Şu meşhur seksenlerin sonu, doksanların başıydı. Daha, ortaokul talebesiydik. Dünyada, o günlerde de savaş vardı. İran- Irak Savaşı 1980-88 arasında tam 8 yıl sürmüş, her iki taraftan 1 milyondan fazla insan öldürülmüştü. Ardından 1. Körfez Savaşı (1990-91) başlamıştı. Amerika; “suyumu bulandırıyorsun kabilinden” bile sayılamayacak üretilmiş gerekçeler, uydurulmuş bahaneler ve medya manipülasyonu ile “Irak’a demokrasi getirmek(!)” için saldırıya başladığı günlerde biz sınıfımızda “Saddam! Saddam! Saddam!” diye tempo tutmuştuk. Derse girmeden önce bağırtımızı duyan İnkılap Tarihi Dersi Öğretmenimiz YUMURTACI Mustafa, sınıfa girip bizi fena azarlamıştı. Her savaşta olduğu gibi bu savaşın da taraftarı ve aleyhtarı çok fazla idi. Bu durumu öğretmenlerimizden bile anlayabiliyorduk. Mevzu savaş olunca, bazı hocalarımız bizlere nasihat ederken, şu ifadeleri de çok sık kullanırlardı. “Bu savaşlar sonunda sıra bize de gelecek. Irak, Suriye, İran ve Türkiye. Asıl hedef, Türkiye’dir. Bunlara, “biz sizden daha gavuruz” desek bile bizi bize bırakmazlar.” Sonradan öğrendik ki bu uyarılar, aslında Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN Hocamızın ferasetiyle, bugünlerin 40 yıl evvelinden söylenmiş sözlermiş.

Körfez Savaşından 20 yıl kadar sonra 2011 yılında Suriye Savaşı başladı ve halen devam ediyor. Başlangıçta Esed Rejimine karşı, “Arap baharı(!)” sürecinde bir iç savaş olarak başlatılan bu savaş, sonraları ABD, Rusya, İran ve İran destekli grupların saldırılarıyla büyüdükçe büyüdü. Suriye İç Savaşı, bir vekalet savaşı haline geldi ve DAEŞ, Haşdı Şabi, Şii Milisler ve PKK gibi terör örgütleri Suriye de zemin ve mekân kazandı. Huzur sağlanamadı maalesef. 2024 Yılı aralık ayında Ahmed Hüseyin eş-Şara liderliğinde Esed’in devrilmesinden sonra da ara ara katil İsrail’in saldırıları oluyor. İsrail, kendi saldırmadığı zamanlarda da “vekil güçleri” aracılığıyla ayaklanmalar çıkartıyor, Suriye’deki farklı etnik ya da dini gruplar ile devlet güçlerini birbirine kırdırıyor ve Lübnan ile birlikte Suriye topraklarını da adım adım işgal ediyor. Yani kırk yıl önce söylenenler bir bir gerçekleşiyor. Ve şimdi sıra geldi İran’a…

Önce, 19 Mayıs 2024 tarihinde şüpheli bir helikopter kazasıyla İran Cumhurbaşkanı İbrahim REİSİ öldürüldü. Ardından, 13 Haziran 2025 tarihinde İsrail İran’a saldırdı. Tarihe 12 Gün Savaşı olarak geçen saldırıyla İsrail, vekil araçlar aracılığıyla değil, doğrudan İran'ın nükleer tesislerine, F-35 Savaş Uçaklarıyla saldırdı. Birçok şehirdeki askeri üsler, hava savunma sistemleri ve nükleer tesisler bombalandı. Aynı zamanda Mossad Ajanları da İran içinde nükleer bilim adamlarını ve komutanları öldürdüler. ABD de savaşa dahil olarak doğrudan doğruya İran’a saldırılar düzenledi, B-2 Uçaklarıyla bombardıman yaptı. İran, bu saldırılara, Dünya kamuoyunu tatmin etmeyen cılız cevaplar verdi. Bu savaşta İran’a İsrail’den çok daha büyük kayıplar verdirilmesine rağmen, “devlet görünümlü sapkın çeteler” 28 Şubat 2026 da İran’a daha büyük bir saldırı başlattılar.

İşte bu saldırılar bir aydan fazla bir zamandır, dünyanın en gelişmiş silahlarıyla ölüm kusuyor. ABD ve İsrail, Nato ülkelerini yanlarına alamasalar da İran da belirledikleri on binlerce hedefi vurmaya devam ediyorlar. İsrail, İran ile tek başına savaşa girmeye cesaret edemediği için ABD’yi, Epstein Dosyası Şantajlarıyla çok kolay ikna etti. Rahmetli Erbakan Hocaya bir gazetecinin; “Hocam, sürekli İsrail tehlikesinden bahsediyorsunuz. Bu İsraillileri Dünyadaki şehirlere vali-kaymakam yapsak, buna bile sayıları yetmez” anlamındaki eleştirisine; “siz öyle mi zannediyorsunuz? İsrail, ABD aracılığıyla Dünya’ya tahakküm edecek” şeklinde verdiği cevap da aynen dediği gibi gerçekleşiyor ve İsrail, savaşı tüm İslam ülkelerine yaymak için yaktığı fitne ateşine odun taşımaya, üzerine de benzin dökmeye devam ediyor. Terör devletinin yetkililerinden ve ABD’li bazı evanjelistlerden daha İran parçalanmadan sıranın Türkiye’de olduğunu hatta şii-sunnî farketmeksizin tüm Müslümanlar olduğunu duyuyoruz. Şunu da biliyoruz ki eğer son 25 yılda özellikle Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN liderliğinde savunma sanayisinde yapılanlar olmasaydı, bu sapkınlar Türkiye’yi, İran’dan da önce parçalayacaklardı. 15 Temmuz İhaneti de bu durumun ataklarından biriydi.

Peki, Müslümanlar bu kadar kolay lokma mı? Maalesef, evet. Dünya’da 2 milyar Müslüman yaşamakta. Yani, Dünya’daki her dört kişinin en az biri Müslüman. Hristiyanlardan sonra, Dünya’daki ikinci büyük din. Müslümanların yüzde 90’ı Sunnî ve yüzde 10’u da Şiî. Müslümanlar; Hristiyanlar ya da başka dinlerde olduğu gibi mezhepsel olarak aşırı bölünmüş de değiller. Coğrafya olarak da bölünmüş değiller. Müslüman nüfusun büyük bölümü Asya ve Afrika’da yaşıyor. Daha da önemlisi; Müslümanlık, Dünya’da en hızlı büyüyen din. Müslümanlara dünyayı dar eden Yahudiler ise toplam 15 milyoncuk ve bunların da tamamı Siyonist değil. Bir Yahudi 133 Müslümana bedel. Bu istatistikten sonra analiz yapmak, yazı yazmak, konuşmak…

Düşünebiliyor musunuz, adamlar eskatolojik kıyamet için öldürüyorlar, yakıyorlar, yıkıyorlar, tecavüz ediyorlar. Öldürmek için binlerce yıldır, kuşaktan kuşağa motive oluyorlar, sapkın anlayışlarını dini bir vecibe olarak görüyorlar, bunun için her şeyi ve her çeşit fitneyi çıkarıyorlar. Hristiyan Siyonizm’ini üretip, ABD’yi arkalarına alıyorlar. Barış için değil Savaş’ın yaygınlaşması için Şeytani bir akılla gayret ediyorlar.

İşte tüm bunlar ve de Armageddon Savaşı ile sadece Müslümanların değil, tüm Dünyanın yok olması için “Tanrı’yı Kıyamete Zorlamak” için çalışıyorlar. Şu tezata bakar mısınız? Hem Tanrı’nın varlığını kabul ediyor hem de Tanrı’yı bir şeye zorlayabileceğine iman ediyor. İşte bu kadar sapkın görüşlerin sahipleri bu sapıklıklarını gerçekleştirmek için gece gündüz çalışıyor. Etrafındaki devletlerden başlayarak işgal ediyor. Bu işgal, parçalama, istikrarsızlaştırma, güçsüz bırakma amacına matuf bugün bir kez daha İran’a saldırı başlattılar. İran bugün yalnız bir devlet. Kendi vekil güçleri “hussiler” bile savaş başladıktan bir ay sonra İran’ı desteklemek amaçlı birkaç saldırı düzenlediler. Bu yalnızlığının arkasında Şiiliklerini Müslümanlıklarının önüne koymaları ve Sunnî Müslüman topluluklara yaptıkları katliamlar, tecavüzler, zulümler olsa da İran Savaşı, İran’ın Savaşı değil.

ALLAH (C.C), tüm Müslümanlara feraset, basiret, iz’an ve muzafferiyet versin. Şunu da tüm Dünya bilsin ki; Batı’ya da Batı’nın demokrasisine de değil Müslüman ülkelerin, Dünya’nın hiçbir ülkesinin ihtiyacı yoktur.

Sizi de demokrasinizi de istemiyoruz, başınıza çalın.

Es-selam…