Her zaman “kahve bahane” olmuyor. Bu sefer de çorba bahane oldu. Lâkin, çorba da şahane idi sohbette. Düğülcük Çorbası daveti bizi bir araya getirdi. Sivas'a özgü hem lezzetli hem de kültürel bir değeri olan, çocukluğumuzun önemli çorbası, “Düğülcük” sofrası çoktan kurulmuştu. Yeme içme görüntülerini paylaşmayı hiç sevmem. Zaten, damak tadımın mükemmel olduğu da söylenemez. Buna rağmen, bu çorba ile birlikte görüntü vermekten kaçınmadım.

O gün sabah erken vakitte, Mustafa Demir Müdürüm aradı. Mustafa Demir Müdürüm, Şemsettin Sungur Müdürüm ve kendi ifadesiyle SSK Müdürümün dostlukları da yârenlikleri de Sivas Maarif Camiasının malumudur. Milenyumlu yıllardan sonra, zaman gereğinden de hızlı aktığı için tam tekmilini veremeyeceğim fi tarihinde yine böyle bir sosyal medya paylaşımında, rahmetli ebemin meşhur çorbası Düğülcek Çorbası içtiklerini görünce, "yediğiniz içtiğiniz sizin olsun" dememiş, “Hep, kendiniz yiyorsunuz, bu nasıl Müslümanlık" demiştim. Onlar da bir sonraki sefere sen de buyur demişler di ya ALLAH biliyor, ben sözlerini unutmuştum. Fakat onlar unutmamış. "Sabahın köründe" desem ayıptır, ışıl ışıl ışıldayan güneşi de görmeyen asıl kördür. Sabahın nurunda, mesai öncesi daha bayrak törenini bile yapmadan Mustafa Müdürüm aradı. "Şemsettin Müdürümün okulunda, Düğülcek Çorbası" içmeye bekleniyorsun, di gel gayrı" dedi. Yanında "küp peyniri, eşkili tandır giliği de var” deyince," Vallaha mı? dedim, yola revan oldum.

Yukarıda da ifade ettiğim gibi, bendeniz fakir, esasında yeme içmeden anlamam, damağım var ama "damak tadım" ziyadeli değildir. “Sonradan gurme” olamadığım gibi önceden de gurme değildim. Hülasa, daha yeni yeni yaş aldıkça, yani "epey sonradan gurme'yim” az biraz. Fakat, bu başka. Bu rahmetli ebemin ve da anneciğimin, Herle ile birlikte en meşhur çorbası olan Düğülcek Çorbası. Hem de içinde tike de varmış. Durur mu yum...

Ben, durmadım ama benden de aceleciler varmış, meğer. Davetlilerden biri olan Mete Çaykuş müdürüm, günleri şaşırmış olmalı ki Pazar günü çorba içmek için okulun kapısında beklemiş. Bakmış, kapı kilitli ve gelen giden yok, Şemsettin Beyi aramış, gerisin geri dönmüşler.

Ev sahibimiz Şemsettin Bey, organizasyonu yapmış. Nuran Gündüz Öğretmenim çorbayı pişirmiş, her şeyi hazırlamış. Ayarını nasıl da tutturmuş. Tıpkı çocukluğumuzdaki tadı. Sivas’ımın Zeron Buğdayından yapılmış, doğal bulgurunun doğal çorbası. Tarifi; Sivas'ımızın, köy görmüş, düven sürmüş, harman kaldırmış, patos atmış hatun kişilerinde mahfuzdur. Belkim, Müjgan Abla da yazmıştır, kitaplarında. O yazmıştır da ben okumamışımdır işte, affola. Bilmeyenler için Nuran Hanımın kendi yazdığı tarifini de hemen ekleyeyim. Ana malzememiz düğülcek. Yani, ince bulgurdan elde edilen daha küçük taneli bir çeşit bulgur. Bulgurun ne olduğu ve nasıl yapıldığına girmeyelim şimdi. Ama tikenin ne olduğunu söyleyelim. Bizim çocukluğumuzda, et her an bulunmadığı için kurban etleri ve kemikleri kurutulur ve bu tür çorbalar için de kullanılırdı. İşte, küçük küçük doğranarak kurutulan et parçalarına da tike denirdi.

Nuran Hocam tarifinde, önce kuru kemiğin tuzunun alınması için haşlandığını, ayrı bir tencerede et yağları ve kuru soğanları da ekleyerek kavurma işlemine devam edildiğini, yağlar ve soğanlar kavrulduktan sonra bir kaşık kadar pelver konulup, pelverin çiğ kokusu çıkana kadar kavrulduğunu anlattı. Bunların üzerine bir çay kaşığı kokulu kırmızı toz biber ve pul biber eklenir. Haşlanmış kuru kemik ve suyu bu tencerenin içine konularak bir süre kaynatılır, tuzu eksikse tuz ekleyerek hazırlanan bu suyun içine düğülcekten konularak 10-15 dakika pişirilip servis edilir. Sevgiyle pişirilen düğülcek çorbamız artık içilmeye hazırdır.

Düğülcek ya da düğürcük çorbası, Sivas yöremize ait, kış aylarının vazgeçilmez lezzetlerinden biridir. Az malzeme ile kolayca yapılır. Çorbamızın, özellikle kışın, kar yağarken içilmesi ayrı bir keyiftir. Soğuk, karlı kış günlerinde, sabah kahvaltısı yerine, yanında küp peyniri ve kuzineli sobada ısıtılmış çörek ya da gilikle birlikte kaşık kaşık içilir ve içtikçe, içenlerin içini ısıtır.

Bir acı kahve ikram edene, 40 yıl hatır gözeten bir milletiz. Şimdi bu çorbanın hatırı, acı kahveyle kıyas edilir mi? Pişirene, taşırana, düşünene, buyur edene, ne deyim. ALLAH da hatırı sayılanlardan eylesin. Bu dünyada ihtiyar, iki cihanda bahtiyar olasınız.

Bu arada Kültür Müdürümüz Aziz Erdoğan Abimin de bilgisine. Coğrafi işaret neyse, Düğülcek Çorbasına da Herle'ye de alsın. Yoksa, aha bu Yunan Gavuru, "Düğülcüki Çorbaki" der hemen tescil ettirir...

Es-selam.