Birey, toplumsal ve kültürel yapı içerisinde kendisini nasıl tanımlıyor ve kavraya biliyorsa o yönde bir kimlik yapısına zaman içerisinde sahip olacaktır. Toplum adına sağlıklı kimlikler oluşumunu doğrudan etkileyen en önemli faktör hiç şüphesiz ki “milli şuur”dur. Gerçek anlamda milli şuura sahip olan milletler, kendilerini yansıtan bir kimliğe sahip olurlar. Çünkü kimlik denilen olgu, milli bir bilinç neticesinde bireylerde zuhur eder. Kimlik sayesinde bireylerde zamanla milletlere karşı farkındalık bilinci ile birlikte kendi kültür ve değerlerine yönelik aidiyetlik duygusu oluşur. Kimlikle beraber farkındalık bilinci ve aidiyetlik duygusu kazanan birey; bir taraftan kendi öz değerlerinde yoğunlaşma yaşarken, diğer taraftan kültür ve değerlerinden de asla ödün vermeyecektir. Milli şuur ile beslenen kimlikler doğal olarak, içerisinde yaşadığı toplumu kesin çizgilerle başka milletlerden ayırt edecek özellik ve vasıfları gayrı ihtiyari taşıyacaktır. Aynı zamanda bu yapılar küreselleşen süreçte başkalaşmaya karşı da mutlaka dirençli olacaktır.

Milli şuur; başta tarih ve kültür alanları olmak üzere diğer bütün milli kültürel değerlerden beslenerek meydana gelir. Birey bu değerleri özümseyip, yaşadığı topluma aidiyetlik duygusu ile bağlanabildiği takdirde gelecek adına sağlıklı kimliklerin oluşacağını rahatlıkla ifade edebiliriz. Ancak birey kendisini bir türlü doğup büyüdüğü topluma ait hissetmiyor, değerlerini geri kalmışlığın müsebbibi olarak değerlendiriyorsa eninde sonunda bir kimlik karmaşası yaşayacaktır. Çünkü bu tarz yapılarda, başka milletlere yönelik hayranlık ve taklitçilik ruhu hat safhada olacaktır. Özellikle üniter yapılarını yitirmiş toplumların bireylerinde kimlik sorunlarını ve karmaşalarını rahatlıkla görebiliriz.

Bu alanda çok önemli bir etkiye sahip olan kültürel yozlaşma süreçleri, etkisi altına aldığı ülkelerde büyük çaplı kimlik sorunlarını da beraberinde doğurmuştur. Özellikle Tanzimat sonrası gelişen Batı hayranlığı; yıllar içerisinde kendi kültürünü horlayıp, Batı kültürüne hayran olan; ancak doğası gereği bu kültürün de gereklerini tam yerine getiremeyen; dolayısıyla da kendi kültüründen uzaklaşan, hayran olduğu kültürde de taklitçilikten öteye geçemeyen tabiri caizse arada kalmış kültürleri ve güruhları dönem dönem doğurmuştur. Doğu’nun hamuru ile hamurane olmuş bir millete zaman zaman Batı’nın kendisine münhasır değerlerinin enjekte ediliyor olması, haliyle o toplumda doku uyuşmazlıklarının oluşmasına neden olmuştur. Bu durum yurdum insanında kültür bocalamalarını doğurduğu için çalışmalarda istenilen başarılara ulaşılamamıştır. Kültür bocalaması olarak yaşanan bu süreçten haliyle en fazla zarar gören yapı ise bireysel ve toplumsal kimlikler olmuştur.

“Devamı Haftaya”