kitlesel yığının sağlıklı yetiştirilememesinden dolayı gelecek adına büyük karamsarlıklar yaşamaktadırlar. Çünkü bu tarz ülkelerin hâkim olduğu gençlik “Zevk Odaklı” bir yaşam algısına sahiptir. Bu kapsamda ülkeler geleceğe yönelik çeşitli tasarılar üretmekte, doğurganlık adına maddi olarak aileler teşvik edilirken; -hiç yoktan genç nüfusun artması için- evlilik dışı birliktelik ve fuhuş sıradanlaştırılmak suretiyle gayri meşru çocuklar devletçe sahiplenilmektedir.
Milli ve manevi duygulardan yoksun, sevgisiz, değerlerinden bi haber, tarih ve kültür bilinci zayıf, ilmi ve toplumsal birikimi olmayan; kısacası milli şuurdan yoksun, içleri boşaltılmış, donanımsız bir gençlik; ülke adına vasıfsız yığınlardan öteye geçemeyecektir. Ülkenin sahip olabileceği bu gizil güç, donanımsız yetiştirildiği taktirde ülke çıkarlarına hizmet edemeyeceğinden milli ve manevi yönden de ülkeye zarar verebilecek kıvama yetebilecektir. Çünkü milli şuurdan yoksun insan kitleleri, kültürel sömürgecilerin (emperyalistlerin) iştahını kabartacak ve harekete geçirtecek en güzel besin kaynaklarıdır. Bir insan; yaşamının herhangi bir döneminde milli bilinçle vatanına, milletine bağlanamadığı taktirde ne iş yaparsa yapsın ülkesine kesinlikle faydalı olamayacaktır. Çünkü milli şuurdan yoksun insanlarda “Kimlik” denilen milletlere özgü durum da ne yazık ki hâsıl olamayacaktır. Bunun sonucunda fertler; ahlaklarını, değerlerini ve hatta özgürlük yolundaki bütün kutsiyetlerini savunamaz, sahip çıkamaz duruma gelecek; gerektiğinde ülkelerine çok çabuk sırtlarını çevirebileceklerdir. Kimi gençlerde, değişik kültür ve milletlere karşı beğeni ve hayranlıkların hat safhada oluşmasının, hatta gönüllerde ve düşüncelerde yeşermesini hiç arzu etmediğimiz kendi milleti ve ülkesine karşı “küçümseme ve aşağılık duygusu” gibi hallerin vuku bulmasının altında yatan ana etkenin “kimliksizlik” dolayısıyla da “milli şuur” noksanlığından kaynaklı olduğunu rahatlıkla ifade edebiliriz. Halbuki her bir karış toprağında farklı medeniyetleri ve kültür birikimlerini barındıran, bedeli kanla ödenmiş bu kutlu vatanda yaşamak ve bu memleketin bir ferdi olarak milli ve manevi zenginliklerimizle bir bütünlük içerisinde hayatımızı idame ettirebilmek, lütufların da ayrıcalıkların da en yücesidir.
“Devamı Haftaya”