Gandi; sivil itaatsizlik ve şiddet içermeyen eylemsel hareketleriyle İngiltere İmparatorluğunu dize getirerek Hindistan’ı bağımsızlığına kavuşturan efsanevi liderdir. İngiliz sömürge sistemine karşı halkını örgütleyerek onlara bağımsızlık yolunu açmıştır. Bunun yanında Hindistan’da uygulanmakta olan “Kast Sistemi”ne de en sert tonda karşı çıkmıştır. İnsan haklarının savunucusu niteliğinde tüm dünyada evrensel bir sembol olmuştur. Pasif direnişle Hindistan’a bağımsızlığını kazandıran bu ruhani lider, başarılarını ve elde ettiği kazanımlarını tavizsiz kimliğine borçludur. Dilerseniz bu anlamda Gandi’yi Ahmet KABAKLI hocamızın anlatımıyla daha yakından tanıyalım;

“Gandhi, ilk gençliğinde Londra’da tahsil ederken tam bir İngiliz centilmeni olmaya özeniyordu. Aklı, fikri şıklık, muaşeret, dans ve gösterişte… Bir gün Hind milliyetçisi bir gazeteci kendisini ziyarete geldi. Kılık kıyafet ve tavırlarını hakaretle süzdü. ‘Hindistan’ı bu kukla bey halinizle mi kurtaracaksınız Mahatma?’ dedi. Gandi, bu sözün manasını yıllardan sonra anladı: Hintlilere başbuğ olmak için Hintliler gibi giyinmeli, onlar gibi yemeli, sefalet çekmeli, halkının inandıklarına inanmalı idi.

Londra Üniversitesi’nin genç ve parlak öğrencisi Gandi, günden güne değişir. Milletinin kendisine verdiği tarihi emri her gece duyar gibi olur, olgunlaşır. Dans, musiki oyunlarını, salon safâlarını, süslü elbiselerini birer birer defeder. Nihayet o sonraları pek meşhur olan, sırtı peştamallı, ayağı nalınlı, o yarı çıplak, kara kuru kıyafeti ile Londra sokaklarında dolaşmaya başlar. Hindliler gibi yer, onlar gibi oturur kalkar, düşünür, murakabeye dalar, dua eder. Azmini sonsuz kuvvetlendirir. Gelin görün ki ve pek tabii olarak Gandi o kılığı ile Londra sokaklarından geçerken kenar mahallenin çocukları ona taş atarlar… Ardından teneke çalarlar ona: ‘Pis Arap!... Kara kancaloz! Satılmış Hindli…’ diye hakaretler yağdırırlar. Ama Gandi öyle arsız mahalle çocuklarına pabuç bırakacak soyundan değildir. Küçük büyük bütün serserilerden gördüğü hakaretler, ömrü boyunca onun iradesini güçlendirmekten başka işe yaramaz. Gandi, milletinin kendisine verdiği tarihi vazifeyi yapar. Kendisine ahmakça laf atmaktan ve zorluk çıkarmaktan başka marifeti olamayan koca bir imparatorluğu bir daha toparlanmazcasına tarumar eder. Gerçekten Gandi 20. Yüzyılın en büyük mücadele adamıdır.

Bir gün İngilizler onu müzakere için Londra’ya çağırmaya mecbur oldular. Bindi vapura. O zamanın vapurları Hindistan ile İngiltere arasındaki yolu iki ayda alıyorlardı. Londra’da çocuklar ardına düştüler. Halk gülüşerek onu birbirlerine gösterdi. Umursamadı bile. Herkesin smokinle, büyük üniforma ile girdiği Lordlar Kamarası’na o beyaz peştamalı ile girdi. Şatafatlı Lordların dizildiği masanın üstüne çıktı. Hind usulü bağdaş kurup oturdu. Asil efendiler, birbirlerini dürtüp gülüşmeye, ‘Biz bu ucube ile mi görüşeceğiz?’ gibilerden fiskosa başladılar.

Gandi çıktığı yerden yine sabırla indi. Sandallarını giyerken: ‘İngiliz devletinin temsilcileri henüz beni anlayacak ve ciddi meseleler üstünde konuşacak olgunluğa ermemişler. Lütfen yol gösterin gemiye binip Hindistan’a dönmek istiyorum.’ Dedi. Ve iki aylık yoldan aynı sabırla geri döndü.

Gandi’nin şahsiyetindeki büyüklüğün bu zaferi, siyasi bir müzakerede kazanılacak başarıdan kat kat parlak olmuştur. Çünkü ancak kendinden utananlar için Avrupalı kıyafet bir zırh, bir hicap örtüsü veya sığınaktır. Kendi büyüklüğünü bilen adamı, giyiniş değil çıplaklık bile küçültmez.”

Devamı Haftaya