Millet olarak inancımızda Ramazan ayının ehemmiyeti ve değeri oldukça belirgindir. Özellikle Ramazan ayı gelmeden yapılan hazırlıklar, iftar ve sahura yönelik tatlı koşuşturmalar, yine bu ay içerisinde düzenlenen eğlencelik ve sosyal nizama yönelik etkinlikler ve nihayetinde de inananlar adına ödül olarak sunulan Ramazan Bayramının büyük bir mutlulukla ifa ediliyor olması bu durumu kanıtlar niteliktedir. Bu anlayışın toplumda kat be kat hâkim olduğu daha evvelki dönemlerde, Ramazan ayına ayrı bir önem verilmekle beraber, bayram adına da birçok faaliyet özel olarak düzenlenmekteydi. Toplum adına bu değerli ve birbirinden güzel uygulamaların günümüzde yaşanamıyor olması ya da daha az icra ediliyor olması, insanların iç çekmelerine sebebiyet vermekte ve haklı olarak onlara “Ah Nerde O Eski Ramazanlar?” sualini içtenlikle söyletmektedir.

Özellikle Ramazan ayının gelmesiyle yörenin, mahallenin genel havası değişirdi. İnsanlar her ne kadar dini vecibelerini yerine getirmekle beraber, arta kalan vakitlerini de çok eğlenceli etkinliklerle geçirmekteydiler. İftar vaktinden sonra insanlar sokaklara dökülür, burada Hacivat –Karagöz oyunları, kukla oyunları ya da diğer gölge oyunlarını büyük bir zevkle izlerlerdi. İnsanlar sahur vaktine kadar uyumazlardı. Meydanlarda cambazlar, hokkabazlar olur; insanları eğlendirirlerdi.

İftar hazırlıkları günümüzde olduğu gibi başlı başına tatlı bir temaşa idi. Hele hele Ramazan’da iftar yemeği vermek insanlarımızın çok sevdiği bir gelenekti. Sürekli bir koşuşturmaca içerisinde, komşu ve akrabaları davet etme telaşı; bütün bunlar vaktin nasıl geçtiğini insanlara hissettirmezdi. Yapılan iftarlıklar, mümkün mertebe komşular arasında paylaşılır, bu şekilde yiyecekler bir anlamda bereketlenmiş olurdu. Eskiden iftar vakitlerinde evlerin kapıları kesinlikle kapalı tutulmazdı. Yolda kalanlar, iftar vaktine yetişemeyenler ve fakirler kapısı açık bulduğu eve gelir iftarlarını yapabilirlerdi. Bunda çekinilecek ya da toplum adına yadırganacak bir durum yoktu.

Geçmişten kalma günümüzde de uygulanmakta olan tekne orucu geleneği, çocukların oruca alışmaları için mükemmel bir alışkanlıktır. Bu gelenek sayesinde çocuklar, topluma yönelik aidiyetlik duygusuyla kendilerini değerli hissetmekle beraber, inançları gereği almış oldukları bu sorumluluğun gereklerini tavizsiz öğle vaktine kadar icra ederler. Çoğu yöremizde çocukların tutmuş oldukları tekne oruçları, büyükler tarafından bayram sabahında belli bir bedel karşılığında satın alınır. Bu şekilde çocukların oruç ibadetine alıştırılması, alıştırılırken de bu hâlin çocuklar adına zorlaştırılmaması, zulme dönüştürülmemesi öncelik olarak hedeflenir. Bunun yanısıra oruç ibadetinin çocuklar için zevk alınacak, arzu edilecek bir hale dönüştürülmesi de son derece önemlidir.

“Devamı Haftaya”